Haberin Hedefi Kaynayan Kurbağa

0

Haberin Hedefi Kaynayan Kurbağa

Kitle iletişim araçlarına kapılıp giden insan, televizyon, gazete ve internet sitelerinde aynı kaynaktan çıkan haberlere maruz kalıyor. Çok geçmeden kendini kaptırıyor ve yaşadığı topluma, geçmişine hatta geleceğine yabancılaşabiliyor.

Yazılı kültür sayesinde insanlar düşünür, yorumlar ve kabul etmeden önce sorgular. Televizyon gibi gürültü ve eğlencesi fazla verdiği bilgi sınırlı araçların yaygınlaştığı şu dönemlerde ise insanlar sadece kendilerine gösterilene kapılıyorlar. Gör-geç tarzında ki bilgiler çok fazla sorgulanmadığı için kirli argümanların içinde sunulanlardan olup biteni kavramaya çalışıyor insan. Ancak çoğu zaman düşünmeye dahi fırsat bulamıyor. Krizleri, savaşları, çatışmaları, şiddeti ve istismarı donuk bakışlarla izleyip kalıyor. Bütün bunlara şahit olmak kalbi ve ruhu yoruyor; enerji, neşeyi bitiriyor üretkenliği azaltıyor, umutsuzluk ve çaresizliği ise artırıyor.

Hangisi haber?

Medya her zaman seyircisinin ve okuyucusunun dikkatini çekmek üzerine kurulmuştur. Bunu da ancak ‘gösterişli ve heyecanlandıran’ (spectacular-muhteşem) haberi sunmakla sağlayabilir. Dolayısıyla korku, gerilim, şehvet ve şok duygular uyandıran haberler öne çıkarılır. Medya çalışanları şiddet ve kanın okuyucuyu çektiğini bilirler. Ve bu yüzden, çoğu yayın yönetmeni ‘kan varsa, tutar’ ilkesini kendisine düstur edinerek hareket eder.

Yayın yönetmenlerinin benimsedikleri bir diğer ilke de ‘kötü haber, iyi haberdir’ (bad news is good news) ilkesidir. Bu da dünyada haber tekelini ellerinde tutan büyük ajansların, gelişmemiş ya da az gelişmiş ülkelere yönelik ortaya koydukları haber anlayışından kaynaklanır. Felaket ve sefalet haberleri yoğun bir şekilde verilir. Ülkemiz de büyük oranda bu ajansların etkisi altında olduğu için aynı kötü haber tarzı, medyamızın ruhunda da vardır. Üstelik bu tarz sadece şiddet haberleriyle göstermez kendini.  İstismar ve taciz haberleri de medyanın bu olumsuz damarını besleyen öğeler arasındadır.

Haberler neyi teşvik ediyor

1984 yılında yapılan bir deneyde, katılımcılara birtakım gayr-ı ahlaki suç teşkil eden haber izlettirilmiştir. Bu seansların ardından da deneklerden benzer bir suçu değerlendirmeleri istenmiştir. Deneklerin yapmış oldukları değerlendirmelerden yola çıkarak, bu tarz haberlere maruz kalma süreleri ile işlenen suçu hafif görme eğilimi arasında paralellik olduğu gözlemlenmiştir. Bu tarz haberleri izleme süreleri arttıkça, suça yönelimleri de artmıştır üstelik. Bütün bunlar göstermektedir ki, gayr-ı ahlaki suçlara meyil konusunda medya, toplum bilincini olumsuz yönde etkilemekte ve suça teşvik etmektedir.

Özellikle aile içi istismar ve sapıklık gibi toplumun manevi değerlerini felce uğratan ve psikolojisini bozan hadiseleri haberleştirmek, hem toplumun hafızasına hem de aile yapısına ciddi zararlar vermektedir. Ne hikmetse, “Başka yayınlayacak haber mi kalmadı?” dedirtircesine eksik olmuyor bu tarz haberler medyada.

Yapılan çalışmalar göstermiştir ki; şiddet ve intihar haberlerini sık izlemek, benzer durumlarda kalındığında kişide bir tercihmiş gibi hissedilmektedir. Yine gayr-ı ahlaki suç teşkil eden haberlerin sık izlenilmesi de bu tarz durumların normalmiş, olabilirliği varmış gibi görülmesine yol açmaktadır.

Hâlbuki televizyonlar; insanların acılarını, yaşamış oldukları felaketleri ve ıstırapları, insanları dehşete düşürecek, korkuya yol açacak ve duygularını sömürecek şekilde vermemeli, onların ruh sağlığını bozacak yayınlar yapmamalıdır.

