Hikaye ve Günlükler

Kabartmalı Kitap

Sonbahar gelir, yapraklar ağaç ile vedalaşırdı. Meşe palamutlarının rüzgarın savurmasıyla çıkardığı ses 10 desibel, hatta 10 desibelden daha azdı. İnsan kulağı duyma sınırları içinde olsa da bu sesi duyabilmek için dikkat kesilirdi. Sadece bu mu?

Rüzgârın yaprağı havaya kaldırışını, bir sincabın sakladığı palamudu bulmak için toprağı kazışını, kuşların ötüşünü, cırcır böceklerinin sesini… İşte bütün bunları duymak için can kulağı oraya yönlendirilmeliydi.

Yaprakların savrulduğu mevsimdi. Serin havada dışarıda kitap okumak nefesi açardı. Elindeki kitaba dokunmaya başlayalı yarım saat geçmişti. Bir çocuğun İslam’ın 32 farzını öğrenebileceği, bir annenin ocağa koyduğu sütün kaynayıp taşabileceği ve bir babanın iş dönüşü köşedeki fırından iki ekmek alabileceği kadar bir an. İşte bütün bu anlar içerisinde okuduğu kitaptan ellerini bir an bile kaldırmadı.

Kısa bir ara verdikten sonra etrafa kulak kesildi. Sonbahar rüzgarı, serin serin yüzünü okşuyordu.  Park ise günün o saatinde sessizdi. Az ilerisinde kaldırımı birileri süpürüyordu. Derken uzaklardan bir çocuk sesi duyuldu. Neşe içinde zıplaya zıplaya gelen çocuk biraz ileride durdu.

“Neden yaprakları süpürüyorsun? Çok güzel uçuyorlar, kovalıyorum ben onları.”

Temizlik görevlisi her gün yaptığı ve hiç sorgulamadığı işinin sorgulanmasından rahatsızlık duymuş olacak ki, kuru bir “Onlar çöp, işimi yapıyorum.” cümlesi ile yetindi.

Cevap, küçük kız için yeterli gelmedi.

“Neden çöp olsun ki, süpürmezsen toprağa karışıp gitmez mi?”

Yaprakların hışırtısı, çalı süpürgesinin kaldırımı tırmalayışı devam etti. Küçük kızın sesi tekrar duyuldu.

“Ama yapraklar, çöp değil.”

Sesi yağmur yüklü bulutlar gibiydi. Az sonra yağmaya başlayacaktı.

Kitabını banka bıraktı. Kareli battaniyesini omzundan indirdi. Yavaşça temizlik görevlisine yaklaştı.

“Affedersiniz ama küçük, doğru söylüyor. Ekosistemde çöp diye bir şey yoktur. Biraz zaman tanırsak yaprak toprağa karışır.”

Görevlinin tekrar süpürgesine davranacağını anlayınca işi biraz daha açmaya, aklını karıştırmaya karar verdi.

“Azot, bitkiler ve hayvanların ürettiği atıklarla ya da öldüklerinde ayrışma sonucunda amonyak olarak tekrar toprağa döner. Toprakta bulunan bakteriler nitratı, azot gazına dönüştürür. Böylece azot tekrar atmosfere karışır, tabiat ilahî bir nizam ve intizamla kendi çöpünü temizler. Neyse ki herkes bundan haberdar değil, değilse bu mevsimde işsiz kalırdınız.”

Görevli, derin bir nefes verdi. Bu pes ettim demek olmalı ki, uzun saplı faraşını alıp sadece plastik çöpleri toplamaya başladı.

Küçük kız, neşe içinde zıpladı, bir zafer edasında:

“Teşekkür ederim.”

Tam o esnada nefes nefese bir çocuk sesi duyuldu. “ Nerelerdeydin Kübra, annem seni merak etti.” İki çocuk parktan hızla uzaklaştı.

Park eski sükûnetine döndü.

Oturduğu banka daha yeni yerleşmişti ki yabancı bir ses sordu.

“Affedersiniz, yakınlarda bir fırın var mı acaba?”

Dokunduğu kitaptan başını kaldırmadı.

“Yakınlarda bir fırın var mı, bilmiyorum; ama tahmin edebilirim.”

Gözlerini yumdu. Derin bir nefes çekti.

“Yeni pişmiş taze ekmek kokusuna bakılırsa yakınlarda bir fırın olduğu kesin. Kulağıma gelen çocuk seslerine ve salıncak gıcırtısına bakılırsa yakınında bir de park var.”

Yabancı hayretle gülümsedi. “Çok yüksek duyma ve koklama yetenekleriniz var herhalde.” “Gözlerim işe yaramıyor, evet” dedi.  Biraz iç çekti:

“Gözler körleşmez, lakin sinelerdeki kalpler körelir.” sözü gözlerimi açtı, diyebilirim.

O esnada yabancının gözüne,  elinde tuttuğu kabartma harflerle yazılmış kitap çarptı.

Köşeyi dökdükten sonra parkın hemen karşısında fırını görünce, tebessüm etti.

“Bu, bana görmeyen birinden ders olsun.”

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı