Doğal Hayat

Hayvancılık Nereye Gidiyor?

Hayvancılığın Problemleri

Eskiden bakkallarda insanlara isimleri ile hitap edilirdi. “Hasan Amca bana bir kilo elma verir misin?” Oysa şimdi isimleri yaka kartlarında yazılı kasiyerler, marketlerde sadece para tahsil etmekle meşguller. Ama ne sattıklarının bile farkında değiller. Eskiden etin tadı vardı. Ayran ise koyun yoğurdundan yapılır, yeni sağılmış süt kaynatılır, kaymağı ile birlikte getirilirdi. Ama şimdi öyle mi? Artık ne sattığını bilmeyen kasiyerlerden aldığımız ürünleri kimin ürettiğini de bilmeden yiyoruz.

Bakkallardan dev marketlere, ahırlardan entegre tesislere geçtik. Geçmek zorundaydık da aynı zamanda. Ancak kaybolan kocaman kültürün arkasından yeni gelen hayatların bize neler getirip nelerimizi götüreceğinin hesabı da yapılmalıydı. Bir ülkede bakkallar kapanıp marketler insanlara yetiyorsa eski günleri hatırlar üzülürüz, o kadar.

Ancak bir ülkede hem ahırlar, hem de entegre tesisler kapanıyorsa, etin tadını bırakın, kendisi yoksa, pazara gidildiğinde sütü değil, tozunu buluyorsak, ortada bir gariplik var demektir.

İşte bu yazımızda, bize coğrafya kitaplarında öğretildiği gibi bıraktığımız, aslında birçoklarımızın babasının dedesinin emek verdiği hayvancılığı yeniden hatırlayalım istedik. “Birçok bölgemizin başlıca geçim kaynağı olan hayvancılık neden artık eskisi gibi değil”, sorusuna beraber cevap arayalım.

Hayvancılık Neden Eskisi Gibi Değil?

Yılların ihmali ve yanlış politikalar sonucu hayvancılıkta son yıllarda bir gerileme başladı. Bu gerileme sadece hayvan yetiştiricilerini değil, et ve süt ürünleriyle beslenen ve geçimini de hayvancılıktan sağlayan her kesimden insanı olumsuz etkiledi. Geniş bir alanda boşluğu hissedilen hayvancılık sektörüne yapılacak her türlü yatırım da yine her kesimden insanın yüzünü güldürecektir.

Hayvancılık sektöründeki kötü gidişin ilk sinyalleri geçtiğimiz Kurban Bayramı’nda görüldü. Neden böyle olmuştu? Yapılan araştırmalarda iki nokta dikkat çekiyordu: Bu noktalardan biri, devletin 1996-1997 yıllarında yaptığı özelleştirmelerin iyi planlayamaması, diğeri ise süt tozu ithalatının serbest bırakılmasıydı.

Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Prof  Dr. Mehmet Akif Karslı, devletin hayvancılık sektöründen çıkışını haklı bulurken, sonrası için yapılan planlamaların yeterli olmadığının altını çiziyor. Asıl problemin süt tozu ithalatı ile başladığını söyleyen Karslı, hayvancılıkta aşağı doğru hareketlenmenin sebeplerini ise şöyle anlatıyor:

“Yüklü miktarda süt tozu ithalatı yapıldı ve hayvancılık burada bir sekteye uğradı. Çünkü hayvancılığın temelini dişi damızlık hayvanlar oluşturur. Süt tozu piyasada fazlaca yer kaplayınca sütü kullanan küçük büyük bütün şirketler süt tozuna yöneldi. Bu da süte olan ilgiyi azalttı. Doğal olarak süt fiyatları düştü. Süt ineğinin sütü satılamaz oldu. Yem pahalı, süt ucuz olunca insanlar dişi hayvanlarını kestirmek zorunda kaldılar. Böylece piyasada yavru yapacak hayvan sayısında çok ciddi bir azalma oldu.”

Azalan hayvan sayısı üzerine et fiyatları arttı. Bunun kısa yoldan çözümü için yurt dışından hayvan ithalatı başlatıldı. Hayvan ithalatı da beraberinde yeni bir tartışmayı başlattı. Bir taraftan mutlak kâr amacıyla hayvancılık sektörüne giren büyük firmalar, tehtidkâr açıklamalarla sektörden çekilebileceklerini duyurdular. Bu açıklamalar kamuoyunu, üreticilerin hayvancılıktan tamamen çekileceği endişesine düşürdü. Diğer taraftan yetkililer ise insanların ucuz et yiyebilmeleri için ithalatın gerekli olduğu yönünde açıklamalar yaptılar.

Hayvancılıkta Adım Adım Yaşananlar:

1992 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile Et Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, Yem Sanayi Türk Anonim Şirketi özelleştirme kapsamına alındı. Bu özelleştirmeler  sonucunda özel sektör piyasaya hakim olmaya başladı.

