EdebiyatKültür Sanat

Hacca Giden Mürekkepler

Hazreti Allah, “Denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa da Allah’ın kelimelerini yazmaya yetmez.” buyurarak bizi aciz bırakırken aynı zamanda bize yol göstermiştir. Âyet-i kerîmede bize yol gösterenlerden, bu yazımızda “mürekkebi” ele alalım.

Mürekkep, birkaç tane maddenin birleşiminden meydana gelir. İçeriğine koyulan maddelerle farklı renkler ve isimler almakla birlikte en çok kullanılanı ve tarihte bilineni “isten” yapılan mürekkeptir. Öyle ki bu mürekkepten yeni bir kültür ve medeniyet doğmuştur. Bilhassa Osmanlı İstanbul’unda bunu görmek mümkündür.

İs mürekkebi, çay misali demlendikçe canlanır, aharlı kâğıda yazıldığı vakit zamkın yardımıyla suda asılı kalıp silinebilir bir özellik kazanırdı. O zamanın kamış kalemleri için kullanıma elverişli olup başta beziryağı olmak üzere neftyağından, menekşe yağından ve zeytinyağından elde edilirdi.

Aharlı kâğıda is mürekkebiyle yazılanlar kazınabilir, hatta yalanıp silinebilirdi. Bu, o devrin şartları gereği okuma yazma işiyle uğraşan kimseler için çok pratik bir usuldü. Çünkü kâğıt azlığı, bunun idareli kullanılmasını icap ettirmiş, yanlış yapanlar hatasını telafi imkânı bulmuşlardır. Okumuş yazmış, yazıyla hemhal olmuş kimseler için kullanılan “mürekkep yalamış” tabiri işte buradan çıkmış ve bu kelimeyle edebiyat meclisinde temsil edilmiştir.

İsten mürekkep nasıl yapılırdı?

İsi elde etmek hayli meşakkatlidir. Fazla miktarda elde etmek için, çok fazla mesai sarf etmek gerekir. İs çıkarmayı meslek edinen bir esnaf grubu ortaya çıkmıştı. Bu esnaf grubunun çalıştığı “İshaneler”, Eğrikapı’daki Tekfur Sarayı’nda idi.

İs çıkarılan diğer önemli yerler de büyük camilerdir. Elektriğin olmadığı zamanlarda aydınlatma için kandiller kullanılır ve bu kandillerde zeytinyağı yakılırdı. Yanma sonucunda ortaya çıkan is, cami içerisinde oluşturulan hava akımıyla, is odalarına sevk edilir ve buradaki duvarlarda birikirdi. Zaman zaman bu isler görevliler tarafından kazınır, kullanmaları için talebelere ve mürekkep ustalarına verilirdi.

İs mürekkebi elde etmek için is, zamk ve su belli oranlarda karıştırılır, mermer bir dibekte şimşir tokmakla ezilirdi. Bu iş çok meşakkatli olurdu. Fazla ezme imkânı bulunamadığı takdirde, açılıp kapanan kapılara asılırdı.

İs, hac yoluna nasıl çıktı?

Beytullah’ın birer şubesi olan camilerdeki is odasından alınan is, terkibi yapılarak bir şişeye koyulup bir Surre Alayı ile devenin boynunda harameyne varır, o mukaddes beldeleri ziyaret eder, bu seyahati esnasında da olgunlaşır ve mürekkep kıvamına gelirdi.

Hacdan dönen mürekkebe ayrı bir önem atfedilir, el üstünde tutulur ve bu mürekkeplerle Mushaf-ı Şerif yazılırdı.

Mürekkep vakfedenler

Her yazı için aynı mürekkep kullanılmaz ve mürekkep satanlar da hangi yazı için kullanılacağını sorarlardı. Mürekkepçiler ise Vezneciler’deki Mürekkepçiler Hanı ve civarında toplanmışlardı. Sattıkları mürekkepleri ise kırılmaması için kısa ve tombul bir şekilde Eğrikapı’daki şişehanelerde imal edilen mürekkep şişelerine koyarlardı.

Mürekkepçi esnafından başka, yazı meşk eden talebeye, şişe içinde is mürekkebi satan seyyar esnaf da vardı. Bununla birlikte hayra vesile olsun diyerek mürekkep vakfedenler dahi çıkmıştır. Mesela, el-hac Mustafa Ağa diye bir zat, vakfiyesinde perşembe günleri Bayezid imareti kapısı önünde, isteyen kimselerin divitlerine mürekkep koyacak emin bir kimsenin olmasını istemiştir.

İslâm medeniyeti bir mürekkep imal ederken bile, içine inancını, itikadını, peygamber muhabbetini koyabilmiştir. Böylece medeniyetini kalem kalem imar etmiştir.

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı