AraştırmaGıda Analiz

Kahve Afrika’dan Gelir!

Her ne kadar dilimize “Kahve Yemen’den gelir” şeklinde dolansa da kahvenin vatan-ı aslisi Afrika’dır ve kahve Afrika’dan gelir, hem de en iyileri… Adını Habeşistan’daki Kaffa şehrinden alışı bile gerçeğin açık bir delili… Neden kahve denilince aklımıza hiç Afrika gelmiyor, ilginç değil mi?

Aslı Yemen diyarında zuhur eyleyüp duhan/duman, tütün gibi âleme münteşir oldu. Bazı meşayih Yemen dağlarını mesken edip fıkrasıyla bir nevi şecer yemişi olan kalb ve bûn dedikleri hububatı döğüp yerler idi. Kimi dahi kavurup suyunu içerdi. Riyazat ve sülûka muvafık, kesret-i şehvete münasip bârid, yâbis gıda olmakla ehl-i Yemen biribirinden görüp meşayih, sofiyyun ve gayrı, istimâl eylediler.”

Katip Çelebi’nin Mizanü’l-Hakk  kitabında, kahvenin Osmanlı topraklarına gelişi (1543) böyle anlatılır. Kahvenin Osmanlı’dan da Avrupa’ya gidişi ve dünyaya yayılışı konusunda muhtelif rivayetler söylenir.

Evet, kahve bize Yemen’den gelmiştir. Peki Yemen’e nereden gitmiştir? Bizce işin püf noktası da burasıdır. Bir hakkın teslimi anlamında bu konuyu önemsiyoruz. 1 Ekim tarihinde kutlanan Dünya Kahve Günü’nü milad alarak kahvenin vatanı aslisini kayıtlara doğru olarak düşelim istedik. Çünkü Yemen’e de asıl anavatanından, Habeşistan’dan yani Etiyopya’dan, diğer bir ifadeyle Afrika’dan gelmiştir. Dolayısıyla kahvenin vatan-ı aslisi ilk müezzinimiz Bilal-i Habeşî Hazretleri’nin memleketi ve Müslümanların ilk hicret yurdu Habeşistan günümüz ismiyle Etiyopya’dır. Kahvenin asıl anavatanının bir Afrika ülkesi olan Etiyopya olduğu konusunda da bütün kahve otoriteleri fikir birliğinde…

İslamiyet’in dünyada yeşerdiği 8. yüzyılda Habeşistan’da bulunan kahve çekirdeği, 15. yüzyılda Yemen’den Osmanlı’ya geldiği belirtilmektedir. Hal böyleyken sizce de “Kahve Yemen’den gelir” cümlesi biraz eksik kalmıyor mu? Çünkü şiirlerimize de giren bu anlayış yüzünden kahvenin asıl anavatanını göz ardı ediyoruz. Gerçeği tam olarak yansıtmayan bu kalıp, yanlış algıları da beraberinde getiriyor, Afrika’nın değerlerini gölgeliyor.

Kahve ve Afrika algısı

Çok uzağa gitmeye gerek yoktur, en yakınınızdaki insanlara, “Afrika denilince aklınıza ne geliyor?” diye bir sorar mısınız? Türkiye’den ekseriyetle gelen cevaplar gibi şöyle sıralanacağını tahmin ediyorum: Açlık, kuraklık, yoksulluk…

Evet, açlık ve kuraklık gibi olumsuzluklar Afrika’da var, ancak Afrika bu olumsuzluklardan ibaret değil… Altın ve elmas gibi dünyanın en değerli madenleri yanında hepimizin vazgeçilmezi kahve de Afrika ürünü… Afrika’dan gelir, hem de en iyileri…

afrika

Günümüzde petrolden sonra en çok ticareti yapılan emtia kahvedir ve ticarete konu olan kahvenin iki ana türü bulunmaktadır: Arabica ve Robusta… En değerli tür ise kesinlikle Arabica’dır ve bunun üretim alanı da Afrika ülkeleridir. Özellikle Doğu Afrika ülkelerinde önemli bir tarım ürünü olan Afrika Kahvesi, dünya sıralamasına da girmektedir. 2018 yılı itibariyle dünyanın en büyük ilk 10 kahve üreticisi arasında iki Doğu Afrika ülkesi yer almaktadır: Bunlardan birincisi kahvenin anavatanı Etiyopya, ikincisi ise Uganda… Öte yandan Kenya, Tanzanya, Ruanda ve Burundi gibi diğer Afrika ülkeleri de aromatik kahveleri ile biliniyor. Üretim hacmi olarak dünya sıralamasına giremeseler de endemik aromaları ile kesinlikle diğer ülke ve bölge kahvelerine fark atıyorlar.

Hal böyle iken kahve denilince hiç kimsenin aklına Afrika gelmiyor. Afrika kahvesi yeterince bilinmiyor. Oysa tadanlar, kesinlikle Afrika kahvesinden vazgeçemiyor. Afrika kahvesi içenler, “Bu içtiğimiz kahve ise şimdiye kadar içtiklerimiz neydi?” demekten kendilerini alamıyorlar. Kahve konusunda damak tadı olmayanlar bile farkı teyid ediyor.

Keçilerin keşfettiği içecek

Gelelim hikayenin aslına…. Araştırmacılarının kabul ettiği yaygın anlayışa göre de kahveyi anavatanı olan Etiyopya’da keçiler ve onların çobanı keşfetmiştir. Çoban Kaldi’nin hikayesi, kahvenin çıkış noktası olarak literatürlere girmiştir. Hikayeye göre Çoban Kaldi,  keçileri otlatırken keçilerin yediği kırmızı bir meyvenin ardından canlandıklarını, daha fazla hareket ettiklerini görmüş. Kendisinin de bunu tatması ve benzer özellikleri yaşaması sonucunda eve getirdiği çekirdekleri eşi, su ile fermente ederek bir içeçek elde etmiş. Dilden dile dolaşan hikaye, köye ve bütün ülkeye yayılmış. Keşfinden sonra 11. yüzyıla kadarki süreçte kahve bir yiyecek maddesi olarak özellikle ekmek yapımında kullanılmış. Günümüzde de kahve unu kullanılarak çeşitli lezzetler elde edilmektedir.

Adını Kaffa şehrinden alıyor

Kahve kelimesinin kökeni de bizi Etiyopya’ya, yani Afrika’ya götürüyor. Dilbilimcilere göre bizdeki kökeni Arapça Kahwah’a dayanmaktadır. Bize kahve olarak gelen kelime, Fransızcaya Cafe, İngilizceye ise Coffe olarak geçmiştir. Fakat kelimenin aslı ve çıkış noktası Etiyopya’da bir şehir adı olan Kaffa’dır. Etiyopya’nın güney batı tarafında yer alan şehir, günümüzde de bir kahve üretim bölgesidir.

kavur

Türk kahvesi gibi seramonisi var

“Kahvenin doğduğu yer” olarak kayıtlara geçen Kaffa ve Etiyopya, çoğu yabani-doğal çeşitlerle hayal edilemez miktarda kahve bitkisi çeşitliliğine sahip durumda. Sonuç olarak, Afrika’dan ve Etiyopya’dan gelen kahveler, doğal meyve aromalarına sahip, sıra dışı ve şaşırtıcı… Etiyopya kahvesinin sunum şekli de Türk Kahvesi gibi bir seramoniye sahip. Hazırlanışından sunumuna kadar her aşaması bu yolculuğun izlerini taşıyor.

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı