”İBRAHİM EFENDİ KONAĞI”NDA KAHVE KAVURMA

0

Bir Fincan Kahvenin Kırk Türlü Hali Vardı

“Selamlıkta kahve stoku azaldı mı, vazifeli ağa dönme dolabı vurur ve gelen kıza: “Kalfacığım, kahvemiz tükeniyor …” der, kız da kilerci kalfaya haber vererek iç kiler açılır ve yarım çuval çiğ kahve selamlığa verilirdi. Selamlıkta kahve kavurmak, vazife olduğu kadar zevk de olan işlerden bir işti. Kahve dolabı mangalın üstüne yerleştirilip, yavaş yavaş döndürülmeye başlayınca, ağalar da birer ikişer mangalın başına toplanarak yarenliğe koyulurlardı. Tatlı konuşmalar, türlü şakalaşmalar arasında dönen dolaptan, önce çiğ ve küfümsü bir koku çıkar, fakat daneleri iyiden iyiye kızarmaya yüz tutunca da taze ve keskin bir kavruk kahve kokusu dumanıyla beraber etrafı tutardı. Bir ara dolap açılır, kıvamını anlamak için herkes kavrulmuş tanelerden avucuna alarak leblebi gibi yemeye başlar, şayet hep bir ağızdan “olmuş” kararı çıkarsa dolap boşaltılıp yeniden çiğ kahve ile doldurularak ateşe konurdu. Yok, eğer, kahve taneciklerini hala beyaz dişleri arasında öğütmeye devam eden, tecrübeli ağalar: “Olmamış, az daha ister…” derlerse, dolabın ağzı tekrar kapanıp ateşin üstünde son birkaç dakika daha döndürülürdü. Kavrulma işi bittikten sonra, oturarak değirmende çekme işi başlardı. Bu, öteki kadar kolay sayılmazdı. Zira yarım çuval kahveyi bazu kuvvetiyle un ufak etmek hayli yorucu bir ameliye idi. Ne ki, yorulan ağa, değirmenin oturak tahtasından kalkar bir başkası onun yerine geçmek suretiyle gene de dinlene eğlene işi sona erdirirlerdi.”

İbrahim Efendi Konağı, S. 67

(Toplam 260 kez okundu. Bugün: 2)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.