Kişisel Gelişim

Hitabette Gülmek ve Güldürmek

Kürsüden Notlar

* Bazıları cesur olmadıkları halde cesurmuş gibi davranabilirler. Fakat nüktedan olmayan bir insan, hiçbir zaman nüktedanmış gibi hareket edemez.

azen kendinizi karışık çerezin dibinde kalan leblebi gibi hissettiğiniz oluyor mu?

Benim oluyor…

Özellikle nüktesiz bir hitabette daha derin hissediyorum bu durumu.

İşe nereden başlamamız gerektiğini bilmediğimiz durumlarda yapılacak olan en iyi şey; baştan başlamaktır. Biz de öyle yapalım.

Evvela mizah/nükte nedir ve kürsüde nasıl uygulanmalıdır onu anlayalım, anlatalım.

Mesela;

Bir okul müdürü: “Bir gün okulumuzdaki öğrencilere, heyecanlı ve hararetli bir nutuk çekiyordum. Ansızın küçük bir çocuk yanıma yaklaştı ve dedi ki:

‘Efendim, bana gerçekten ilham veriyorsunuz. Çok teşekkür ederim.’

Çocuğa tebessüm ettim. Onunla konuşup hangi noktaların ona ilham olduğunu öğrenmek ve sonraki nutuklarda da bunu kullanmak istedim.

Çocuk cevap verdi: ‘Bana ilham veren, konuşmanızdaki bir sözünüz değildi. Sizin gibi minicik boylu biri, okul müdürü oluyorsa, kendimin de rahat rahat öğretmen olabileceğini düşündüm. Onun için size teşekkür ederim.’”

Hatip, yaşama sanatıyla alakalı konuşmasının bir bölümünde evlilik ve geçinmeden söz ediyordu. Orada bulunanlara konuşmasının nihayetinde biraz da tebessüm ederek şöyle seslendi:

Anlatacak daha çok şey olmasına rağmen sözü, Aristo’ya bırakıp müsaade istiyorum:

“Evlenin, mutlu olursunuz. Mutlu olamazsanız filozof olursunuz.”

Dinleyiciler arasında gülüşmeler sürerken biri kalktı ve sordu:

“Siz mutlu musunuz, filozof musunuz?”

Hatip cevap verdi:

“Ben mutlu bir filozofum.”

Hayata hep pozitif bakan, insanları olduğu gibi kabul eden 94 yaşındaki nüktedan aile büyüğü, torununun oğlunun düğününde bulunuyor. Kendisine bu güzide an için söz veriliyor. O da konuşmasına şöyle başlıyor:

“Bugün burada, sizlerle birlikte olmaktan çok memnunum. Huzurluyum, mutluyum. -dinleyen aile fertleri duygusallaşıyorlar, gözlerden yaş aktı akacak, konuşma devam ediyor- Gerçi benim yaşımda biri, nerede olursa olsun mutlu olur.”

Güldüren sebepler

Anlatılan misaller, nükte ve mizahın nasıl bir şey olduğunu umarım göstermiştir. Bununla beraber, yıllardır süregelen ve tam bir kesinlikle cevabı bulunamayan soru şu: “Bir insanı, hitabet sırasında güldüren sebep nedir?”

Şahsen ben bilmiyorum.

Ancak bu zamana kadar çok farklı şeyler söylendi. Sıra dışı olması denildi, rutinin dışında bulunması denildi, zekâyı harekete geçirmesi, güldürürken düşündürmesi vs. hepsi söylendi.

Bir ifade de şöyleydi:

“Bütün gülüşlerde bir husumet veya üstünlük hissi bulunduğu söylenir; yani bütün şakalar, bütün nükteler başka bir insan üzerindedir ve bütün güldürücü sözlerde de hicvetme, alay etme vardır. **Mizah ve humor/nüktedanlık arasındaki fark da burada. Hitabet alanında mizah, kötü niyetle batırmak, küçük düşürmek için yapılabilir; gücendirip, incitebilir. Humorun özelliği ise şefkat ve tatlılıktır.”

Toparlarsak; mizah akılcıdır, beyinden gelir; humor/nüktedanlık ise sevecendir, kalpten gelir. Mizah; üstünlük taslama olabilir, kurnazlık belirtir, genellikle acımtırak bir tat bırakabilir ve son vuruşu iyi yapmayı temsil eder. Humor ise çocuk samimiyetindedir, üstünlük taslamaz, masumiyet barındırır, hoşgörülüdür, nezaket sahibi ve sempatiktir.

Bu toprakların büyük nüktedanı: Nasreddin Hoca

Nasreddin Hoca, şüphesiz büyük bir nüktedan idi. Çin’den Amerika’ya kadar dünyanın her noktasında tanınan, bilinen şahıs ne güzel ki bu topraklarda yetişti. Nasreddin Hoca, bir hikayeci, mizahçı, hicivciden ziyade, tam anlamıyla bir nüktedan/humorist idi. Eğer dikkatli okur ve dinlerseniz görürsünüz ki Nasreddin Hoca, fıkralarında başkalarını aşağılama, alaya alma ve hicvetme yoktur. O, adeta kendisini hicvederek, kendisini alaya alarak içinde bulunduğu topluluktakilerin tuhaflıklarını, kavgalarını, hassasiyetlerini hakkıyla ele alır.

Bir hatibi, kürsüde gerçek manasıyla hatip yapacak olan o “altın vuruş”ları Nasreddin Hoca’nın şu misallerinden derleyelim:

Nasreddin Hoca, medrese talebesi iken, bıçak taşımak yasak olduğu halde, belinde koca bir yatağanla müdürün huzuruna çıkarılır. Müdürün, “Bıçak taşımanın yasak olduğunu bilmiyor musun?” sualine, “Ben onunla defterimdeki hataları kazıyorum.” der.

“Be adam, defterindeki hataları o koca yatağanla mı kazıyorsun?”

Nasreddin Hoca, “Evet,” der, “Bazen öyle hatalar yapılıyor ki bu bile küçük geliyor.”

Hoca’nın evine iki hırsız girer. Hoca hemen dolaba saklanır. Hırsızlar, Hoca’yı görür ve derler ki: “Biz sana zarar vermeyiz.” Hoca cevap verir: “Evimde çalınacak bir şey bulunmadığından, utancımdan buraya girdim.”

Arabesk ruhlar, acılar ve sancılar

Derler ki “Gülmek hünerdir, bilemedik.” Hüner sahibi Nasreddin Hoca’nın humor ile mizah arasındaki farkı yansıttığı şu misaller bile başlı başına bir meseldir. Gelgelelim biz, bunca köklü bir gülme tarihine sahipken gülmesini bilmeyen insanlar oluverdik. Çünkü arabesk ruhlar, acılar, sancılar ve ızdıraplar bizi bizden etti. Tarihimizdeki o tatlı gülüşten kopardı.

Şöyle etrafınıza bir bakın. İnsanlar, mütebessim çehreli mi, güleç yüzlü mü? Yoksa çatık kaşlı, asık suratlı, ekşi yüzlü mü? Mesela işyerindeki arkadaşlarınızın yüzlerine bakın, gülümsüyorlar mı, ailenizle birlikte yediğiniz akşam yemeğinizi hatırlayın, misafirleriniz ve dostlarınızla hangi konulardan konuştuğunuzu ve bu zaman zarfının ne kadarında güldüğünüzü düşünün. Konuşarak güzel bir atmosferde mi yemek yediniz; yoksa çatal kaşık seslerinden başka bir şey duyulmadı mı sofranızda?

Başınızı kaldırın ve etrafınıza bir bakın. Otobüste, dolmuşta, vapurda, trende, metroda insanların kaçta kaçı gülüyor? Hadi gülmeyi de geçelim, konuşan insanların sözlerine kulak kabartın; kaçı neşeli ve şen şakrak bir şeyler anlatıyor? Konuşmasını nüktelerle, fıkralarla süsleyen kaç kişi görüyorsunuz?

Sürpriz

Bir hatibin, evvela gülmenin ortaya çıkma unsuru olan nükteyi iyi bilmesi gerekir. Beklenen bir şeyin zamanla gerçekleşmemesi ve hiçbir şeye dönüşmesi, gülmeyi doğurur. Schopenhauer’un dediği gibi “Bizi güldüren şey, gerçek bir nesne içindeki ahenksizlik ve uygunsuzluğun aniden sezinlenmesidir.” Burada en çok üzerinde durulması gereken nokta, aniden, yani sürpriz olmasıdır. Hatip, konuşmasında bu sürprizi iyi sağlamalı. Mesela Çanakkale açık cezaevinde 600 kişilik mahkumdan oluşan bir gruba hitap ederken, kürsüye çıkmış ve şöyle söylemiştim:

“Beyler, sizinle benim aramdaki büyük farkı açıklıyorum: Siz yakalandınız!”

Bunu söyledikten sonra, öne arkaya doğru eğilip bükülerek insanları analiz etmek, gülüşmeleri takip etmek ve sonrasında da salgılanan endorfinle birlikte rahatladıklarını görerek geriye doğru yaslanmaları, iyi bir hitabetin başlangıcıydı.

Hitabet sanatına yeni adım atan acemi bir hatip, kürsüye çıktığında ne yapacağını bilemedi ve gereksiz bir şekilde, oturanlara doğru bakarak salonda kaç kişi var diye sordu. Ön sıralardaki uyanık bir dinleyici hemen atıldı: Siz sahnede kaç kişisiniz?

Acemi hatip, ilerleyen yıllarda bir ön bilgi ekleyerek bunu kullanmasını bildi ve artık çıktığı kürsüde konuşmasına şöyle başladı: “Bir tımarhanenin önünden geçen biri, penceredeki deliye sorar: ‘İçeride kaç kişisiniz?’ Deli cevap verir: ‘Siz dışarıda kaç kişisiniz?’”

Bir misal daha…

Nasreddin Hoca’nın kayınvalidesi, nehirde kaybolur. Herkes akıntı istikametinde cesedi ararken Hoca ters yönde aramaya başlar. Sebebini de şöyle anlatır: “Siz, onun ne ters bir kadın olduğunu bilmezsiniz.”

Bütün bu misalleri incelediğinizde yersiz, manasız bir fikrin, sağlam bir fikir ile bir araya getirildiğini göreceksiniz. Böyle iki uç fikrin bir arada bulunması ise hiç mantıklı olmamakla beraber, sürpriz hissini uyandırıyor; beklenmedik şekilde güldürüyor ve ümit edilmeyeni söylüyor. İşte bunun için gülüyoruz. Zeka duraklıyor, akış kırılıyor, ümitsizlik içindeki trajedi, komediye dönüşüyor ve gülüş dediğimiz netice ortaya çıkıyor.

NOTLAR

* Söz: Lord Halifax

**Hitabet sanatındaki mizah ve humor kıyaslamaları, konuşma sanatlarında geçerlidir.

 Ne dediler:

  • “Humor, birbirinden farklı görünen şeyler arasındaki benzerlikleri ve birbirine benzeyen eşya arasındaki farkları görebilmektir.” (Madame de Stael)
  • “İyi bir humor hissi, bir kimsenin her zaman giyebileceği elbisedir.” (Thackeray)
  • “Gerçek humor, diğerlerine tepeden bakmak, onları hor görmek değildir; kafadan değil, kalpten çıkar. Humorun özü sevgidir; kahkaha değil, çok daha derinlerde yatan gülümsemeyi doğurur.” (Thomas Caryle)
  • “Büyük nüktedanların özellikleri, pek çok şeyi birkaç kelime ile ifade edebilmeleridir. Küçük nüktedanların belirli işaretleri ise çok uzun konuşmalarına rağmen hiçbir şey söylememiş olmalarıdır.” (La Rochefoucauld)
  • “İnsan karakterinin en iyi ölçüsü, nelere güldüğüdür.” (Goethe)

Humor/Nüktedanlık hissine sahip hatip;

  • Hayatın karanlık ve ümitsiz anlarında dahi onun komik ve ümitli taraflarına bakabilendir.
  • Kendinin tuhaf hallerinin, başkaları tarafından nükte mevzusu yapılmasına aldırmaz.
  • Aleyhinde söylenen nükte ve anekdotları bizzat kendi ağzından keyifle anlatır.
  • Bildiklerini zarafetle taşır.
  • Bildikleri arasından ciddi olanlarla gayriciddi olanlardan aynı nispette bahsedebilendir.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı