Araştırma

Hay Bin Yakzan’ın Adasına Misafir Olmak

Daniel Defoe”Defoe’nun 1719 yılında ilk basımı yapılan Robinson Crusoe isimli eseri de aynı sorulara cevap aramıştı. Kitap İngiltere’de yaşayan Alman asıllı orta halli bir ailenin en küçük oğlu olan Robinson Kreutzner’in babasının tüm itirazlarına rağmen, dünyayı gezme hayalleri ile çıktığı yolculukları anlatıyordu. Bu yolculuklar içinde ıssız bir adada 28 senesini son üç yılı hariç yalnız geçirir. Romanın edebiyat seviyesinin düşüklüğü hakkında çeşitli eleştiriler yapılmış olmasına rağmen, etkileyici konusu ve serüvenleri ile Batı’nın sömürge tarihi ve felsefesi anlatılır. Ama bizim işimiz kitabın bu yönüyle değil. Kitabın konusunun aslında İbn-i Sina ve İbn-i Tufeyl kaynaklı Hay ibn-i Yakzan adlı kitaptan alındığı artık biliniyor. İster kopya olsun ister etkilenme biri doğuda diğeri batıda aynı olayı işleyen iki yazarın olaylara bakışı üzerinden analizini yapacağız.
Endülüslü doktor İbn-i Tufeyl’in yazdığı Hay bin Yekzan kendisinden sonra pek çok edebi türe kaynak teşkil etmiştir. Eser bir doktorun felsefi derinliği ve entelektüel bakış açısını anlatması, kelam ilmine olan vuku-fiyyeti açısından da oldukça ilginçtir. Kitapta; Küçükken bir adaya düşüp bir ceylan tarafından büyütülen çocuğun aşama aşama kendini, çevresini ve nihayetinde rabbini keşif serüvenin anlatılır.

Kitabın başkahramanı Hay bin Yakzan’ın gelişimleri her biri 7 yıl süren yedi safha şeklinde düzenlenmiştir. Her safha insanoğlunun bir dönemini temsil etmektedir. Bu safhaların her birinde o döneme ait özellikler vardır. Bu safhaların her birisinde insan bir hayat tarzına, bir sorgulama metoduna ve geçmiştekilerden farklı ve belli ölçüde daha üst seviyede başarılara sahiptir. Aslında her dönem bir sonraki dönem için tecrübe kazanılan bir zaman olmuştur.

Hay 7 yaşına kadarki olan dönemde, kendisine annelik yapan ceylanın şefkati ile büyür. Bu dönemde ilk kazandığı duygu iffettir. Kendi kendine avret mahallini örtmeyi öğrenir. Anne ceylanın ölümü ile ölümü sorgulamaya başlar. Aslında bu sorgulama varlığı ve varedeni sorgulama sürecinin başlangıcıdır. Artık sürekli bir müşahede ve muhakeme içindedir. Bu süreç Hay insan-ı kâmil olmasına kadar devam eder. Hay ilk defa başka bir insanla karşılaştığında artık imanının takyit etmiş bir insan-ı kâmildir. Absal ile iletişim kurup konuşmayı öğrendiğinde müşahede ve muhakeme ile keşfettiği imanı takyitten tasdike götürür. Absal’dan itikadi ve ameli bilgilerini öğrendikten sonra kendini rıza-i bariye adayan bir zahittir artık.

Bu eser hem eğitimciler için hem de insanın doğasını, insanda inanç kavramının nasıl geliştiğini merak edenler için eşsiz bir kaynaktır. Eserde itikadi olarak İbn-i Sina’nın etkileri görülür. Ancak yazarın kendine has bir itikadi görüşü olduğunu fark etmek mümkündür. Örneğin Hay’ın müşahede ile bazı gelişimleri tamamlaması, ancak bunlara bir anlam yüklemede adaya gelen Absal’a ihtiyaç duyması, ameli bilgilerini, nasıl ibadet edeceğini, Absal’dan öğrenmesi, aklın tek başına yeterli olmayacağı, bir yol göstericiye ihtiyaç duyulduğu tezini destekler.

Edebi olarak söylediğimiz gibi kendinden sonrakileri etkilemiştir. Bu eserden yola çıkılarak özellikle Batı’da birçok kitap yazılmış çeşitli filimler çekilmiştir. Ancak bu eserlerle Hay bin Yakzan arasında derin farklar vardır. Biz bunlardan sadece en meşhur olanı bir karşılaştırma yapmak için ele alacağız. Robin-
son Crusoe’yi Hay Bin Yakzan ile karşılaştıracağız.

İki eser yazıldıkları dönem ve kültürler itibarı ile farklıdırlar. Ancak ihtiva ettikleri düşünceler, yazıldıkları toplumun fikir ve duygu dünyasını yansıtmakta o toplumla ilgili bazı hükümlere varılmasında yardımcı olmaktadırlar. Özellikle baş karakterlerinin duygu, düşünce ve hareket tarzları yaşadıkları çevre ve toplumla münasebetleri bu hükümleri çok görünür kılmaktadır.

Örneğin Hay, yaşadığı çevreye değer verip kendisini o çevrenin bir parçası olarak görürken Robinson kendisini o çevrenin efendisi olarak görür. Hay kendisine yetecek kadar ile iktifa ederken Robinson’un doymak bilmez bir açlığı vardır. Hay adaya gelen Absal ile arkadaş olurken Robinson adada kurtardığı insanı hemen köle yapar. Hay kendisini egosunu terbiye etmek ve kâmil insan olmaya adarken; Robinson, egosunun esiridir. Hay, Allah’ı arar bulur ona hayran olur,
Absal’dan öğrendiği ibadetleri eksiksiz yapar ancak Robinson’un inancı pragmatik temele dayanır. İşleri rast giderse şükrederken ters gittiğinde ise inancı tamamen kaybolur ve Allah’tan hesap sormaya kalkar. Kısaca Hay doğunun kanaatkar ve sıcak insanını Robinson ise batının bencil sömürgeci düzenini temsil eder. Doğu bir ahlak, bir terbiye, bir kültür oluşturmak için uğraşırken batı kendince bir ideoloji dünyası kurmak ister. Doğu, bir kültür olarak dayanışmayı seçerken, Batı bir medeniyet olarak egemenlik/emperyalizm peşindedir. Bu felsefe her iki eserde de mukayeseli olarak görülebilir.

Şimdi bir tarafta adada ilk gördüğü insanı kendisine köle eden efendi Robinson diğer bir tarafta da Kendini insanı-ı kâmil olmaya adamış Hay. Siz kimin misafiri olmak istersiniz. Kitaplar misafir olunacak farklı dünyalardır. Nasıl ağırlanacağınız sizin tercihinize bağlıdır. Başka bir misafirlikte buluşmak dileği ile.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu