Din ve Hayat

İnançların Mahremiyet Hakkı

Heva ve heveslerine uyup bidat konuşan insanlar, İslamiyet’e sızıp zararlı faaliyet yürüttüler. Hatta grup grup insanları kötü yöne çekip götürenler de oldu. Ama bunların hiçbiri inançların mahremiyet hakkını ihlal eden bugünkü medya kadar olamadı.

Mahremiyet hakkı üzerinde konuşanlar, kişilerin mahremiyetine veya özel hayat alanlarına odaklandılar. Özel hayatın her alanına tehditler ve müdahaleler giderek artıyor. Özellikle bilgi  ve iletişim teknolojisinde ortaya çıkan hızlı gelişmeler, mahremiyete yönelik ihlalleri oldukça kolaylaştırdı.

Gazete, televizyon ve diğer medya ürünleri çıkmadan önce de dine saldırılar oluyordu. İlim ve nur ziyalarına bakarak insanların dinde önlerini görmelerine vesile olan değerli şahsiyetleri karalamalar, her biri, ağırlığınca insanı dalaletten kurtaran “itikadî ve amelî kavramların” içini boşaltmalar hep yaşandı ve halen yaşanmakta.

Şimdilerde ise inançlar ve fikirler, aynı yıl içinde bile arkası kesilmeyen sistemli saldırılara maruz kalabiliyor. Bir defalık saldırılardan sistemli medya düzeneğine nasıl geçildi? Meseleyi biraz geriden ele alalım.

İlk icatlar, ilk saldırılar

1847 yılında Sultan Abdülmecid Han’a yeni bir icat takdim edildi. İcadı sunan kişi Prof. Lawrence Smith ve sunduğu yeni icat telgraf. Telgrafın icadından 11 yıl sonra İstanbul’da Telgraf Müdürlüğü kuruldu. 1909’da manuel telefon santralleri İstanbul’da hizmete girdi. Bu tarihlerde inanç ve fikirde tahribat yoğunlaştı, Avrupa’da doğan yanlış fikirler, bir günden daha az zaman içinde İstanbul’a ulaştı ve insanların inançlarına zarar vermeye başladı.

Klasik medya düzeni ve reformistler

Televizyon, elektronik eşya olarak 1930’lu yıllarda satılmaya ve geniş kitlelere hitap etmeye başladı. Türkiye’de ilk olarak 1953 yılında bölgesel olarak ve haftada birkaç saat deneme yayınları başlatıldı. 1990’lı yılların başında ise özel televizyon kanalları yayına başladı.

Televizyonun icadı inanç ve fikir mahremiyetinde devrim niteliğinde sonuçlar ortaya çıkardı. Kavram anarşisi, tam da bu yıllarda yaşandı. İletenden alıcıya tek taraflı yayın süreci yaşanıyordu. İnanç ve fikirlere TV’lerden sürekli ve tek taraflı saldırı vardı. Dinî kurumları ve kişileri alaya alma misalleri, müslümanları derinden etkiledi.

“Dini Tamir Davasına Din Tahripçileri” kitabının müellifi Ahmed Davudoğlu (D. 1912-Ö.1983) 1980 yılına kadar anlattığı reformistleri, İbn-i Teymiye ile başlatır. Baştan sona 21 reformisti anlattığı eserinde 80’li yıllara yaklaştıkça isimler sıklaşır. “Sarıksız Reformcular” başlığı altında zikrettiği kişilerin çoğu, ilk sapmalarını televizyon ile yaşarken, yine ilk saptırmalarını da televizyon vasıtasıyla yaptılar.

İnternet güncellemeleri arasında din güncellemeleri

İnternetin ilk geldiği yıllar yine 1990’lı yıllar oldu. Televizyondaki tek taraflı iletişimi internet, karşılıklı hale getirdi. İnternet ortamında açılan tartışma masaları etrafına, bilinçli toplananlar üzerinden, bilinçsizlere doğru saldırılar kurumsallaştı.

Fikirleri reform etme ve dinî konularda diyalog, modernizasyon adı altında, Müslümanların mahrem bölgede tutup kimseyi yaklaştırmadıkları itikadî konulara, internetin gücünü arkasına alarak tahrip, olmadık zararlar vermeye başladı. İnternete bağlanan cihazların üretici firmaları, ürünlere güncelleme çalışmaları yapıyordu. Benzer durumlar fikir ve din sahasında da düşünüldü. Gerçek yol kesiciler, İslamiyet’e bağlananlar adına konuşarak “dini güncellemeyi” talep etmeye başladılar.

Unuttukları bir şey vardı. Dinin sahibi, bütün virüslere karşı, inanç sistemlerini yüzyıllar öncesinden ekmel etmişlerdi. Çünkü bu din, kul yapımı cihazlar gibi beşerî değil, ilahî idi.

Sonuçta

Medya üzerinden saldırılar, binayı yıkamadı ama sistemde gedikler açtı. Teknolojiyle gelen saldırıların zararı, bazı yerde umumî oldu. Fikir ve din sahasında bidatler yayıldı. Televizyonun icadından bugüne 4 kuşak geçti ve sonraki gelenler, icatların zarar verdiği yerleri unuttular. İnternete, sosyal medyaya itiraz etmenin fazileti çok az kişide kaldı. Sosyal medya ile gaflete düşüren, fikri, firaseti, hakikati görmeyi öldüren yönleri ile mücadele devam ediyor.

Mesela televizyon ve sinema, sohbet sünnetini kaldırdı. Gençlerin ilim tedrisi yaptığı dersliklerin yerini internet ortamları aldı. Bugün kafelerde bilgisayar karşısında geçirilen toplam süre, 16-24 yaş grubu için 1-10 saat arasında değişiyor. Buna ek olarak, “aile bağları” internet hareketlerinden en çok etkilenen alan oldu.

Gelinen noktayı İbn-i Abbas (r.a.) şu hadîs-i şerîf rivayetiyle işaret ediyor: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda bidatler çoğalacak, sünnetler unutulacak. Hatta her bidat bir sünneti kaldıracak.”

Sünen-i Ebû Dâvut’da geçen  yine bir hadîs-i şerîf: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki; insanlar bir elekten geçirilecekler. İçlerinden sadece en kötüleri geriye kalacak. Ahitler bozulacak ve emanetlere hıyanetlik edilecek. İhtilafa düşecekler ve bu hale gelecekler.” buyrulup iki elinin parmaklarını birbirine geçirdi. Sahabe-i Kirâm: “Ya Resulullah! O vakit biz ne yapalım?” diye sorunca şöyle buyurdular, “Bildiğiniz hakka tabi olur, dine uygun olmayan şeyleri terk edersiniz. Kendi emriniz altındakileri ıslah ile uğraşıp âmme (umum halk, kamu) ile uğraşmazsınız.”

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı