Kişisel Gelişim

Hitabette Ânı Yaşamak ve Avı Yakalamak

Kürsüden Notlar

“Kürsüde düşünmeden konuşan, nişan almadan ateş eden avcı gibidir. Bir ihmal neticesinde ağızdan çıkan yersiz bir söz, insanın bütün hayatına mal olabilir.”

Her şeyin iyisi ve kötüsü vardır. Bunun yanı sıra iyinin kötülüğü, kötünün iyiliği gibi çelişkili durumlar da görülebilir. Hitabet sanatında iyilikler, güzellikler olduğu gibi; nâ-hoş durumlar da yaşanabilir.

Biz millet olarak bir şeyi/nesneyi/objeyi olduğu gibi kabul etmeyiz, edemeyiz. Misal; Almanya’ya gider mangal yakarız. Belçika’ya gider düğünümüzde konvoy yaparız, yolu kapatırız. Yabancı birisine hemen Türkçe öğretmeye çalışırız. Yabancı geline Türk mutfağını tanıtır, annemizin yaptığı yemekleri gösterir ve “işte bundan yapabilmelisin” diye de ahkâm keseriz. Avrupa’da, yaşadığımız ülkelerin yasalarında, o insanların o tarihe kadar yaşamadığı, şahit olmadığı geleneksel adetlerimizi öyle rahat işleriz ki bize özel yasa çıkarmak zorunda kalırlar.

Bu ahval ile sevinmeli miyiz yoksa yerinmeli miyiz bilemiyoruz? Orasını açık kapı bırakarak devam edelim.

Biz böyleyiz

Her zaman ve her yerde beldelere, insanlara uymak yerine; beldeleri ve insanları kendimize, töremize uydurmaya çalışırız. Her alanda genetik kodlarımıza işleyen bu durum hitabette de karşımıza çıkıyor. Ama olmamalı, çıkmamalı.

Hitabet gibi asalet barındıran bir sanatı kendimize benzetmemeliyiz. Bir defa hitabetin en can alıcı unsuru olan “kürsü”yü asla terk etmemeliyiz. Zaman zaman görüyoruz, yabancı devletlerin yetkilileri herhangi bir konuda basın açıklaması yaparken bile hemen kürsünün arkasına konuşlanıyorlar. Çünkü o kürsüde asalet, heybet ve ağırlık var.

Sorularını cevaplayacağınız basın mensuplarıyla aynı masada oturabilirsiniz. Nitekim bu da yapılıyor. Fakat bunda ne ciddiyet muhafaza edilebilir ne de saygı korunabilir.

Kürsüye göre hatip mi, hatibe göre kürsü mü?

Tam bu noktada farklı bir durum karşımıza çıkıyor. Tamam, kürsü ayarlandı, hatibimiz çıkıp konuşacak fakat bir de bakıyoruz ki hatip görünmüyor. Boyu yetmemiş. Kürsüye göre hatip mi ayarlanmalı yoksa hatibe göre kürsü mü bulunmalı?

Normal bir hitabette, hatibin belden yukarısı kürsüden görünebilmelidir. Fakat bu zamana kadar müşahade ettiğimiz hatiplerin ya boyları çok kısa ya da kürsüleri çok uzun. Bu girift denklemden bir an önce çıkmamız lazım. Zira konuşurken kürsünün arkasından sadece başı ve boynu görünen bir hatibin söylediklerine pek itibar edilmez.

Kürsüdeki hatip, savaş meydanındaki bir komutan gibidir. Komutan nasıl savaşa odaklanmış bir vaziyetteyse kürsüdeki hatip de aynı şekilde işine odaklanmıştır. Komutan, nasıl tek başına savaşı yönetiyorsa; hatip de aynı duygu ve düşünce dünyasındadır.

Kürsüden konuşan bir hatip, her şeyiyle orada olmalı. Tek başına, sesiyle, jestleriyle, vücudunun her hamlesi ve hareketleriyle bütünlük yakalamalı. Bir hatip, bunlarla birlikte değerlendirilir. Etrafı insanlarla çevrelenen hatipler, ne yazık ki bu değerlendirmeden ayrı düşerler.

Sessiz hitabet

Hatip, hitap edeceği ortamın atmosferine göre avcı titizliğinde kendine yer edinmeyi bilmelidir. Mümkünse bunu önceden ayarlamalıdır. Hatibi kalabalığa takdim edecek olan moderatör, vazifesini yerine getirdikten sonra hitabet başlamış demektir. O saniyeden itibaren hatip, vitrindeki kitaplar gibi insanların gözünde teşhir olunur. Bütün algı ve dikkat, üzerindedir. Konuşmaya başlamadı diye hitabetin başlamadığını düşünmek yanlış bir düşünce biçimidir. Zira hitabeti hatip başlatmaz; hitap edilenler başlatır ve onların nazarında artık dinlenecek olan şahsın, sessiz de olsa hitabeti başlamıştır.

Sessiz hitabette konuşacak olan unsurların olduğu unutulmamalıdır. Bu aşamada hatip, takdim edildikten sonra, kürsüye çıkana kadarki altın saniyelerde vücuduyla, adımlarıyla, canlı veya cansız hareketleriyle bütün gözlerin üzerinde olduğunu bilir ve ona göre hareket eder. Hatibin omuzları düşmez, başı öne eğilmez. Sakin ve tebessüm dolu bir çehreyle, kendinden emin adımlarla sahnesindeki yerini alır. Onun bu güçlü kişiliğini ve kendinden emin duruşunu gören dinleyicilerde sempati oluştuğu görülecektir.

Yalnız burada ince bir çizgi var ki çok mühimdir. Hatibin kendinden eminliği asla vakarını bozmamalı, lakaytlık seviyesine inmemeli ve üst perdeden bakar bir vaziyette görünmemelidir. Eğer bu ince çizgi de tutturulursa tadından yenmeyen bir hitabete hoş geldiniz demektir.

Otorite ile konuşmak

Kürsüye çıktıktan sonraki ilk adım, kürsüde duruştur. Bu duruşun herkesçe kabul edilen genel geçer bir yapısı söz konusu değildir. Şahsî özellikler burada ayırıcı unsurlar olarak karşımıza çıkar. Mesela sol elinizi kullanıyorsanız sol ayağınız önde durur veya sağ elinizi kullanıyorsanız sağ ayağınız önde durur. Her iki durumda da vücut, ağırlığını eşit bir şekilde dağıtmak esastır. Bu, vücudun fizyolojik yapısına göre de uygundur. Hatta bir süre sonra farkında olmadan bu davranışları otomatik olarak yaptığınızı göreceksiniz. Çünkü psikomotor hareketler, tıpkı araba sürmek gibi, yüzmek gibi belirli bir alışkanlık kazandıktan sonra bu detayları takip etmeden yaptığınızı göreceksiniz.

Hatibin kürsüye çıkışı, avına odaklanan avcıya benzer. Bu edayla kürsüye çıkan ve kürsüde aynı asaletle duran hatip için söylenecek pek bir şey kalmamıştır. Otorite sağlanmış, sular durulmuş, nefes alış-verişleri düzelmiş ve zihnen tesirli bir konuşmaya odaklanılmıştır.

Kürsünün İnce Ayarları

  • Kürsüde olabildiğince sakin ve rahat durmaya çalışın. En rahat ettiğiniz duruşu belirleyin ve bunu uygulayın.
  • Vücudunuzu kontrol altına almanız, zihninizin uyanıklığını sağlar. Bu sebeple bir yere dayanmadan, yaslanmadan sıkıcı hareketlerden sakının.
  • Ceketinizi önceden ilikleyin.
  • Bir noktada mıhlanmış gibi kalmayın, bir noktaya hipnotize edilmiş gibi odaklanmayın. Siz, bütün sahnenin hâkimi ve bütün dinleyenlerin hatibisiniz.
  • Her konuda sağduyulu olmak gerektiği gibi kürsüde de öyle olmayı ihmal etmeyin. Yüksek perdeden çığırtkanlık yaparak dinleyenlerinizi tedirgin etmeyin.
  • Her ne olursa olsun mütevazılığı asla elden bırakmayın. Sadece hitabette değil, her yerde.

Kürsüde Hareketlenmeler Nasıl Olmalı?

  • Dinleyicilerinizi tam karşınıza almayın. Arada belli bir açının bulunması, hareket sahanızı geniş ve ferah tutar.
  • Hangi yöne hareket edecekseniz önce o ayağınızı ileri atın. Sağa hareket edecekseniz sağ ayakla, sola hareket edecekseniz sol ayakla başlayın.
  • Bu hareketleri yaparken asla fevri davranmayın. Yavaş ve sakin hareket edin. Zira aniden yapılan hareketler gereksiz dikkat çeker.
  • Omuzları düz tutun ama düz tutmak için de ızdırap çekmeyin. Bunu sahneye çıkmadan önce ufak denemelerle sağlayın.
  • Gözleriniz dinleyicilerinizde olsun; hem de hepsinde.
Daha Fazla Göster

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı