KapakRöportaj

“İslam Miras Hukuku’ndan Daha Adili Yoktur”

Feraiz bilirkişisi Av. Ali Öncel, dünya üzerinde miras paylaşımında kadını en fazla koruyan sistemin bilinenin aksine İslam Miras Hukuku olduğunu belirterek, “Dünya’nın en gelişmiş ülkesinde dahi anneye miras verilmesi konusu bugüne kadar çözülememiştir. Kadının hakları konusunda İslam Miras Hukuku’ndan daha adili yoktur” dedi.

Mahkemelerde yüz binlerce miras davası sonuçlanmayı bekliyor. Hemen hemen her ailede mirastan kaynaklanan kalp kırıklıkları, küskünlükler hatta kavgalar mevcut. Aile huzurunu kökten sarsan bu durumun temeli ise, kızlara mirastan hiç pay verilmemesi veya kadınların, İslam Miras Hukuku’nun sağladığı faydaları bilmediklerinden karşı çıkmalarıdır. Bu durum gelişmiş ülkelerde farklı değildir. Avrupa ülkelerinde anneye mirastan pay verilmemekte, bu konuyu nasıl çözecekleri konusunda tartışmalar sürmektedir. İşte bu sebeptendir ki son zamanlarda dikkatler yeniden Müslümanların bin yılı aşkın süredir titizlikle uyguladığı İslam Miras Hukuku yani “Feraiz İlmi”ne çevrildi. Bu konuda, mahkemelerdeki yüzyılı aşkın devam eden davalarda bilirkişilik yapan hukukçu Feraiz bilirkişisi Av. Ali Öncel’in kapısını çaldık. Ye sizin adınıza merak edilen konuları sorduk.

İstanbul’da bilinen tek Feraiz bilirkişi olarak tanınıyorsunuz. Feraiz Bilirkişisi ne demektir?

Feraiz, kısaca İslam Miras Hukuku manasına gelir. Kur’an-ı Kerim, Sünnet ve İcma ile sabit olan hükümlerle meydana gelen bir hukuk sistemidir. Türkiye’de, 4 Ekim 1926 yılında medeni kanunun kabul edilişine kadar bu hukuk sistemi tatbik edilmiştir. Bu tarihten sonra İslam Miras Hukuku ortadan kaldırılmış yerine İsviçre’den ithal, bugün dahi Avrupa ülkelerinde tartışma konusu olan hukuk sistemi konulmuştur. Zamanla da İslam Miras Hukuku unutulmuş, bu ilmi bilen kalmamıştır. Bu topraklarda 86 yıl öncesine kadar yaklaşık bin yıldır tatbik edilmiş İslam Miras Hukuku’nu fazla bilen kişinin kalmaması çok acı bir durumdur. Çünkü davalar hala devam ediyor, kaldı ki hakka son derece riayet eden ve insanların son derece memnun oldukları bir miras paylaşımı vardı ortada. Bir hukukçu olarak kendi gayretimizle gerek Türkiye’deki gerekse diğer İslam ülkelerinde yazılı kaynakları inceleyerek, bu alanda bilirkişilik unvanı kazanan belki de tek kişiyim. Özellikle 1926 yılı öncesine uzanan miras davalarında bilirkişi olarak vazife yapıyorum.

Sizi bu ilme çalışmaya sevk eden nedir?

Elli yaşıma kadar ilm-i feraizle uğraşabileceğimi tahmin edemezdim. Ama bu dönemde yaşadıklarım beni bu ilmi anlamaya ve anlatmaya sevk etti. Babam vefat edince, en yakın akrabalarım bile miras taksiminde Allah’ın kanununa karşı geldiler. O zaman bu ilmi ne kadar da unuttuğumuzu gördüm. Sadece ben ve bizim ailemiz değil, tanıdığım birçok aile mirasta Allah’ın taksimini yeterince bilmedikleri için hataya düşüp haram yiyorlar. İslam Miras Hukuku’nun bilinmemesi, hatta fazla bilen kişinin kalmaması nedeniyle bu hale geldik. İnsan bilmediğinin düşmanıdır. Bugün toplumda en fazla kadınlar tarafından eleştirilen İslam Miras Hukuku, aksine kadına en fazla hak veren, anneye, nineye hatta kız kardeşe dahi mirastan pay veren tek hukuk sistemidir. Türkiye’de olduğu gibi Avrupa ülkeleri dahi bırakın nineyi, kız kardeşi, anneye dahi mirastan pay vermemektedir. İngiltere’de sadece miras ayetlerini okuyarak İslam’ın adalet anlayışına hayranlık duyup Müslüman olan kadınlar mevcuttur.

Başka yaygın bilinen yanlış var mı?

Feraiz, İslam tarihi boyunca istisnasız uygulandı. Kadınlara haksızlık yapılsaydı, şeri sicillere geçen kayıtlarda kadınların mal varlığı dikkat çekici şekilde az olması gerekiyordu. İncelendiğinde aslında kadınların erkeklerden daha fazla malları tereke kayıtlarına geçildiği görülür. Osmanlı Devleti şeriye sicilleri bu hususta incelenebilir. Oradaki kayıtlara bakıldığında mülkiyet hukukuna ne kadar riayet edildiği, ev içerisindeki en küçük eşyanın bile kimin olduğu bellidir. Kocasına borç veren kadınlar, babasından kalan miras ile vakıf müessesi kuranlar çok sık görülür. Doğru anlamak için insanlar en azından tarihi yapılara baksınlar. Birçok vakfın sahibinin kadın olduğunu görürler.

İslam Miras Hukukunu uygulayan ülkelerde nasıl yol takip ediliyor?

İslam miras hukukunun bugün birçok İslam ülkesinde titizlikle uygulandığını görüyoruz. Bu ülkelerde bir kişi vefat ettiğinde ailesi gazetelere ilan verir. “Falan kişi vefat etmiştir, alacaklı olanlar şu güne kadar müracaat etmelidir.” diye. Çünkü miras paylaşımına geçmeden önce kişinin borçları varsa ödenir, vasiyeti yerine getirilir. Hatta bazı ülkelerde ölen kişinin eşine bağlanan maaş dahi mirasa dâhil edilir. Çift sistem uygulayan ülkeler de var. Bu ülkelerde ölen Müslüman ise âlime müracaat ederek miras paylaşımını İslam miras hukukuna göre yaptırır. Gayrimüslim ise batı hukuku tatbik edilen mahkemelere giderek miras taksimini yaptırır.

Yeni anayasa çalışmaları yapılıyor. Yeni anayasada İslam Miras Hukuku’na uygun bir uygulama yapılması için çağrınız olabilir mi?

Türkiye’de çoğunluğa bakıldığında bırakın İslam Miras Hukuku’nu medeni hukuk kuralları dahi uygulanmamaktadır. Kadınlarımız mağdurdur. Karadeniz ve Doğu bölgelerimizde kadınlarımız mirastan tamamen mahrum bırakılmaktadır. Trakya, Akdeniz ve Ege bölgelerimizde ise medeni hukukun uygulanması için bir çaba içine girilmektedir. Hâlbuki olması gereken, ben Müslüman’ım diyen her ferdin, özellikle anne ve baba hakkını koruyan, garanti altına alan kişilerin İslam Miras Hukuku’nu kendi aralarında tatbik etmeleridir. Mevcut mevzuat ve kanunlar, “Rızaî Taksime” mani değildir. Yani ölen bir kimsenin bütün mirasçıları Müslüman ise kendileri bir araya gelip feraize göre malların taksimini yapabilirler. Eğer taksim yapılacak mal gayrimenkul ise tapuya gidip aralarında sulhen yapmış oldukları rızai taksimi yetkili memura vererek, tapuya tescil ettirebilirler. Bu işlemler için ne avukata ne de mahkemeye ihtiyaç yoktur. Hiçbir kimse, hiçbir kanun, hiçbir mevzuat ve hiçbir güç; “rızai taksime” mani değildir.

Kanun yapıcılar miras hukukunu teşkil ederken meseleye nereden yaklaşmışlardır? İslam hukuku bu meseleye nasıl bakmıştır?

Bugün hukuk yapanlar eşitlik diye menfaatleri ön planda tutmaktadırlar. Topraklar bölünmesin, şirketler parçalanmasın, ekonomik güç belirli kişilerin ya da ailelerin elinden alınmasın endişesi ile hareket etmektedirler. İslam ise temele insanı koymaktadır. Ferdin özgürlüğü, sorumluluk sahibi olması, ferdi yükümlülüklerini yerine getirmesi ve sorumluluğu kadar imkân vermeyi gözetmektedir. Aile mülkiyeti yerine fert mülkiyetini getirmesi bunun içindir. Eğer kardeşlere, anneye, babaya, nineye, dedeye, hatta amcaya bir sorumluluk veriyorsa miras hakkını da beraberinde tanımıştır. İmkân, güç vermeden sorumluluk yüklememiştir. Kısaca söylemek gerekirse İslam insanı merkeze alan bir bakış açısında meseleye yaklaşmaktadır.

Fert mülkiyeti meselesini biraz daha izah edebilir misiniz?

Miras meselesinin rahat çözülmesi için “fert mülkiyetinin” bu toplumda yerleşmesi gerekir. Malın kime ait olduğu bilinmediği için, “Bu mal kime aittir?” sorusu cevaplanamaz ise taksim yapılamaz. Mesela bir ev alınmış, evde hanımının altınları, çeyizleri, nakit paraları var. Oğlan çocuğunun sünnette ve doğumda gelen hediyeler var. Kız çocuğunun kendisine ait altınları var. Büyük oğlunun bedenen çalışması ve aldığı maaşlar eve harcanmış. Anne babalar, kayınpeder kayınvalide para vermiş. Bunların her biri borç mu, hibe mi belli değil. Tapu evin erkeğinin üzerine yapılmış. Mülkiyet kime aittir net belli olmuyor. Onun için fert mülkiyetinin bu topluma yeniden yerleştirilmesi gerekiyor.

Miras davası bulunan ailelere ne tavsiye edersiniz?

Bugün nice insanlar genç yaşta vefat ediyor, arkada bıraktıkları o gözü yaşlı anne ve babaya, eğer ölenin çocuğu var ise hiç miras verilmiyor. Gözü yaşlı anne ve babalar mirastan mahrum oluyor. Bir hususu hatırlatmak istiyorum. “Hiçbir Müslüman yok ki feraizi kabul etmesin, yeter ki daha iyi anlatan birisi olsun.” Cenab-ı Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de ortaya koymuş olduğu miras ile ilgili hükümler, namaz, oruç, zekât gibi kesindir. Bu nedenle aile fertleri Müslüman olan aileler feraiz ilmine vakıf kişilere danışarak miras paylaşımını İslam Hukuku’na göre yapabilirler. Yasalar buna müsaittir. Ancak Müslüman olup da bu hükmü kabul etmeyenler veya ailesinde gayrimüslim bulunanlar, mer’i hukuk neye hükmediyorsa onu yerine getirsinler. Bu konuda mahkemeye gitmek doğru değildir. Ancak ailelerde bu tür karışıklıklar yaşanmaması için daha hayatta iken aile fertleri buna alıştırılmalı, nasıl yapılması gerektiği anlatılarak aşinalık kazandırılmalıdır. Bu da feraiz ilminin daha yaygın olarak okutulması, bu ilmi bilen ve anlatanların artması ile olur.

 

 

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı