Kapak

Hayatı Rüyada Yaşayanlar

Mücadeleyi Kazanmak

Son yıllarda etrafımızda burnu büyük, içindeki olumsuzlukları çevreye veya geçmişindeki insanlara yansıtan pasif – agresif tipler yoğun bir şekilde dolaşmaya başladı. Olur olmaz yerde korna çalan şoförleri, nerde ne zaman konuşacağını bilmeyen gençleri, sadece kendini düşünen patronları biz yetiştirdik.

Popüler psikolojide, insan aklını tetiklenmesi ve iç dünyasında motivasyonunu artırmak için sürekli bir şekilde “İnsanın kendini beğenmesi” teşvik edildi. İnsanın eşsiz, tek ve mükemmel olduğu vurgulandı. Benliği öyle bir şişirildi ki kendini, kendinden üstün görmeye başladı.  Toplum eğitimi bilinçli bir çerçeve içinde verilmediğinde veya benliği hazır olmayan bir insana verildiğinde bazı kişiler mantık hataları yapmaya başlar. Bu mantık hataları da bilim adamları tarafından yeni sosyal hastalıklar olarak tanımlanır. Bunlardan biri de “Narsisizm”dir.

Narsisizm-enaniyetçilik insanı her zaman en iyi şekilde kullanmak isteyen, ancak bunun teoriden pratiğe dönüştürülmesi sırasında oluşabilecek yan etkilerini göremeyen sosyal bilimin hatalarından birisidir. Teoride “İnsan her şeyin üstesinden gelebilir” diyen bilim adamları modern ve çağdaş takıntıları olanlara her zaman sempatik gelmiştir. Ancak pratikte “Sen her şeyin üstesinden gelirsin demenin” onu gerçek bir hastaya dönüştürebileceğini kimse bilememiştir.

İnsana özgüven aşılayıp onu tetiklemekte kullanılan, “Olumluyu kabul edip olumsuzu atma” prensibi, kişinin hayatın gerçekleriyle yüzleşmesinin önünde büyük bir set oluşturdu. Bu durum ise kişinin sadece kendi işine yarayan durumları kendine göre kullanmasına olanak sağlamaktan öteye gidememiştir. Olumsuz gördüğü tüm her şeyi elinin tersi ile bir kenara itip “Sözde bir olumlu/pozitif yaşam için” benliğini yüceltmiştir. İnsanın aciz olduğu, zayıf yaratıldığı ve her istediğinin, istediği gibi olmayacağı gerçeğini yok saymıştır. Teoride kulağa çok hoş gelen bu gibi telkinler, pratikte kişiyi çelişkilerle dolu bir hayatın kucağına sürüklemektedir. Çünkü insan ruhu bir biri ile çelişen ve çatışan dürtü ve düşüncelerin bir karmaşasıdır.

Kendi Aksine Aşık Olan Adam

Eski Yunan mitolojisine göre, bir gün dağdaki berrak bir su birikintisine bakan Narcisisus kendisinin sudaki yansımasını görür ve suda çok güzel bir insan yaşadığını zanneder. Sudaki kendi yansımasına yani kendisine âşık olur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar, sevmiştir kendi görüntüsünü. O şekilde orada ne su içer, ne de yemek yer. Saatlerce, günlerce kendini seyreder ve sudaki görüntüsüne sarılmak isterken suya düşer ve boğularak ölür.

Görüldüğü gibi narsisizmin özünde ölümüne bencillik vardır. Her insanın zaman zaman kendisinde dahi gördüğü narsist ya da kendi tabirlerimizle enaniyetçi/benlikçi yönleri vardır elbette. Lakin öyle üç-beş özelliğin var olması, kişinin o hastalığı taşıdığı anlamına gelmez. Kişi, ruhsal dengesi güçsüzleşip abartılı bir şekilde kendini sevmeye, kendini değerli ve her daim önde görmeye başladığında ve tüm her şey önemini yitirdiğinde narsisttik kişilik bozukluğu başlamış demektir.

Böyle olunca Narsist kişilik, çoğunlukla dış dünyada başarılı olan kişiye egemen olur. Diğerlerinin hiçbir önemi yoktur. Her şeyin en doğrusunu o bilir. İltifatlar, güler yüzler ve ortamdaki tüm gözler onun üzerinde olmalıdır. Bu nedenle giyimine, duruşuna ve konuşmasına abartılı bir özen göstermek zorundadır. Aynı ortamda kendisinden daha üstün ya da önde olan birini asla kabullenemez ve o an en büyük rakibi ile büyük bir savaşa başlar. Kendisine muhalefet olunmasına, fikrine karşı çıkılmasına asla tahammül edemez. Ancak içinde sürekli bir boşluğun hissini taşır. Bu boşluk, onun geleceğe yatırım yapmak yerine, tüm dikkatini o anı yaşayıp kendi benliğini doyurarak hayatta kalmaya sevk eder.

Sanal Yıldızlar Nasıl Doğdu?

Sebepleri arasında, kişinin hayat hikâyesi, yetiştiği aile, sosyal çevresi, yaşı, cinsiyeti, mesleği, değerleri, hayata bakış açısı etkili olmaktadır. Günümüzde yaygınlaşmasının en başta gelen sebebi, insanları makine gibi görüp onun her türlü kullanılabilir özelliklerini ön plana çıkartmak isteyen, meta temelli insan anlayışı yatmaktadır. Bu anlayışın neticesinde “Sen iyisin, en iyisi olmalısın, neden daha iyi olmayasın” gibi hep daha fazlasına yönlendirilen insanın, bir noktadan sonra bunu kaldıramamasından kaynaklanan bir rahatsızlıktır narsisizm. Ancak narsisizm terapi ortamında görüşülmeden, konuşulmadan ve anlaşılmadan sadece kişinin kendinde gördüğü belirtilerden yola çıkarak ona teşhis konulamaz ve sende şu hastalık var denilemez.

Bu hastalığın merkezinde aile vardır. Kendi isteklerini aşırı bir şekilde çocuğuna kabul ettiren baskın bir anne karakteri çocuğunun neye dönüştüğünü göremeyecek kadar kör olabilir. Ailesi ile ilgilenmeyen zayıf bir baba karakteri ise, yetişen çocukların enaniyetçi olmasını tetikleyen durumların başında gelir.

İnsan her şeyin üstesinden gelebilir. Ancak sen her şeysin üstesinden gelirsin demek ona ağır geliyor. Her şeyin üstesinden gelmek için bu ağır yükün altına giren insan toplum sınırını zorluyor. Sınırları zorlanan toplumda bu kişiyi dışlıyor ve hastalıklı kötü olarak niteliyor.

Eğitim kurumlarının reklam kampanyalarında modern ve eğitimli narsistler yetişiyor olabilir. Artan özel okulların sınır tanımaz rehberlik servisleri üniversite ve iş hayatına kadar takip edemedikleri öğrencilerinin birer bencil karaktere dönüştüklerinin farkında olmayabilirler? En yüksek puanı aldırmak için rehber öğretmenler tarafından gaza getirilen öğrencilere, nerede durabileceklerini kim öğretecek?

Sinema kültürü ile yetişen, popüler kültür meraklıları, benliklerinin büyüdüğünün ve dengesiz birer kişiliğe dönüştüklerinin farkında mıdırlar? Kendilerini, izledikleri aktörlerin hayatını yaşayan kişiler olarak gören bu insanlar, hayatlarını filmlerdeki gibi olayların etraflarında geçmesini isteyerek aslında kişilik bozukluğu yaşamaktadırlar.

“Hep büyük düşünün, büyük yaşayın, en büyük siz olun, içinizdeki devi uyandırın” sloganlarının içini dolduramayan danışmanlar, insan kaynakları servisleri, psikologlar öncelikle kime, neyi, ne kadar, neyle beraber ve ne zaman vermeleri gerektiğinin hesabını yapmadıkları durumlarda, topluma bencilliği önlenemeyen kişiler gönderebilirler.

Kişisel gelişim kitapları, insana hak ettiği değerli hayatı yaşatmaya çalışırken yaptığı hatalarla, insanların hayatlarını zehir edebilirler. Aç bir insana gıda vermek elbette onu besleyecektir; ancak her gıdanın bir yeme miktarı, yeme zamanı olmalıdır. Yoksa gıda zehirlenmesi yaşanabilir.

Kim Bu Hayatı Rüyada Yaşayanlar

Sükûneti unutmuşlardır, her şeyin en iyisini onlar bilir: Her şeyi bildiklerine inandıkları için kimseye ihtiyaç duymazlar. Narsist bir kişi eğer bir kurumun üst yöneticisi konumundaysa yönetim toplantılarında, hep o konuşur, diğerleri dinler. Başkalarının fikirleri kendi fikrinden önemli ve üstün olmadığına göre onunla oturup sohbet edilmesine, mevzuların tartışılarak doğruya ulaşılmasına nasıl olsa gerek yoktur. Narsist kişi zaten her şeyin en iyisini biliyor ve en güzelini düşünüyordur! Karşıdakilere sadece onaylamak ve dinlemek düşer.

Empati Kuramazlar: Bazı özellikleri onların yetenekli olduğunu gösterir. Zeki olabilirler, yakışıklı ve zengin de olabilirler; ama bu kişi bencilleştiğinde empati yani başkalarının ne hissettiğini anlama yeteneğini kaybeder. Son derece benmerkezci düşünürler. Aldıkları kararlar başkalarını etkileyecektir, ama onlar için bunun önemi yoktur. İnsan ilişkilerinde böyle bir boyutun olduğunun farkında değildirler. İş arkadaşlarının yanı sıra eşi ve çocukları da bu durumdan payını alır.

İnsanın acziyeti benliğinin gerisinde kalmıştır: Kendini beğenmiş kişiler başarılarını, yeteneklerini abartırlar. Kendilerini farklı ve özel bir kişi olarak algılarlar. Kendilerini her şeyden çok severler. Başarı ve güç için önüne geçilmez istek duyarlar. Kendilerinin çok önemli, vazgeçilemez oldukları seklinde bir düşünce içerikleri vardır. Ukala, gösteriş meraklısı ve kendini beğenmiş görünürler. Kendilerinin herkesten daha üstün olduğuna inanırlar. Bu şekilde düşündükleri sürece kendilerini güvende ve mutlu hissedebilirler. Kişiliklerinin olumsuz taraflarını genelde inkâr ederler ya da mantıklı açıklamalar getirirler. Fakat kişi eğer önemli başarılara imza atamaz ise büyük bir ikilem yaşamaya başlarlar. Bunun sonucunda kendilerini sahtekâr, boş ve mutsuz hissederler.

Hatasız olduklarını düşünürler: Kendini beğenmiş kişiler her türlü eleştiriye kapalıdırlar. En dostça eleştiriden bile rahatsız olur ve kendisini eleştirenleri düşman kabul ederler, kendisini eleştiren kişiler onun kıymetini bilmeyen, kötü niyetli ve derinlemesine düşünemeyen ahmaklardır. Bu eleştirinin hesabı günü gelince sorulmak üzere bir kenara kaydedilir. Kendilerine yapılan en ufak yapıcı eleştiri ya da düzeltme, ekleme ve öneri bu kişileri ağır bir şekilde yaralayabilir. Bu durumda küçük düşmüş, mahvolmuş, ortada bırakılmış hissedebilirler. O anda aniden hiddetlenip, kırıcı olabilirler. Bunlardan ötürü sosyal ilişkileri bozuk olup başarıları devamlı olamaz. Başkaları ile yarışma gerektiren işlerde yenilme riski nedeniyle, bu işlere karşı isteksizlikleri iş ve sosyal hayatta beklenen düzeyin altına düşmelerine yol açabilir.

Saygının önemini anlamakta zorlanırlar: Başkalarını kendi işleri ve keyfi için köle gibi kullanabilir, yakın çevrelerini üst düzey ya da kendilerini pohpohlayacak kişilerden seçerler (en güzel, en tanınmış kişiyle görünmek, arkadaşlık etmek, bu amaçla o tür kişilerin bulunduğu sosyal klüp, derneklere girip, faaliyetlerde bulunmak gibi). Herkesin başarısına haset edip, onların hiç bir şeye layık olmadıkları, kendilerinin de isterlerse kolayca onu yapabileceklerini düşünürler.

Övülmek bir insana yüklenen en ağır yüklerden birisidir. Birçok insan bu yükü kaldıramaz. Övmede gaye teşvik etmek olmalıdır. Övgünün sınırı teşvik sınırını geçmemelidir.

VİP hastalığı vardır: Devamlı takdir edilme, itibar görme, iltifat arayıp durma çabasındadırlar. Övgü, kendini beğenmişlerin besinidir. Lehte muamele görmeye, kayrılmaya hakları olduğunu düşünürler. Mesela onlar kuyruklarda bekletilmemelidir. Sıra beklemek, izin istemek, yol vermek onların sözlüğünde olmayan kavramlardır. Çünkü kendilerinin daima bir öncelikleri olduğu düşüncesi içindedirler. Havaalanlarında VIP salonlarında muamele görecek değerdedirler. Başkalarından bu konularda destek ve yardım göremediklerinde öfkelenirler. Plan ve hedeflerine ulaşamadıklarında, gereken ilgiyi göremediklerinde eriyip çökerler.

Hayatı sinema aktörü gibi yaşamak isterler: Kendini beğenmiş kişiler, muhatap aldığı kişiyi kendilerine hayran etmeye çalışırlar. Muhatap, hayran durumuna gelirse o zaman artık onunla ilgilenmez, ona pek iltifat etmemeye başlarlar. Çünkü o artık kendisinin hayranı zavallı biridir. Dikkati üzerlerine toplamak için tiyatromsu krizler çıkartabilirler. Bu kişiler herkesin ve her şeyin kendilerine bağlı olması gerektiğine inanırlar.

Duygusal olarak uç noktalarda yaşarlar: Dolayısıyla ya kendilerini mükemmel görürler ya da utanç içinde kahrolurlar. Başka insanların onaylaması ile kendilerini mükemmel hissederler, gururlu, kibirli ve mağrur olurlar, kendi kendilerine yetebilirler. Başkalarının onayı olmaz ise ya da kesilirse birden kendilerini aşağı hissederler, çirkin olduklarını düşünürler, kıskançlık ve haset duyarlar ve kendilerine olan tüm güvenlerini yitirirler.

Hayata Döndüren Tavsiyeler

Ruhi hastalıkların çözümleri aslında klinik ortamda da olsa kolay değildir. Annesi tarafından enaniyetçi kişilik özelliği ile yetiştirilen bir gencin normal bir kişiliğe geçmesi kolay olmayacaktır. Ya da öğretmenleri tarafından bilinçsizce narsistleştirilen öğrencilere aklın, mantığın ve sükunetin hakim olduğu bir anlayış kazandırmak mümkün olabilir mi? Çünkü insan üzerinde en etkili iki noktadan biri aile, biri de öğretmenlerdir. Bunların kazandırdığı kişilik özelliklerinin yerine yenisini koymak o kadar da kolay değildir.

Tedavi tamamen bir sürece bağlıdır. Aile ve eğitim ortamı da bu sürece dahil edilerek sorun çözülebilir. Ancak kişi tüm bu belirtileri ve yaşantıları bir sorun olarak görmüyor ve o yüceltilmiş benliğinin önüne geçemiyorsa tedavi süreci kendiliğinden iflas edecektir. Narsist kişi, tedaviyi kendisi istemedikçe asla sonuç alınamaz. Kişi kendini ne kadar kabul eder ve rahatsızlığının ne kadar farkında olursa tedavi o kadar etkin olacaktır. Aksi taktirde karşılaşılan dirençler, kişiliğe kazınmış olan yaşantılar, onca bencil özellikler normal bir özellik olarak algılanmasına neden olabilmektedir.

ÇÖZÜM YOLLARI:

  • Ebeveynler çocuklarına başarılı olmanın erdemlerinden bahsederken tevazu erdemini de unutmamalıdırlar.
  • Tevazu, empati, saygı gibi kavramların gerçek manaları, hayata ve insanlara indirilmelidir.
  • Eğitim kurumları benliği ve kişiliği her yönü ile ele almalı bazı yönlerini aksatarak bencil kişilerin yetişmesinin önünü açamamalıdır.
  • Toplum önünde kendilerine yer bulan lider kişiler her hareketleri ile insanlara örnek olmalı, bencil hareketlerden kaçınmalıdırlar.

Özellikle medya kültürünün, gençleri birer yaşayan aktör haline getirdiği unutulmamalıdır. Kendini insan üstü kahraman olarak gören bir gencin normal hayata inmesi kolay olmayacağı için bilinemeyen daha bir çok zararları dikkate alınarak sinema ve dizi kültüründen çocuklarımız korunmalıdır.

Mütevazi kişilik ile özgüven dengeli bir birleşim halinde yaşanmalıdır. Özgüven eksikliği pısırıklık olarak karşımıza çıkarken mütevazi eksikliği de bencil kişilikler olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

 

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı