Hasbahçeden İnciler – 7

0

Aceleci Padişah

Çok eski zamanlarda, avlanmayı seven bir padişah yaşardı. Boş f vakitlerini avlanarak geçirirdi. Padişahın oldukça akıllı ve

kabiliyetli bir de şahini vardı. Şahin o kadar kabiliyetliydi ki istese Kaf dağından Anka Kuşu’nu kapar getirir, ihtişamıyla gökyüzündeki yıldızları korkutup kaçırırdı.

Padişah, bu şahini çok seviyordu. Daha yavruyken almış ve terbiye etmişti. Günün birinde padişah, kolunda şahiniyle ava çıktı. mrdenbire önünden bir ceylan geçti. Padişah hiç vakit kaybetmeden ceylanı takip etmeye başladı. Fakat bir süre sonra ceylanın izini kaybetti. O sırada adamları da gözden kaybolmuştu.

Uzun süredir at koşturan padişah, bir hayli susadı. Atıyla her tarafı dolanıyor ama bir türlü su bulamıyordu. Sonunda bir dağın eteğinde berrak bir su sızdığını fark etti. Susuzluktan içi yanan padişah eline bir bardak geçirdiği gibi sudan kana kana içmek istedi. Dakikalarca bekleyerek doldurduğu suyu tam içecekken şahin bardağa kanadıyla vurdu ve suyu döktü. Padişah, şahinine kızdı ama çok sevdiği için bir şey demedi. Bardağı tekrar doldurdu. Fakat şahin yine bir kanat vuruşuyla bardağı devirdi. Susuzluktan sabrı kalmayan padişah, şahini tuttuğu gibi yere çarptı. Hayvan oracıkta ölüverdi. Tam bu sırada padişahın adamlarından biri oraya vardı. Padişahı susuzluktan çatlayacak derecede görünce hemen yanındaki mataradan ona su içirdi. Padişah, dağdan akan suyu göstererek:

– Bu su bana yetmedi. Bu azıcık suyla bardağı doldurmak zor oluyor. Sen şimdi bu suyun kaynağına çık! Bana biraz daha su getir, dedi.

Adam dağa tırmanarak suyun kaynağına varınca bir de ne görsün? Büyük bir yılan leşi kaynağın hemen başında duruyordu. Güneş, leşi iyice kokutmuştu. Yılanın zehri, suyla beraber aşağıya akıyordu. Adam bu hali görünce gözlerine inanamadı. Suyun temiz kısmından matarasını doldurup aşağı indi. Durumu padişaha anlattı. Padişah, adamının getirdiği suyu içerken bir yandan da gözyaşları içinde kalmıştı. Adamı:

– Efendim! Niçin ağlıyorsunuz, diye sorunca derin bir ah çekti:

– Aceleciliğim yüzünden elimle büyüttüğüm şahinime kıydım. Şahinim hayatımı kurtarmak için kendini feda etti!

Bu yaptığımın acısını hayatım boyunca çekeceğim, dedi.

Bazı kararları alırken aceleci davranmamak gerekir. Aceleyle hareket eden sonunda pişman olur. Lâkin son pişmanlık fayda vermez.

(Kelile ve Dimne, Beydaba, Hazırlayan: Doç. Dr. Ozan Yılmaz, Hasbahçe Kitaplığı)

Davete İcabet Eden Çocuk

Şeyh Feth-i Mûsulî’den rahimehullâh anlattı:
Çölde henüz bulûğ çağına ermemiş bir çocuk gördüm. Yürüyor ve bir taraftan da dudaklarını hareket ettiriyordu. Ona selam verdim, selâmımı aldı. Aramızda şu konuşma geçti:

– Evlâdım, nereye gidiyorsun?

– Mescid-i Haram’a gidiyorum.

– Ne okuyorsun?

– Kur’ân-ı Kerim okuyorum.

– Ammâ henüz ibadetle mükellef değilsin, niye böyle güç yola düştün?

– Ölümün yaşça benden daha küçük olanları alıp götürdüğünü gördüğüm için.

– Adımların kısa, yolun ise uzaktır. Bu yolu nasıl aşacaksın?

– Adımları atmak bana, ulaştırmak ise Allâhü Teâlâ’ya aittir.

– Yolculukta muhtaç olacağın binek ve yiyeceğin nerede?

– Yakînim, azığım; bineğim ise iki ayağımdır.

– Sana ondan değil, yiyeceğin ekmek ve içeceğin sudan soruyorum!

– Amcacığım! Halktan biri seni evine davet etse, bu davete giderken azığını beraberinde götürmen uygun olur mu?

– Tabii ki uygun olmaz.

– İşte benim Efendim, Rabbim de kullarını evine davet etti ve onu ziyaret etmelerine izin verdi. Ama onların yakînlerinin zayıflığı onları yanlarında azık götürmeye sevk etti. Ben böyle yapmayı çirkin buldum. Bu husûsda edebe riâyet ettim de yanımda erzak taşımadım. Şimdi sence Rabbim beni zâyi‘ eder mi?

– Hâsâ, aslâ zâyi‘ etmez! dedim.

Sonra ayrıldık. Onunla bir de Mekke’de görüştük. Beni görünce:

– “Ey Şeyh! Sen hâlâ yakîn hususunda zafiyet üzere misin?” diye sordu ve şu manada beyitler okudu:

– Niçin rızkımı halka yükleyeyim; Âlemlerin Mâliki, rızkımın kefilidir. Benim sahibim beni yaratmadan önce rızkımı ve malımı da takdir etmiştir. Rahat ve geniş zamanımda bana bol bol ihsan eden Rabbim, ben sadık oldukça dar zamanımda da ihsanından beni mahrûm etmez. Âcizliğim beni nasıl rızkımdan mahrum bırakmıyorsa cimriliğim de daha çok rızka ermemi sağlamaz.

(Salihlerin Hikayeleri, İmam-ı Yafiî, Tercüme: İbrahim Coşkun)

(Toplam 210 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.