Haber yasağı çözümü

İletişimin altın çağı yaşanırken, yapılan her bir haberin küresel etkilerinin olabileceği akıllardan çıkartılmamalıdır. Özellikle haberler hazırlanırken izleyicilerin nasıl etkilendiği ve yönlendirildiği üzerine kafa yormak gerekir. Kurumları kişileri korumak için getirilen haber yasağı yeniden hatırlanabilir ve bu toplumu koruyacak şekilde ele alınabilir. Sadece medya kuruluşları değil, aynı zamanda eğitimciler ve psikoloji uzmanları da bir araya gelerek yapılacak haberlerin asgari prensiplerini belirlemelidirler. Temel kıstas olarak:

  • Şiddet içerikli bir hadisenin haberi yapılıyorsa haberle ilgili görsel kullanılmamalıdır. Ayrıca haberin tekrarını vermekten kaçınılmalıdır. Haber yayınlanacaksa bile çocuklara ve gençlere zararlı etkileri olabileceğini belirten akıllı işaretler kullanılarak servis edilmelidir.
  • Savaş görüntüleri, cinayet, cinnet, intihar gibi şiddet içerikli haberler, aile içi boşanma haberleri, taciz ve istismar haberleri sansürlenmeli ve izleyicilere olumsuz görüntüler yansıtılmamalıdır.

Su mermeri delebilir mi?

Medya sadece bizim duygularımızı etkilemez. Asıl gücünü algılarımızı değiştirirken ve yönetirken yönlendirirken kullanır. Mesela bundan beş yıl önceki değer yargılarına sahip değiliz. Dün değil medyada, toplum içinde konuşulması bile mümkün görünmeyen mevzular bugün TV’lerde saatlerce tartışılmaktadır. Sahi, nasıl oluyor da bu kadar normalleşiyor? Birisi hipnoz mu yapıyor?

Basit bir su damlası koca bir mermere ne yapabilir ki, diye düşünebilirsiniz. Bu basit su damlalarının damlaya damlaya oyuk oluşturduğu bir taşa denk gelmişseniz neler yapabileceğini bilirsiniz. İnsan zihni de böyledir. Bir adama sürekli deli derseniz, bir süre sonra deli olduğunu kabullenmeye başlar. Buna inandığında ise o artık bir delidir.

İnsanların bir şeyi kabullenmelerini istiyorsanız, o şeyi sürekli tekrar etmeniz gerekir. Ne kadar sık dile getirir ve göz önünde tutarsanız,  o kadar çabuk benimsenme sağlanacaktır. Kaynar sudaki kurbağa hikâyesi anlatmak istediğimizi çok iyi özetler.

Kaynayan kurbağa sendromu

“Kaynayan Kurbağa Sendromu” diye bilinen bir kavram vardır.  Bilimsel bir deneyden yola çıkarak genelleşmiştir. Deneyde bilim adamları kurbağaların ısı algısını ölçmeye çalışmışlardır.

Önce hayvanı kaynar suyun içine atarlar. Kurbağanın sıcak suya değmesiyle, tekrar dışarı sıçraması bir olur. Birkaç defa yinelenir deney ama sonuç değişmez. Bilim adamları bu kez deneyin ikinci kısmına geçerler. Bu sefer kurbağayı normal bir suyun içine bırakırlar. Bu kurbağanın hoşuna gider. Başlar keyifle yüzmeye ve neşeyle vıraklamaya. Bilmediği şey ise, suyun alttan yavaş yavaş ısıtıldığıdır. Hayvan ortama alışmaya çalışır. Suyun ısısı hafif yükseldiğinde de kaçmaya yeltenmez. Çünkü bu hoşuna gider. Onun hoşuna gitmeyen kaynar sudur. Suyun ısısı arttıkça hayvan bundan rahatsız olmaya başlar fakat kaçmaya da yeltenemez. Sıcaktan iyice gevşemiştir ve sıçrayacak takati yoktur. Deneyin sonuna gelindiğinde ise kurbağa patlayarak ölür.

Bir an için deneyde olduğunuzu varsayın. Yalnız, bu sefer iletişim ve haber kanallarında yüzen biziz. Bizden yapmamızı istedikleri ya da kabullenmemizi bekledikleri şeyi sürekli yineliyorlar. Aradan yıllar geçtiğinde ise bunun normal olduğunu düşünmeye başlamamız en kötü talihsizliğimiz olmaz mı?

Kukla tiyatrosu izleyenler bilir. Tahta oyuncakta değildir marifet; bağlı olduğu iplerdedir. İplerin kimin elinde olduğunu kimse umursamaz; ama gerçekte gösterinin yıldızı o adamdır. Ve izleyenler izlemeye devam ettikçe oyunun sonu o nasıl isterse öyle olacaktır.

(Toplam 238 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.