Genç Hayat

Keyfi Kaçırdılar

Keyfi kaçırılanlar korosu bu nakaratı tekrar ediyor. “Keyif mi bıraktılar insanda.” Haberler, savaş çığırtkanlıkları hep menfi hep negatif. Kaçmak için bahane değil bu tabi. İyiyi, doğruyu, müspet olanı böyle perdeliyorlar. Neyse işte “Benim de keyfimi kaçırdılar.” İnternete yazdım, sosyal medyaya baktım; orada hiç keyif kalmamış. Keyfimi aramaya çıktım, keyifsiz keyifsiz.

Pencereden içeriye dahil olan rüzgâr, şu gelecek cümleyi fısıldıyor kulağıma: Aramakla bulunmaz, ancak bulanlar arayanlardır. Dışarı çıkmasın, diye hemen pencereyi kapatıyorum. Belki de açık pencereden kaçan keyfim, benimle oyun oynuyor, şimdi de bu cümleyle kendini bana hatırlatıyor. Ceketimi, atkımı alıp, dışarı çıkıyorum. Keyfimi kaçırdılar, onu bulacaktım.

Uzak yakın arayacağım artık. Durağa gidiyorum, otobüs geliyor. Nereye gittiğine bakmadan, “Keyfimi kaçırdılar. Beni keyfime götür abi.” diyorum. Şoför önce bana bakıyor, keyifsiz. Bir an tereddüt ettikten sonra cevap veriyor. “Öyle bir durak yok. Açıkçası benim de keyfim yok.” Önüne bakıyor şoför, gaza basıp yola devam ediyor.
Bir sokakta iniyorum. “Keyif” koyuyorum sokağın adını. Önüme ilk gelene soruyorum. “Keyif, siz misiniz?”
“Hayır, ben değilim. Keyfini bulursan bana da haber ver.” Bu cevap üstüne parmaklarımla kulaklarımı tıkayıp mekândan uzaklaşıyorum. Sanki her yol keyfime çıkar gibime geliyor. Durmuyorum, yürüyorum sokak aralarında.
Keyfimi, gözümün önünde olup da göremediğim, 6 senedir ortası boş olan bıyıkta arıyorum. Elimi atıyorum, orda da değilmiş.

Ararken yorulmanın tadını hissederek bir banka oturuyorum. Yanıma biri geliyor, ayakta, genç yaşlarda olduğunu hissediyorum. Bir şeyler söylüyor, yavaş yavaş anlıyorum. “Merhaba, keyfimi kaçırdılar, gördün mü?” Hemen cevap veriyorum. “Hayır, benimki de kayıp zaten.” İç çekiyor, genç yaşında. Ararken yorulanların uğrak noktasıdır banklar. “Genç adamsın, keyfin gelince ararsın, biraz mola ver.” Banktan kalkıyorum. Aramaya devam ediyorum. İç sesim demek moda ya, iç sesime kulak veriyorum.

“Aradığınız keyif gözünüzün önünde, kalbinizin atışında, aldığınız nefeste saklı olabilir. Dikkat edin!”
“İyi ki yanımda keyifsiz bir arkadaşım yok. Arkadaşınızın olmaması, keyifsiz bir arkadaşınızın olmasından daha iyi.” Bir kalabalık görüyorum. Yüzlerce insan toplanmış. Oraya hızlıca varıyorum. “Keyfimi gören oldu mu?” Keyifsiz keyifsiz bakıyor herkes, biri dönüp bakıyor, keyfimi o zannediyorum. Keyfimi buldum, diye seviniyordum ki “Keyfime sponsor olur musunuz?” sorusuna tebessüm bırakıyorum. Kalan umudumu yanıma alıp, koyuluyorum tekrar yola.

İç sesim peşimden geliyor, bastırmaya çalışsam da bir şey söylüyor.
“Belki de keyif, bir selamda saklı. Selam ver insanlara.”

Gece bir şekilde geçiyor. Kuşların, kuş uykusundan kalktığı vakitler. Güneşten önce uyananların keyifli halleri görünüyor. Bir ses makamla yükseliyor, kalbin penceresi kulağımdan içeri giriyor. Bu davet eden sese, kulak veriyorum. Keyifle gidiyorum sese doğru. Keyfimi buluyorum.

Daha Fazla Göster
Başa dön tuşu
Kapalı