Kültür Sanat

Her Zevke Uygun Moda “Ağasar Kıyafeti”

Kıyafet tercihleri ve giyim kuşam tarzları kültürün önemli unsurlarından biridir. Elbise seçimi sadece iklim özelliklerine bağlanamaz, inanç ve içtimai değerleri de ihtiva eder. Hatta kimliği oluşturan en önemli ipuçlarından biri yine seçilen elbiselerde saklıdır.

İlk bakıldığında kimlik değerleri arasında zikredilen kıyafete bazı yerlerde elbise, esvap, libas denir. Askeri literatürde ise melbusat (elbiseler) dendiğine şahit olunmuştur. Ama Ağasar elbiselerine yakıştırılabilecek en güzel isim zerâfet olabilir. Geçmişte Karadeniz erkeklerinin giymiş oldukları aba zıpka kıyafetler günlük hayattaki geçerliliğini yitirip tarih olsa da, Ağasar Kadın Kıyafeti zaman-ı evvelden bu güne büyük ölçüde orijinalliğini koruyarak gelmiştir.

Ağasar kıyafeti dünden bugüne onurlu bir mesaj taşımakta, moda rüzgârlarıyla mevsimlik kıyafetler belirleyip, tüketim çılgınlığına zemin hazırlayanlara karşı âdeta asırlarca aynı kıyafetin zevkle giyilebileceğini haykırır. Pahalı ve farklı kıyafetlerin arkasındaki gizliden gizliye kibir burda yoktur. En güzel yanı babaanneyle torun arasında kıyafet uyumunun olmasıdır. Dahası moda diye mevsimlik gardırop değiştirip İslam’a ve iktisada uymayan israfa mahal vermeyen bir kıyafet türüdür. Bu kıyafette herkes eşit, herkes zariftir. Hiç kimse acaba yarın ne alsam da ne giysem kaygısı taşımaz. Tek dert temiz ve tertipli olmaktır.

Dünden bugüne ağasar kıyafeti

Bu kıyafetle özdeşleşen Çepni Türkleri Orta Asya’dan çıkıp, İran’a yerleşirler. Fakat İran’da gördükleri haksızlık üzerine isyan ettikleri için özel bir fermanla Anadolu’ya sürgün edilirler. Çepniler Karadeniz bölgesine fetihten önce, 11. asırda bölgeye gelip Giresun, Espiye, Tirebolu, Görele, Vakfıkebir ve Şalpazarı havalisine yerleşirler. Bölgenin Türk-İslam hüviyetine kavuşmasında çok önemli rol oynarlar. 1461 Trabzon’un fethinden önce Çepnilerin bölgede Hacıemiroğulları Beyliği (1301 – 1427) adıyla bir beylik kurdukları bilinmektedir.

Yöre insanının hayat şekline uygun olan kıyafetin tarihi Orta Asya’ya kadar uzanmaktadır. Fakat değişen zaman, gelişen teknoloji kıyafetteki bazı unsurları değiştirmiştir. Örneğin, kıyafet eskiden tamamen geleneksel usullerle köy tezgâhlarında imal edilir, bütün boya işlemleri ise ağaç ve bitki köklerinden elde edilen kök boyalarla yapılırdı.

Kıyafetin önemli bir unsuru olan çantası ise, keçi kılından (mahalli ağızda çöpür) çul olarak dokunur ve özel usullerle yıkanarak yumuşatılırdı. Özel bir ağaç küründen yapılan bu yıkama işlemine “şal çekme” denirdi. En son şal boyanarak her köyde bulunan terzilerden birine gönderilirdi. Bu şaldan yapılan pantolon ve ceket kışın en soğuk havalarda giyilebilirdi. Şal üzerine böyle bir izahattan sonra Şalpazarı isminin menşei de anlaşılmış olsa gerek.

Kıyafet bütün bölgede tercih edilir

Kıyafetin ismi her ne kadar Şalpazarı ile anılsa da ufak tefek değişikliklerle Karadeniz’in birçok yerinde kullanılmaktadır. Geleneksel usul ve tonlarda giyildiği takdirde İslami usullerle de örtüşmektedir. Kadını cazibe merkezi olmaktan koruyan bu elbise sadece bölgede değil geniş bir coğrafyada farklı şekillerde kullanılmaktadır.  Giresun, Trabzon ve Rize havalisinde kullanılan Keşan ve peştamal ile bele sarılan kuşak kıyafetin değişik bir görünümüdür.

Kıyafetin temel bütünleyicisi olan kalın bel kuşağı âdeta Karadeniz’in kültürünü sembolize eden önemli bir parçadır. Zira bu kuşağın beli sıcak tutmaktan başka önemli bir görevi daha vardır ki o da sırta alınan bir yükün, bele zarar vermemesini sağlamaktır. Uzun yayla yolculuklarında bu kalın kuşağın üzerine oturtulan bir sepet veya yükün daha rahat taşındığını Karadeniz kadını bilir. Bu gün çok fazla sırtla yük taşıma kalmasa da kıyafetteki bu gelenek hala devam etmektedir.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı