Hikaye ve Günlükler

İfs

Ben ki berr-ü bahrın şahı, cümle âlemin padişahı, göklerin ve yerlerin adalet güneşi Fırtına Sultan Yasin Han. Ceddim Hamdi Han’ın gayreti ve Cenab-ı Allah’ın inayetiyle yurt eylediğimiz bu topraklarda babam Ömer Gazi’den bana kalan tac-ü tahtı beklemekteyim.

Yüzlerce yıl evvel Atam Hamdi Han’ın, başında bekleyen oğullarına: “İlhanbul’u açın, gülzar eyleyin.” buyurması ile başlayan ve nesilden nesile intikal eden bir ulu gayeyi hakikate çevirmek bu fakire nasip oldu.

Evet, İlhanbul Fatihi Fırtına Sultan Yasin Han benim. Lakin size İlhanbul fethine giden serüveni en baştan anlatmalıyım. Bilesüz, ibret alasuz.

Babam Ömer Gazi, eğitime ihtimam gösterirdi. Beni ve kardeşlerimi sarayın içinde faaliyet gösteren Şehzade Eğitim Kurumları’na kaydettirdi. Şehzade Eğitim Kurumları’nın düzenlediği bursluluk sınavına hazırlandık önce. Pederimin tuttuğu hususi hocalar beni ve kardeşlerimi bu sınava çok iyi hazırladılar. Her hafta deneme sınavına girdik. Okul da bizimdi, saray da… Neden bursluluğa giriyorduk ki! Babam bu durumu: “Oğlum geleceğe hazırlık için bu şart. Ne yapalım, sistem bu.” şeklinde izah ediyordu.

Bursluluk sınavını birinci olarak kazandım. Okula %100 burslu aldılar beni. Şehzade Eğitim Kurumları’nın özgün ve ayrıcalıklı eğitim modeliyle geleceğe hazırlanacaktım. Her şey harika gitti. Okulumuz pek güzeldi. Hocalarımız bizi CPSS’ye hazırlıyordu. CPSS: Cihan Padişahı Seçme Sınavı. Padişah olarak atanabilmek için bu sınavı geçmek zorundaydık.

Sınav birkaç aşamadan oluşuyordu. Ok atma, yay germe, ata binme, kılıç kuşanma gibi askeri talimlerden bir imtihan oluyordu. Sonra diplomasi imtihanı vardı. Bunlar asıl sonuca %50 nispetinde katkı sağlıyordu. İmtihanın kendisi ise çoktan seçmeliydi. Aman Allah’ım, neler yoktu ki o sınavda. Türkçe, Arapça, Farsça, Coğrafya, Tarih, Kimya, Fizik, Matematik, Geometri…vb. Aklınıza gelen tüm dersler dahil idi. Bunların hepsine hazırlanmak zorundaydık.

Şimdi hakkını yemeyeyim okulun. Hocalar çok iyiydi. Bir Tayfun Hoca vardı mesela. Allah sizi de inandırsın bir Cebir anlatırdı adam… Tak tak tak. İki dakikada çıkardı problemin içinden. Sağlam taktikleri vardı Tayfun Hoca’nın. Mesela bir karekök sorusu varsa ve soru kökünün ilk harfi F ise cevap kesinlikle Te’dir derdi. Hakikaten öyle olurdu. Tayfun Hoca iyi de fıkra anlatırdı. Dersini severdik. Neyse… Konumuz Tayfun Hoca değil.

Konumuz CPSS.

CPSS’ye çok iyi hazırlanıyorduk. Her hafta bir deneme. Denemede başarılı olanlara çeşitli etkinlikler. Bir hafta cenge gidiyoruz, bir hafta ava çıkıyoruz, bir hafta cirit oynuyoruz… Fakat denemelerde suyumuzu çıkarıyorlardı. Şöyle sorular vardı:

Farz-ı misal karşıda 47 kişilik bir şakî gürûhu olsa. Biz dahi 7 civan er olsak. Erlerden Tuğrul, sadağındaki okun 1/4’ü ile av avlamış olsa, Muzaffer’in oklarının ise 1/7’si kepade çıksa; şol vaziyette ol erler ile bir cenge girilse; karşıdaki eşkıya sürüsüne kaç zayiat verdirilse müstahaktır?

Elif) Kâfirin hepsi def edile.

Be) Ol şakîlerin yarısı telef edile.

Te) Eşkıyanın bazısı telef edile, hele bazısı da esir alına.

Se) Kurban olam, Cenab-ı Allah bilir.

Gördüğünüz gibi doğrudan bilgi sorusuydu. İyi hazırlanmak gerekiyordu. Efendim biz bu sınava hazırlanırken sistem değişti. CPSS gitti yerine SSS geldi. SSS (Sultan Seçme Sınavı) devrim niteliğinde değişiklikler getiriyordu. CPSS’de 20 olan Tarih soru sayısı SSS ile 25’e çıkarılmıştı. Ayrıca SSS’de, CPSS’ye nazaran daha uzun süre veriliyordu. Bir de Cebir’deki katsayı düşürülmüştü. SSS’nin getirdiği yenilikleri hemen kabullendik ve hazırlanmaya başladık. Her şey yolundaydı. Asaf Hoca, denemelerde birinci olanlara geyik eti ısmarlıyordu. Necati Hoca da dereceye girenlerle mangala oynuyordu.

Tam biz SSS’ye uyum sağlamışken müfredat değişti. Yeni müfredat Şevval ayında işlenmesi icap eden konuların Safer ayında işlenmesini öngörüyordu. Fakat değişiklik bununla da sınırlı değildi. Fizik dersi kaldırılmış, yerine At Biniciliği dersi getirilmişti. Böylece at ırkları, kuyruk uzunlukları ve sefer süreleri hakkında birtakım malumatı ezberlememiz gerekecekti. Olsun, dedik. Atları severdik hepimiz.

Müfredat değişir de sınavın adı aynı mı olur? SSS gitti, yerine ŞSGS geldi. ŞSGS yani Şehzadelikten Sultanlığa Geçiş Sınavı. ŞSGS daha başka bir sistemdi. Ama sorulardaki mantık yine aynıydı. Sadece biraz daha bilgi ağırlıklı olmuştu sınav. Lala Cafer Efendi’nin tanzim ettiği o muhteşem denemeler ile ŞSGS’ye yine harika bir biçimde hazırlanıyorduk. Kiiii. Yeniden sistem değişti.

Yeni sistem, şehzadelere sancağa çıkma zorunluluğu getiriyordu. SSYS’ye girmeliydik. Sancak Seçme ve Yerleştirme Sınavı 4 oturumdan oluşuyordu. Bu sınavın ardından elde ettiğimiz puana göre uygun sancağa çıkacaktık. Sancakta gösterdiğimiz performans ölçülecekti. Oradaki performansımız ile sancak sonrası gireceğimiz SOS’un (Sultan Olma Sınavı) ortalaması alınacak ve elde edilen puanla padişah olabilecektik. Sistem zordu. Hemen çalışmaya koyulduk. Uykusuz geceler, saray kampları, seher vakti talimleri vs. derken sınav günü geldi. Girdik hamd olsun. Ter döktük, yorulduk. Neticeler açıklandı. Ben Cemalya Sancağı’na yerleştirildim.

Cemalya iyi bir sancaktı. Payitaht’a yakındı. Havası suyu temizdi. Cemalya’da beni birtakım raviyân ve nakılân karşıladı. “Saraydan çıkan şampiyon.” diyorlardı bana. Sağlam bir ravi olan Şammas Efendi kahvehanelerde benim için: “Ağalar, Şehzade Yasin sabah dememiş akşam dememiş çalışmış. Bir yandan saray hazinesini takip etmiş diğer yandan soru çözmüş.” deyû anlatır oldu. Halkı sevdim. Halkı sevmeyen sultan mı olurdu? Onlar da beni sevdiler. Halk sevdi ise dua da eder. Hayırda daim olsunlar.

Sancak’ta her şey yolundaydı aslında. Ama sistem yine değişti. Cemalya’da gösterdiğim performans yeterli olmayacaktı. Bir de küçürek bir ordu ile akına çıkmalıydım. Bir sezonda en az üç akın düzenleme zorunluluğu getirilmişti. Yeni sistem biraz daha karmaşıktı. Akınlardan elde ettiğim ganimet, adını hatırlamadığım sınavdan aldığım not ve valide sultanın kanaati birleşecekti. Tüm bunlar SOS’tan elde ettiğim netice ile harman edilecekti ve böylece padişah olabilecektim.

Neyse yahu. O da tamamdı. Bir yollu hallederdik. Akın Takip Formu sayesinde yaptığım akınlar bir defterde toplanıyordu. Sancak Performans Notu da başka bir defterde kayıtlıydı. Zamanla yeni düzene de alışmıştım. Ki defterler çalındı. Defter nasıl çalınır ağam? Çalındı and olsun.

İşler gittikçe karmaşık bir hal alıyordu. Ne olacaktı nasıl olacaktı bilemiyorduk. Derken sultan babam vefat etti. Babamdan altı ay önce ağabeyim Şehzade Münir, bir dereden geçerken boğulmuştu. Ağabeyimden bir ay sonra da diğer kardeşim Şehzade Cavit bir akında şehit olmuş idi. Yüce Allah onları cennetinde buluştursun. Lakin görüldüğü üzere tahtın tek varisi idim.

Usulen SOS’a girdim. Ve puanım kadar top atışı ile tahta cülus eyledim. Ceddimin vasiyeti gereği İlhanbul’un fethi için çalışmam gerekiyordu. Bunun için divanı topladım. Paşalarım bana İlhanbul fethine hazırlık yapabilmem için İFS’ye girmem ve belli bir puanı elde etmem gerektiğini söylediler. Meğer İlhanbul’un Fethi Sınavı var imiş. Cennetmekan babam o imtihandan dilediği puanı alamamış o sebepten hazırlığı da zayıf imiş. “Destûûûr!” dedim ve bir çırpıda hazırlanıp İFS’ye girdim. İlk oturumda kazandım.

Ve işte, İlhanbul’un fatihi oldum. Fakat yıldım. Sınav sınav sınav. Şehzadelere zulümdür bre. Olmaz. Ol sebepten az önce vezirimi çağırdım ve dahi bir ferman yayınladım:

“Emr-i hak vaki olup da ben bu diyardan göçende, hanedanımızdan ekber ve erşed olan tahta cülus ede. Hele sınavdan bahseden bir âlim, muallim olursa heman Çin diyarına sürgün edile..”

Benden sonra ne olur bilmem. Ama kendi saltanatımda sistem değiştirmiyorum. Şehzade Eğitim Kurumları’na atölye yaptırdım. Oynasın civanlar. Oyun iyidir.

Ben ki berr-ü bahrın şahı, cümle âlemin padişahı, göklerin ve yerlerin adalet güneşi, İlhanbul’un bahçevanı olan Fırtına Sultan Yasin Han. Ceddim Hamdi Han’ın gayreti ve Cenab-ı Allah’ın inayetiyle yurt eylediğimiz bu topraklarda babam Ömer Gazi’den bana kalan tac-ü tahtı beklemekteyim.

Hele dua edin ağalar.

En Yeniler

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı