Gelenekten GeleceğeKültür Sanat

İğne Oyası

Zarafete Dönüşen Kördüğüm

Bir dikiş iğnesinin ucunda küçük bir kördüğümle başlayan değişim, sanatkârının elinde kelimeleri aşan manalara ulaşır; gözleri kamaştıran motiflere dönüşür. Her motif, vardığı diyarlarda, ulaştığı ellerde sese, kelimeye ihtiyaç duymaksızın farklı şeyleri konuşur. Kimi zaman mutluluğu, kimi zaman özlemi, kimi zaman da bir sıkıntıyı ifade eder; haleti rûhiyeye tercüman olur.

Kışın iğnelerde açan çiçekler

Çocukluğuma dönüp baktığımda, sokakların mis gibi toprak ve onun bağrından yeşermiş kasımpatıların koktuğu günleri anımsıyorum. Yaz biter ve Toros Dağları’na karlar düşerdi. Sokak ve balkonlarda odun sobasının kovasına talaş ve odun dolduran insanlar görürdük. Annelerin, sobada pişirdiği bazlamaların sıcaklığı, çayın sıcaklığına karışarak ev ahalisi karnını doyururdu.

Ev işlerini erkenden bitiren hanımlar, el işlerini alarak birbirlerine iğne oyası motifleri çıkarmaya giderlerdi. Bizler de onlarla beraber gider, sobanın dibine oturup oyunlar kurardık. Elimize iğne oyası malzemeleri ve mendiller alıp büyüklerde gördüğümüz oyaları taklit etmeye çalışırdık. Güzel sohbetler eşliğinde işlenip çoğalan iğne oyaları, soğuk evlerde kışın yeşeren çiçeklere dönüşürdü.

Panoramik motifler

Hiçbir söze, kelime ve cümleye ihtiyaç duymadan birçok şeyin anlatıldığı oyalar ve işlemeler…

İğne oyaları, desenlerin işlenişi bakımından Anadolu kadınlarının sabır ve zekâsının ürünüdür. Bir mühendisin, ince hesaplamalar neticesinde çizdiği büyük projelere eş değer kıymettedir. Atılan her bir düğüm, harikalar oluşturmak için konulmuş bir tuğla gibi işlevseldir.

Düğümlerden ‘fiskil’ denilen taç yapraklar yapılır. İğne oyalarına baktığınız zaman, onları her boyuttan görür, düğümlerin sabır ve metanetle birleşip insanlar arasında nasıl da aracı olduğuna şahitlik edersiniz. Bazen bir yaprak olur, çiçeklerin çevresine bezenir. Bazen geometrik şekiller olur ve havlunun kenarında şerit olur. Ellerini yüzlerini yıkayan aile büyüklerine, abdest alan misafirlere zarif bir hizmet olur. Bazen bu motifler zikir tespihlerinin ucunda imame olur ve zikreden lisanlara ortak olur. Ve her ne olursa olsun bu iğne oyaları, bir genç kızın çeyizine konulan en zarif parçalardır.

Gelin ile kayınvalide arasında köprü

Eskiden gelin, kayınvalidesine ‘çayır çimen’ isimli oyadan başörtüsü yapardı ve bunu ona yaparak: “Aramız çayır çimen gibi huzurlu olsun anneciğim.” demek isterdi. Bazen de kayınvalide, gelinine ‘gelinparmağı’ isimli oyadan yollayıp gelinine şu cevabı verirdi: “Davranışlarımız itidalli olsun, günlerimiz güzel geçsin.”

Ayrıca kayınvalide,  ‘gelinparmağı’ oyası ile gelinin on parmağında on marifet olduğunu ve bu durumdan memnuniyetini anlatırdı motiflerle… Böylece iğne oyaları, gelin ile kayınvalide arasında uzanan hoş, manalı bir köprü olurdu.

Erkeklerin de ifade unsuruydu

Yalnızca hanımların değil, bir dönemde erkeklerin de ifade unsuruydu iğne oyaları. Anadolu efeleri, külahlarının etrafına, eşlerinin işlediği yemeni adı verilen yazmaları sararlardı.  Hatta bazen o kadar çok oya dolarlardı ki; bu oyalar, gittikleri yerlerde yastık görevi görürdü. Özellikle Batı Anadolu ve bazı İç Anadolu yörelerinde zeybek ve efeler, bu tür baş yemenilerini bolca kullanmışlardır. Hatta yalnız, başlıklarda değil, mühür keseleri, mendil çevreleri ve para keselerinde de iğne oyaları kullanılmıştır. Rozet oyası, askerden madalya nişanesi ile dönen eşi için bir gurur ifadesidir. Emek emek işlenen bu düğümlerin her biri, ayrı ayrı manaları konuşur.

Ankara’da ‘sultan tacı’ motifi, Tokat’ta ‘çarkıfelek’, Nallıhan’da ‘sarmaşık’ ve ‘gül’ motifleri, Mudurnu’da çınar yaprağı’, Adana ve çevresinde ‘kütüle’ oyası, Bolu’da ‘aslanağzı’ motifi…

Fabrikasyon oyalarına benzemez

Birbirinin kopyası fabrikasyon oyaların yanında, ilmek ilmek sabırla dokunan, iğneyle kuyu kazarcasına işlenen oyalar arasında kıyas kabil değildir. İğne oyasını, diğer millerle işlenen oyalardan ve dantellerden ayrıcalıklı kılan şey; üç boyutlu olması, dikiş iğnesi ile işlenmesi ve işlendikçe düğümlenip sabitlenerek çözülmüyor olmasıdır. Dantel sökülürken, iğne oyalarının sökülmesi mümkün değildir. Büyük emek ve özveri isteyen bu sanat, her yerde ve her zaman yapılmaya uygundur. İpek ibrişimden boncuklara, gümüş tel ibrişimden kokulu karanfillere kadar birçok malzeme ile kullanılabilir. Ve iğneyle kuyu kazarcasına işlenen her bir kördüğümün, bir sanat eserine dönüşmesi bittabi mümkündür.

Dünya kültüründe iğne oyası

İğne oyaları, dünya literatürüne ‘Türk Danteli’ olarak girmiştir. Bazı kaynaklara göre 12. yüzyılda Anadolu’dan Balkanlar’a, oradan da İtalya yoluyla Avrupa’ya yayılmıştır. Bu oyalar, Türk kadınları ile özdeşleşmiştir. ‘Oya’ sözcüğünün başka dillerde karşılığı da yoktur. Aynı Türk halıları, kilimleri ve hat sanatı gibi, iğne oyaları da dünya kültüründe özgün bir yer edinmiştir. Bu oyaların kıymetinin korunması, itibarının iade edilmesi, kullanım alanlarının genişletilerek sanatkârlarının desteklenmesi ve halkın bilinçlendirilmesi gerekir.

Zengin birikime sahip Anadolu

İğne oyalarının renk ve motif çeşitliliğine Anadolu’nun bağrında yetişen çam ağaçlarından, çiçeklerden tutun da hayvan ve tabiat figürlerine kadar birçok şey ilham olmuştur. Adeta tohumlar, yazmalara ekilerek nakşedilmiş ve genç kızların başlarında yeniden yeşererek taçlanmış, çiçekler açmıştır. İnsanımız, yaşanmışlıklarını sanatlarına aktarmışlar ve torunlarına miras olarak bırakmışlardır. Bu oyalar, üç boyutlu panoramik haliyle, görsel güzelliklerinin ötesinde, duyusal tasavvurları da olan Anadolu insanının güzellik ve estetik anlayışının zarif bir ifadesidir.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı