İlk Mushaf-ı Şerîfler

0

Nabi’ye ait bu mısralar, 14 asır boyunca dünyanın hazan, bahar mevsimleriyle; gâm ve neşât günlerini gören Kur’ân-ı Kerîm’in muhafazasında yaşanan heyecanı ve gayreti anlatır. Kâinattaki her şeyi en güzel şekilde yaratan Hazreti Allah; bizzat kendi kelâmı olan Kur’ân-ı Kerîm’i yeryüzüne indirmiş, biz kullarının istifadesine sunmuştur.

Hazreti Allah’ın yarattıklarında ibret alınacak çok şey vardır. Mesela, bir tohumun kaderi nedir? Üzerine basılıp yok olup gidecek bir şey midir? Yoksa koca bir çınara mı işarettir? Kim bilebilir, kim görebilir o minicik tohumdaki cevheri?

Sahibi var!

O Kur’ân-ı Kerîm ki üzerinden 14 asır geçtiği halde bir harfi, bir noktası ve bir kelimesi bile değişmemiş, sure ve âyet-i kerîmelerin tertibiyle muhafaza edilmiştir. Bizatihi Hazreti Allah: “O kitabı biz inzal ettik, biz muhafaza ederiz.” (Hıcr Suresi, âyet 9) buyurmuştur. Muhafaza eden Hazreti Allah olunca, akıbetin ne olacağını anlamak zor değildir.
Kur’ân-ı Kerîm nedir, nasıl nazil olmuş ve yazılıp muhafaza edilmiştir? İlk mushaflar nasıl bir araya getirilmiş ve nerelere ulaştırılmıştır? Hazreti Osman’ın (r.a.) hilafeti zamanında yazılmış ve farklı yerlere gönderilmiş mushaflar bugün nerede ve ne haldedir? Dosyamızda bütün bu soruları cevaplamaya çalıştık.
Alametler ve sadık rüyalar

Lafız olarak Kur’ân-ı Kerîm, Cebrail aleyhisselam vasıtasıyla Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz’e indirilen mukaddes kitabın adıdır. Kelime anlamı olarak, okumak ve cem etmek manasınadır. Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) inzal olunan bu kitabın ismi bizzat Hazreti Allah tarafından konmuştur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) çocukluğundan itibaren ilahi sırrı, insanlığı ve kâinatı düşünür, kavminin taptığı putlardan uzak dururdu.

İlerleyen yıllarda Efendimiz (s.a.v.), artık yalnızlık sevgisine kapılmış ve Mekke’ye dört mil mesafedeki Hira Dağı’na gidip inzivaya çekilir olmuştu.

Günlerden bir gün Hira Dağı’nda vahiy hadisesi meydana geldi. Şöyle ki; O’na Cebrail (a.s.) gelerek “Oku!” dedi. O da: “Neyi okuyayım?” diye cevap verdi. Cebrail (a.s.) tekrar “Oku!” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise tekrar; “Neyi okuyayım?” diyerek cevapladı. Peygamber Efendimiz’in nakline göre, Cebrail (a.s.) mübarek vücutlarını sıktı ve üçüncü defa tekrar “Oku!” dedi. Sonra da peygamberimizi bıraktı. Ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) okumaya başladı. Böylece Cebrail (a.s.) tarafından kendisine manevi bir ameliyat tatbik edilmiş oldu.

Ashâb-ı Suffe’nin hizmetleri

Ömrünü ilme adayan Ashâb-ı Suffe, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gözetimi altında Mescid-i Nebevî’nin sofasındaki hususi yerlerinde barınıyor ve O’nun, Kur’ân-ı Kerîm’in hıfzı ve öğrenilip öğretilmesi konusundaki teşviki ile Kur’ân-ı Kerîm nazil oldukça onun ilmi ile meşgul oluyorlardı. Bu sofa, Kur’ân-ı Kerîm’in ezberlenip ahkamının öğrenildiği bir eğitim müessesesi idi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) burada yetişen birçok sahabeyi Kur’ân-ı Kerîm’e hizmet etmeleri için çeşitli kabilelere, devletlere ve farklı coğrafyalara göndermiştir. Gönderilen sahabilerin sayısı oldukça fazladır.
Hazreti Ömer (r.a.) Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleyenlere Beytülmal’den belli bir miktar maaş tahsis etmişti. Sahâbe-i Kiram’dan İbn Mesud, Ebu Musa el-Eşarî ve İbn Abbas (r.anhüm) Kur’ân-ı Kerîm’in ezberletilmesinde ve ahkamının öğretilmesinde çok gayret gösterdiler. Ebu Musa el-Eşarî (r.a.) talebelerini halkalara böler ve her halkanın başına, onlara nezaret eden birisini görevlendirir, sonra da kendisi bütün halkalara nezaret ederdi. Böylece her gün Basra Camii’nde güneşin doğuşundan öğle vaktine kadar Kur’ân-ı Kerîm’in kıraati, ezberi ve ahkâmının öğretilmesi ile meşgul olurdu.

Farklı coğrafyalara tek merkezden

Fetihlerin sınırları genişleyip İslâmiyet farklı dillere, kültürlere ve coğrafyalara ulaştığı sırada yeni bir durum ortaya çıkmıştı. Bu yeni durum, Kur’ân-ı Kerîm’in kâmil manada kıraatinin yapılması idi. Tam ve kâmil manada Kur’ân-ı Kerîm’in öğretilmesi için Hazreti Osman (r.a.) döneminde Mushaf-ı Şerîflerin tek merkezden hazırlanılmasının bir sebebi de bu idi. Medine-i Münevvere’den gelen Mushaf-ı Şerîfler, Sahabe’nin gözetimi altında dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlara tam ve kamil manada talim edildi.

Kâinatta usulsüz hiçbir şey yoktur. İşte Kur’ân-ı Kerîm de ihtiyaca binaen ve usulüne uygun şekilde mushaf haline getirilmiş ve farklı beldelere gönderilmiştir.

Nüshaların çoğaltımı işini yürüten heyetin faaliyeti, araştırmalara göre Hicri 25-30 yılları arasında 5 yıl sürdü.
Hazreti Osman (r.a.) devrinde, Kafkasya ve Hazar Denizi civarına yapılan seferlerden sonra Huzeyfe b. el-Yeman (r.a.) hassas bir noktadan hazırlanan mushaf-ı Şerîflerin İslâm coğrafyasının lüzum görülen merkezlerine ulaştırılması için görüş bildirir. Bundan sonra mushaflar çoğaltılır ve farklı beldelere gönderilir, diğer mushaflar toplatılır. Kaynaklarda zikredilen bilgilere göre Hazreti Osman (r.a.) zamanında çoğaltılan mushafların gönderildiği yerler şunlardır: Medine-i Münevvere, Mekke-i Mükerreme, Kûfe, Şam, Basra. Bunların haricinde ise Mısır, Yemen, Kayrevan, Kurtuba, Bahreyn, El-Cezire ve Humus’a da birer mushaf gönderildiğine dair rivayetler vardır.

Mushaf-ı Osmanî tarihte yerini alıyor

Hazreti Osman’ın (r.a.) hususi nüshasına “Mushaf-ı Osmanî” denildiğini, aynı zamanda diğer mühim İslam merkezlerine gönderilen nüshalar da bizzat Hazreti Osman (r.a.) tarafından gönderildiği için onlara da “Mushaf-ı Osmanî” dendiğini ifade etmekte fayda var.

Hazreti Osman’ın (r.a.) okurken şehit edildiği mushafın ehemmiyeti iyi bilindiğinden dolayı bu Mushaf-ı Şerîf’in talibi çok olmuştu. Bu sebeple, ceylan derisi herhangi eski bir mushafın üzerine kan damlatılarak “Hazreti Osman’ın (r.a.) mushafı budur.” diyerek farklı mushaflar ortaya çıkabiliyordu.

Burada mukaddes kitabın tarihi açısından bir konuyu ele almak gerekir ki o da Medine-i Münevvere Mushafı ile Hazreti Osman’ın (r.a.) Mushafı arasındaki irtibattır. Hazreti Osman Efendimiz (r.a.), istinsah edilen mushaflardan birini Medine-i Münevvere halkı için ayırmış ve Zeyd b. Sabit’i (r.a.) bunu okutmak üzere vazifelendirmişti. Sonraki döneme ait bazı kaynaklarda ise bir mushafını da kendisi için ayırdığı nakledilir. Hazreti Osman (r.a.) şehit edildiği sırada şu âyet-i kerîmeyi okumaktaydı: “Onlara karşı Allah sana yeter.” (Bakara Suresi, âyet 137)

Bu yazının devamını İnsan ve Hayat Dergisi’nin 108. sayısından (Şubat 2019) okuyabilirsiniz.

BU SAYIYI SATIN AL E-DERGİYİ SATIN AL
(Toplam 553 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.