Eğitim

İnsana Değeri Üniversite Katmıyor

Üniversite mezunu olmak eskisi kadar itibar edilen bir özellik değil. Türkiye’deki üniversite sayısı 150’yi geçti ve her yıl farklı alandan binlerce kişi üniversite bitiriyor. Üniversite mezunlarının bu sayısal artışının onları sıradanlaştırdığını düşünenler çoğunlukta. Her üniversite mezununun işi hazır olur inancı da belki üniversite mezunlarının istihdam problemlerini beraberinde getiriyor. Ancak artık zihinlerde yaygın bilinen yanlış görüşler doğrularıyla değiştirilmeye başladı. Çünkü insana değeri ve istihdamı üniversiteler katmıyor.

Üniversite yılları öğrencilerin kendilerini hayata hazırlamaları için son safhadır. Hayatın bundan sonraki seyri, büyük ölçüde bu yıllara kadar atılan adımların izlerini taşıyacaktır. Bu süreyi iyi değerlendirenler, sıradan üniversite mezunlarına göre hayatlarında daha başarılı olacaklardır. Çünkü onlar diplomanın peşinde sıradan bir mezun olmamışlardır. Hayata ve üniversiteye yaptıkları maddi ve manevi çalışmalarıyla değer katabilmişlerdir.

Öğrencilerin hayata değer katma ve dünya şartlarını daha yukarıdan tenkit etme kabiliyetleri ise tartışmalıdır. Bu açıdan öğrencilerin kendilerini diğer mezunlardan müspet yönde ne kadar farklılaştırdıkları önemli bir konudur. Üniversite öğrencilerinin büyük bir çoğunluğu popüler kültürün de etkisiyle çok sığ ve sıradan bir öğrencilik hayatı geçirmektedirler. Onlar için üniversite okumak, mezuniyet sonrasını düşünmeden gününü gün etmek, arkadaşlarla gezmek, tozmak, eğlenmek anlamındadır. Ayrıca hayata bir değer katma ideali yoktur. Farklı olmak adına kılıktan kılığa girmenin ise bir değer olmadığı artık her insanın malumu olmuştur.

Üniversite bitirecek öğrencilerin sadece not temelli bir eğitim hayatı benimsemeleri de çok mantıklı değil. Düşük not ortalamasıyla da olsa bir şekilde okullar bitirebilir. Ama asıl mesele bundan sonra başlamaktadır. Mezun olan öğrenciler hem pratik hayattan uzaklaşmakta hem de alanıyla ilgili yüzeysel bilgilerle iş-güç peşinde koşmaktadırlar.

Hayata değer katma düşüncesi, insanlığa farklı güzellikler sunma kabiliyeti ve yolunda gitmeyen bozuklukları düzeltme isteği ise artık hayatın iş-güç çarkı arasında eriyip kaybolmuştur. Bir talebe, eğitimin her noktasında olgunlaşmayı, donanınım elde etmeyi, yaşanacak dünyevi ve uhrevi hayatın yanında icra edilecek mesleki hayata da değer katmayı, gerçek hayat gayeleri arasında sıralamalıdır. Yoksa neticede üniversite, rüyanın hayata geçirilemediği, mali hülya sahaları olarak kalır.

Normaldir ki, bölümünü bitiren bir mezun, alanıyla ilgili bilgilerinin tamamını bütün yönleriyle öğrenmiş olamaz. Okudukları bölümde temel anahtar bilgiler verilmiştir. Onları derinleştirmek ise öğrencilere kalmıştır. Üniversite öğrencilerinin öğrencilik yıllarında yapacakları işlerden bir tanesi bölümleriyle ilgili bir konuda uzmanlaşmaktır. Herkes her şeyi iyi bilmeyebilir ancak herkes bir şeyi iyi bilmesi gerekir. Bu şuurda kendisini yetiştirmiş bir öğrenciler, mezun olduktan sonra her konuda görüş belirtmeseler de, yeri geldiğinde kendi uzmanlaştıkları konuyu enine boyuna tartışabilirler. Böylelikle en az bir konuda söz söyleme hakkını kendilerinde bulabilirler.

Bunun için idealist bir öğrenci, gerek okul müfredatı icabı hazırladığı seminer ve ödevlerle, gerekse kendi ferdi çalışmalarıyla belirli sahalarda kendini derinleştirmelidir. Bunun yolu da okuma ve araştırma merakından geçer. Birçok insan için üniversite yılları en fazla kitap okuma fırsatının elde edildiği zamanlardır. Bu zamanlarda öğrenciler hayata dair ne varsa onlardan habersiz kalmamak için genel kültür kitaplarını, alanlarında derinleşmek için de mesleği ile ilgili kitap ve makaleleri okumalıdır. İnsanların hayatı ne kadar anlamlandırdığını anlayabilmek için “kaç kitap okudun?” sorusuna vereceği cevap önemli bir ipucu olacaktır. Bir konu ile ilgili görüş ortaya koymak gerektiğinde, konuyla ilgili önemli kaynaklardan habersiz olmak, kişinin ehliyetini ve verdiği bilgilerle ilgili güvenilirliğini zedeleyecektir.

İnsanın bir alanda kendini yeterli görmesi için, sadece üniversite mezunu olmasının kâfi olmadığını yazımızın başında ifade etmiştik. Bunun için alanında uzmanlaşmak isteyenlerin devam etmesi gereken programlardan birisi de lisansüstü eğitimdir. Kişi, mezuniyet sonrasında yapacağı yüksek lisans ve sonrasında alacağı doktora derecesi ile genel alanının çok özel bir sahasına inmiş olacak ve o sahanın tüm bilgilerini teferruatlı bir şekilde edinmek zorunda kalacaktır.

Özetlemek gerekirse, diploma eskisi gibi geçerliliğini korumamaktadır. Çünkü etraf diplomalıdan geçilmez hale gelmiştir. Çağın insanları, artık bir şekilde bilgiye kolayca ulaşabilmektedir. İnsanlar arasında yer edinebilmek, kendimizi ifade edebilmek için niteliklerimizi artırmak, bilgimizi derinleştirmek durumundayız. Tutunabileceğimiz bir dal ile insanlar arasında bir yer edinebiliriz. Bu dal da bizim kendimizi yetiştirdiğimiz bir uzmanlık alanı olacaktır.

O halde üniversite okuyan öğrencilerimize okudukları alanın genişliğinden haberdar olmaları için genel bilgileri kazanmalarını tavsiye ederiz. Ancak bununla yetinmek sıradanlıktan ileriye götürmeyecektir. Bir alanda derinleşmek, özel bilgiler edinmek ve hayatı farklı boyutlarıyla kavramaya gayret etmek onlara ayrıcalık kazandıracaktır.

En Yeniler

Başa dön tuşu