2008 -2009 yıllarında yapılan aşırı süt tozu ihracatı süt fiyatlarını 35- 40 kuruş seviyelerine düştü. Sütten para kazanamayan üretici, anaç hayvanlarını kestirmek zorunda kaldı. Azalan anaç hayvan sayısı doğan yavru sayısını da azalttığı için sektör iyice daralmaya başladı.

Sektörde daralma, canlı hayvan sayısında hızla azalmalara sebep oldu. Bunun sonucu süt ve et üretimi azaldı. Tüketiciye havyan ürünlerindeki fiyat artışı yansımaya başladı. Bu tarihlerde dengeler kararsızlaşmaya, zamanla da bozulmaya başladı. 2010 yılına gelindiğinde ise gün yüzüne çıktı.

Yetkililer bozulan dengeleri “et” fiyatını düşürmeye çalışarak yeniden kurtarmak istediler. Bunun için ette gümrük vergileri % 220-135’lerden %40–20 arasına indirildi. İthal eti karkas olarak 12 TL’ye satılmaya başlandı.

Sonuçta kısa süre de olsa tüketici ucuz ürün bulmaya başlamış olacaktı. Ancak burada dengeli bir tarım politikasından söz etmek de mümkün değildi. Bunun önüne geçilmek için 2010 Ağustos ayından başlayarak hayvancılık sektörüne çok cazip krediler verilmeye başlandı.  20 binin üzerinde insan 3 milyar 600 milyonun üzerinde kredi aldı.

Aşağıdaki tabloda  TUİK’in verilerine baktığımız zaman, ülkemizin nüfusu sürekli artarken havyan sayısının sürekli azaldığını görüyoruz. (Şekil 1)

Hayvancılıkta Ne Yapılmalı?

300 bin ton kayıtlı, 1 milyon ton kayıtsız süt veren büyük baş hayvanın, plansız çiğ süt ve süt tozu ithalatı sebebiyle mezbahanelerde kesilmesi hayvancılıkta problemleri arttırmıştı. Kurban Bayramı döneminde hayvan fiyatlarındaki aşırı yükselişin önüne geçebilmek için bir şeyler yapılmalıydı. Artık bu noktadan sonra “canlı hayvan ithalatı doğru bir girişimdi,” diyen Mehmet Akif Karslı, bundan sonra yapılabilecekleri şöyle anlattı: “Önemli olan piyasadaki damızlık hayvan sayısını artırmaktır. Dişi hayvanların getirilip çoğaltılması ancak sorunu çözebilir. Çarkın dönebilmesi için fiyatların düştüğü veya çıktığı zamanlarda devletin müdahale etmesi gerekir. Canlı hayvan tekstil gibi değil ki depo edilip kriz zamanlarında piyasaya sürülsün. Canlı hayvan sürekli tüketir, sürekli maliyettir.”

7 Adımda Hayvancılıkta Yeniden Dönüşüm

  1. Öncelikle hayati bir saha olan hayvancılık sektörü mutlak kâr mantığından hareketle özel sektöre bırakılmamalı. Devlet, hayvancılık sektöründe üretici ve tüketiciyi beraber değerlendirerek planları yapan taraf olarak görevini sürdürmeli.
  2. Mutlak kâr mantığı ile hareket etmeyen kurumlar teşvik edilmeli. Özellikle belediyeler ve kooperatifler bu konuda üzerlerine düşecek çalışmalardan kaçmamalılar.
  3. Et ithalatı politikası yeniden gözden geçirilmeli. Kamuoyunda keçi ve koyunun gözden düşürülmesine karşı tedbirler alınmalı. Bu hayvanlar için yapılan asılsız iddialara karşı kamuoyunda faaliyetler yapılmalı.
  4. Çayır ve meraların kullanımını sınırlayan şartlar değiştirilmeli. Meraların korunması ve güçlendirilmesi için ciddi projeler hazırlanmalı. İthal yemler ve GDO’lu mısırlardan elde edilen mısır yemlerini ahır hayvancılığında kullanırken daha dikkatli olunmalı.
  5. Özellikle küçük ve orta ölçekli çiftçiler planlı ve programlı bir şekilde desteklenmeli. Kredi yardımları yapılırken eğitim ve pazarlama konularında da çiftçiler organize edilmeli.
  6. Kısa, orta ve uzun vadeli yatırımlar bir an önce planlanmalı, özellikle de hâlâ tam olarak geçilemeyen modern hayvancılık başlatılmalıdır.
  7. Hayvancılığın göz ardı edilmesi ve bu alanın boş bırakılması söz konusu değildir. Bu alanda yapılan yatırımlar mutlak kâr amacı güdülmeden de yapılabilmelidir. Dengeli bir hayvancılık programlamasının yapılabilmesi için hayvan türleri, yurt dışı hayvan adetleri ve soyları, damızlık hayvanlar, yem sanayisi, yem bitkileri, hayvan hastalıkları, gıda fiyatları, veteriner hekim uygulamaları ve modern işletmeler gibi geniş bir sahada çok boyutlu analizler ve çalışmalar yapılmalıdır.

 

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı