Kişisel GelişimKültür Sanat

Kim Koruyacak İstanbul’un Silüetini?

İstanbul’un görüntüsü Osmanlı’nın da ötesinde uzun bir tarihi süreçte vücuda gelmiştir. Ancak bu süreç içerisinde Osmanlı’nın şehre yaklaşımı diğerlerinden ayrılmaktadır. Altı yüz yıllık tarihte yüzlerce mimari tarz ve üslupta şekillenen camiler, medreseler, mektepler, köprüler, hanlar şehrin doğal görüntüsü haline gelmiştir.  Bu mimari yapılar şehrin tabii görüntüsüne dargın ve insan hayatının devamı için zıtlık ihtiva eden değil,  kullanılan malzeme mimarideki üslup ve tabiatla hep bir uyum içerisindedir. Bu ahenkli uyumun baş mimarı da camilerdir.

Ancak İstanbul’un bu görüntüsü yakın tarihte zaman zaman yanlış uygulamalardan muzdarip olmuştur. Yanlış uygulamaların da merkezinde, İstanbul’un siluetine mühür vuran camiiler yer almıştır.

İlk toplu yanlış uygulamalar 1936-1949 yıllarında Fransa’dan getirtilen Mimar Henry Prost’ın eliyle gerçekleştirilmiş. Prost’un Osmanlı İslam medeniyetinin tabiatla kurduğu hassas dengeyi göz ardı eden uygulamaları, İstanbul silueti için kapatılamaz yaralar açmıştır. Saraçhane ve Unkapanı’nda Roma devri mimari yapılarını şehrin siluetine katmak için onlarca cami, mescit, mektep ve çeşme ortadan kaldırılmıştır. Yine Okmeydanı gibi yerlerin imara açılması, hassas tarihi dengeleri gözetmediğinden İstanbul’u İstanbul olmaktan çıkartan kentleşme hareketlerinden olmuştur.

Prost’tan sonra şehrin silueti kısa bir süre kendi haline bırakılsa da, 1956 yılında şehir belediyesi tarafından tekrar başlatılan yeni imar düzeni ikinci tahrip sürecini başlatmıştır. Bu dönemde özellikle camiler, yine şehrin görüntüsünden kaldırılmak istenir bir yaklaşımla, uygulamaların merkezinde yer almıştır.

Son döneme gelindiğinde, İstanbul’un silueti belediyelerin şehircilik için yaptıkları uygulamaların dışında özel müteşebbislerin elinde şekillenmeye başlamıştır. Özel müteşebbislerin yaptığı oteller, iş merkezleri, gökdelenler ve alışveriş merkezleri, tarihi görüntüyü değiştirmede diğerlerine göre daha da hevesli görünmektedir.

Geçen hafta içerisinde kamuoyunda tartışılan Zeytinburnu’ndaki gökdelenler de siluete dâhil olmak isteyen en son binalardır. Sessiz sedasız yükselen bu üç bina İstanbul siluetinin son davetsiz misafirleridir. Ancak bu misafirlerin zarar verdiği görüntüde yine dikkat çeken bir nokta vardır. O da şehrin siluetinin alternatifsiz en nadir yapıları olan selâtin camileridir. Geçtiğimiz yıl inşaatına başlanan gökdelenlerin, Anadolu yakasından bakıldığında Ayasofya ve Sultanahmet Cami siluetlerinin arkasından kendini göstermeye çalıştığı rahatlıkla görülmektedir.

İş merkezleri, oteller, alışveriş merkezleri ve gökdelenler elbette İstanbul’un modern yapılaşması için gerekli mimari yapılardır. Ancak tarihi doku geri döndürülemeyen kimlik vazifesi gördüğünden, hassas denge göz ardı edilmeden düzenlenmeli ve özellikle alternatifsiz Osmanlı İslam mimarisine sahip çıkılmalıdır.

 

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı