Kanuni Sultan Süleyman Han’ın Yönetim Formülü

0

O, çetin kalelerin fatihi Malkoçoğlu Akıncı Beyi idi. Hükümdardan terfi istedi. Kendisine terfi değil, yöneticileri başarıya götüren hatasızlık formülü verildi.

Gazi Bâlî Bey, Malkoçoğulları namıyla bilinen meşhur akıncı ailesine mensuptur. Bugünkü Sırbistan sınırları içindeki Semendire Kalesi’nde akıncı beyi olarak hizmet vermektedir. Güzel işler çıkarır ve Kanuni Sultan Süleyman Han’dan hizmetlerinin karşılığında, 2 olan tuğ sayısını 3’e çıkarmasını rica eder. Peki, ne cevap alır dersiniz?
Kanuni Sultan Süleyman Han’ın, Sancakbeyine cevabı, uzun bir mektup olur. Mektup baştan sona yönetici nasihatleriyle doludur. İstediği ilave bir tuğu, Gazi Bâlî Bey’e göndermeyeceğini de izah eder. İşte mektubun detayları:

1. Önce taltif, sonra nefis muhasebesi

“Ferman-ı şerifim vâsıl olunca malum ola ki, tarafınızdan gönderilen mektubu alıp okuduktan sonra anlattıklarınız malumumuz olmuştur. On sekiz pâre kale fethetmişsin, otuz bin kızağı Tersane-i Âmire’me gönderip, altmış bin baş göndermişsin. Berhüdâr olasın. Bir tuğ rica etmişsin.
Yâ Gazi Bâlî Bey, daha bir tuğ zamanı değildir. Gerçi sen bize bu hizmeti ve iyiliği eyledin. Biz dahi senin iyiliğin karşılığında sana üç iyilik ettik:Birincisi sana ‘Emirü’l-mü’minin’ hitabıyla hitap ettik. İkincisi; ‘hil’at-ı fâhire (iltifatlı)’ gönderdik. Üçüncüsü ise sana Hazreti Resûl-i Ekrem (sallalahü aleyhi vesellem) Efendimiz’in Tuğ’unu verdik. Bunların üzerine asla bir ihsan olmaz. İmdi sen dahi bu iyiliklerin şükrünü yerine getirmeye gayret eyleyesin ve her işi Allah’tan bilesin ve zinhar nefsine gurur getirmeyesin. Kendi kılıcımla, ‘Bu kadar memleketi fetheyledim!’ demeyesin. (Kanuni Sultan Süleyman Han’ın, Semendire Sancakbeyi Gazi Bâlî Bey’e Mektubu, Çamlıca Basım Yayın, 2008 İstanbul, s.6)
Terfiye namzet personel arasındaki rekabet, bugünkü kurumlarda korkunç noktalara gelmiştir. Zeka, çalışkanlık, teknik beceri, azim, hırs ve gayret bütün bunlar arzu edilen şeylerdir. Fakat bunlar, kontrol altına alınması gereken huylar ve hasletlerdir. Yöneticideki olmazsa olmaz kontrol noktalarından ilki, Kanuni Sultan Süleyman Han tarafından, “Başarıyı sadece kendinden bilmemek.” olarak zikredilmiştir.

2. Vicdanına seslenmek, âdil olmak

“Bey olmak iki kefeli bir terazidir. Bir kefesi cennet, bir kefesi cehennemdir. Şunlardan ola gör ki gözler uyur ise kalpler uyanıktır. Her işin başı adalettir. Adaletli ol ki her günün ibadete sayılsın. Serasker olman hasebiyle hükmün geçtiği yerlerde zulüm için mahşer günü bize sual olunur ise yakana yapışırım. Ola ki o gün mahcup olmayıp yakanı benden kurtarabilesin…”

Seraskerin yetkisi az olursa o serasker olmaz. Yetkisi çok olduğunda da onu frenleyen güçlü bir vicdanı olması gerekir. Sultan, Bâlî Bey’in nefis ve ruhundaki iki kefeli teraziye seslenerek, yöneticilik vicdanındaki olması gereken güçlü yönleri ortaya çıkartıyor. Yöneticinin, dünya ve ahireti kapsayan “mesuliyetleri”, üstün derecede gelişmiş olmak zorundadır.

3. Yetki verdiğin insanların “içini” görmeye çalışmak

Bir kişiyi hizmette kullanmak murad edersen, zinhar o kişinin dış görünüşüne itimad etmeyesin. Çok kimseler vardır ki elinde fırsat olmadığı zaman sevimli yüzünü gösterirler. Eline fırsat geçtiğinde Nemrut olurlar. Velhasıl insanları tecrübe edesin ve sonra aldanmayasın.

Bütün tarih kitapları, çevresindeki insanları başarıya sürükleyebilenlerin hikayeleriyle doludur.
Kanuni Sultan Süleyman Han, beraber çalıştığı ve çalıştırdığı Seraskerinin verimini artırmak için emek sarf ediyor.
İnsanların içindeki kötülüğü görmek çok önemli. Bugünün çalışanlarının elindeki fırsatlar, eski dönemlere göre çok daha fazladır. Teknolojinin hayatımıza kattığı hız ve esneklik, insanların hayat temposuna renk kattı. İşverenler açısından, çalışanlarının hızlı yaşamaları, iş hayatında ise hızlı çalışamama problemini getirdi. Bugün yetki verilen insanda aranan en üst erdem: “Dürüstlüğe mecbur olmadığı halde dürüst olan insanlar”dır. Böyle kimselere ulaşmak, işte bu, işverenin istediğinin de ötesinde bir çalışma performansına ulaştırır.

4. İdealist vatanseverlerlik ve hizmet elemanlığı

“Eğer beyler ve vekiller iyi insan olsa halkın hakkı ve hali iyi olur. Halk, beylerin çerağı (otlağı) gibidir. Her kim çerağına bakmazsa hali yaman olur. Bazı kimseler vardır ki, gündüz oruç tutar, gece namaz kılarlar. Amma putperest odur ki mala muhabbet edendir. Halkı mal sevmekten başka hiçbir şey azdıramaz.”
Mala, paraya işi etkileyecek kadar muhabbet hem çalışanlar hem de yöneticiler için her dönem problem olmuştur. İdealist vatanseverliğin, kendini işine ve hizmetine adanmışlığın seviyesinin, bu gibi kötü hasletlere çare olduğu anlatılmıştır.

5. Almasını bildiğin gibi vermesini de bil

“İmdi sen dahi fâni olan şeye meyl ve muhabbet eylemeyesin. Nimetleri Allah’ın kulları üzerine harcayasın. Kerem elini açasın. Haset üzere olmaktan uzak durasın. Mal eksilir diye huzursuz olmayasın. İhtiyaç ve zaruret hâsıl olunca buraya bildiresin. Mevcut olan hazineden sana üç dört yüz kese vermeye aczimiz yoktur.”
İş yaptırma kuralının beşincisi de cömert olmaktır. Yöneticinin durumuna göre çalıştırdığı kimselere karşı cömertliğinin dereceleri vardır. Kaldıramadığı yükün altına çalışanıyla beraber girmek en büyük cömertlik türüdür. Güzel sözler, ikramlar, iş yaptırmak istediği kişiye karşı güven vermek de cömertlik kaleminden sayılır. Tabii ki maaş konusunda da yöneticilerden cömertlik beklenir. Meşhur işçi savunucusu ve yılların sendikacısı Bili Vaughan’ın bu konuda güzel bir sözü vardır; “Hayatın her alanındaki insanların hepsinin üzerinde birleştikleri iki şey vardır: Maaşlarının azlığı, işlerinin çokluğu.”

6. Ulemaya saygı

“Ve mümtaz kadılardan fazilet sahibi Mevlânâ Mustafa Efendi’yi ordu kadısı tayin edip gönderdim. Vardığında en güzel şekilde Şer’i Şerife itâat edesin. ‘Ulemanın eti zehirlidir.’ Hadîs-i şerîfi gereğince hatırını rencide eylemekten çokça sakınasın. Zira “Âlimler, peygamberlerin varisleridir.”

Yetkinin sınırlarının esnek olma konusu eskiden olduğu gibi şimdilerin de en hassas yönetici konularından birisidir. Yetkisinden emin olmayan amir, önemli kararlar vermekten çekinir, korkar. Herkes iyi amir olamaz, amir kendini yetiştirmek zorundadır. İlim, irfan ve güngörmüşlük noktasında amirin üzerinde meziyeti olanlar, yönetme ve yönetilme işini iki taraflı olarak ele alınmalıdır. Üstün meziyetlerini idarecinin yetişmesi için kullanmalıdırlar. Çünkü her işletme, amirleri kadar yüksektir. Ancak diğer taraftan Kanuni Sultan Süleyman’ın uyarıda bulunduğu gibi, amirler işleri kolaylaştırmak için fikirleri toplayabilmeli, onlara saygılı olabilmelidir.

7. Son madde çalışmak, çalışmak ve çalıştırmak…

“İmdi yâ Gazi Bâlî Bey! Sen dahi canla başla çalışıp dîn-i mübîn uğrunda ve saltanat işlerine bağlılıkta gayret sarf edesin. Yiğitlerin bahadırlarını saklayasın. Atın sağlam ve kuvvetli olanını besleyesin. Ve kılıcını muhafaza edesin. Cömertlik kapısını açık tutasın. Hakk Sübhânehû ve Teâlâ uğrunu açık, kılıcını keskin eylesin. İki cihanda yüzün ak olsun. Bu emr-i şerifimle âmil olasın. Sene 938. (1532)”

Bu nasihatler, sadece Kanuni Sultan Süleyman Han’a ait şahsî nasihatler değildir. Devrinin ilim ve irfan pınarlarından akan yönetici nasihatlerinin yekûnudur. O yüzden önemlidir.
O dönemlerde merkezden bölgelere verilen yetkiler aylarca, hatta senelerce oldukça iyi kullanılırdı. Günün birinde Sancak beylerinden birisi hata yaptığında fatura sadece o kişiye kesilirdi. Şimdiki yönetim anlayışlarında fatura aynı kademelerdeki bütün yöneticilere kesilebiliyor. Bazen de bir çalışanın hatası bütün çalışanlara mal edilebiliyor. Yetki olmadan yönetici olunmaz. Yönetici, yetkisine çalışkanlığını da katarak, işi için kullanmalıdır.

BU SAYIYI SATIN AL E-DERGİYİ SATIN AL
(Toplam 53 kez okundu. Bugün: 3)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.