AraştırmaDin ve HayatMedya

İcma: Bu Toplumdan Müctehid Çıkar mı?

İcma için “Ortak Yol Haritası İcma ve Kollektif Şuur Sempozyumu” düzenlendi. Sempozyumda kullanılan “ortak akıl, kolektif şuur, yol haritası, rönesans, icmanın kurumsallaşması, çağın şartlarına göre icmanın fonksiyonel hale getirilmesinin yanında, icma yörüngeli çözümler, icmanın bütün insanlar için aktifleştirilmesi, İslami kavramları yeniden ihya etmek” gibi kavramlar da dikkat çekti. Fıkhi bir tabir olan icma, ortak yol, bilinç, şuur ve diyalog kavramları arasına konulmaya çalışıldı.

İcmada Kuran-ı Kerim ve Sünnet-i Seniye’den çok, aklın öne çıkarılması ve vasat ümmet, modern ümmet, icma için sokaktaki insanın talebini de almak gibi, bazı kavramların ıslarla vurgulanması insanların aklını karıştırdı.

Ömer Nasuhi Bilmen, Muvazzah İlm-i Kelam kitabının “İctihad” başlığı altında bundan sonra icma yapacaklara uyarılarda bulunuyordu. Bilmen’e göre layık olmadığı halde müctehitliğe kalkışanlar mahzurlu iş yapıyordu. Bilmen bunun sebebini de bir cümleyle şöyle izah ediyordu: “Ulûm-i İslamiye ile bihakkın mücehhez, diyanet ve fazileti âmmece müsellem olmayan kimselerin ictihada kıyam etmeleri, birçok dini mahzurâtı mucib, Müslümanların arasında beyhude yere ihtilafatı müstelzim olacağından asla cevaza karîn olamaz.”

Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye kesin hüküm bildirir. Ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden hüküm çıkartabilen müctehidleri bir meselede fetva verir. Birçok meselelerin çözüm bulduğu mezhepler müctehidlerin ictihadları etrafında şekillenir. Hanefi mezhebi müctehidleri 1,5 milyondan fazla meselede ictihad etmişlerdir. İcma ise bütün müçtehitlerin bir meselede ittifak etmeleriyle oluştuğu için fetva ve ictihaddan daha kati hüküm bildirir.

Takva toplumunun hassasiyetle yetiştirdiği numune şahsiyetler

Burada şu soru akla geliyor. Fıkıh alanında çalışmalar yapan kişiler kendilerini müctehid olarak görebilirler mi? Bu sorunun cevabını Hazret-i Ömer Efendimizin şu sözünden çıkartabiliriz. Birçok sahabe-i kiram gibi kendisi de müctehid olan Hazret-i Ömer Efendimiz “Biz şüphelilerden korktuğumuz için helallerin onda dokuzunu terk ettik.” buyuruyor. Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Hazretleri şüpheli bir alışveriş sonrası hizmetçisinin getirdiği otuz bin dinarı tasadduk etmiş. İmam-ı Azam Hazretlerinin babasının ise şüpheli bir elma yediği için sahibinden helallik almak maksadıyla üç yıl ona hizmet ettiğini biliyoruz.

Zamanımızda insanların bırakın helallerin onda dokuzunu terk etmeyi, şüphelileri bile geçerek haram duvarına gelip dayandıkları düşünülürse, bu toplumdan bir müctehid çıkmasının ne kadar zor olduğu rahatça anlaşılır. Çünkü müctehidlik bilgiyle, aktif Müslümanlıkla alınacak bir rütbe değildir. Bir müctehid olsa olsa İmam-ı Azam’da olduğu gibi takva toplumunun hassasiyetle yetiştirdiği numune şahsiyetlerden çıkar. Şayet böyle numune şahsiyetler olsaydı “pasif Müslüman” diye nitelendirilen, aslında “haramlara dayanan” Müslümanlar, onların ışığı ile bu karanlıktan kurtulabilirler, toplum da böyle bir toplum olmazdı. Harama fetva çıkartmaktan ziyade insanları haramdan uzaklaştırmak, müntesibi oldukları mezheplerin fıkıh ve akaide dair hükümlerini öğretmek onlar için daha elzemdir. Zira fıkıhta çözümlenmemiş veya bir benzeri halledilmemiş mesele yoktur.

(Ertuğrul Mümtaz)

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı