KİMLİĞİ BELİRSİZ KİŞİLER

0

Sokak ve gece, yazdan kalma günleri geride bırakmıştı. Gece; sis ve yağmur içinde hızlanan adam ve adımlarla ilerlerken, otobüsler son seferini yapıyordu mahalleye. Kesif bir sis içindeki yağmur sesi, ayakkabıların çıkardığı sese ayak uydurmaya çalışıyordu. Köşe başına kurulmuş, üzerine naylon örtülmüş, küçük bir üç tekerlek üzerinden, altmış saniye aralıklarla hep aynı nakarat tekrarlanıyordu:

“Sayın vatandaşlarımızın dikkatine! PVC yöntemiyle kaplamayı ayağınıza getirdik. Yırtılmış, yıpranmış kimliklerinizi PVC yöntemiyle kaplıyoruz. Yırtık nüfus cüzdanları, kırık ehliyetler, pasolar, sigorta kartları, öğrenci pasoları ve her türlü kimlikleriniz PVC yöntemiyle kaplanır. Polis-asker kimlik kartlarınız, öğrenci ve belediye pasolarınız, bağ-kur, ssk kimlik kartlarınız, emekli ve memur işçi kartlarınız, kan grubu ve tezgah kurma belgeleriniz ayrıca değerli fotoğraflarınız PVC yöntemiyle kaplanır.”

O kime ait olduğu belli olmayan; ancak sokakta geçen herkesin kulağını tırmalayan ses kaydında zikredilen PVC idim ben. Sayılan işlerin hepsinde kullanılıyordum. Polivinil Clorür idi aslım. Bu kadar meslek sahibi insanın kimliğini kaplıyorsam kendimi daha açık anlatayım. Kimya endüstrisinde oldukça geniş bir sahada yüzde elli gibi bir oranla, mimari alanda özellikle kapı, pencerede, sağlıkta, atık su borularına kadar biz varız. Ahşap, beton ve kil’in kullanım sahalarının çoğunu ele geçirdik. Geri dönüşülebilir plastik olmamız hasebiyle cihanşümül/uluslararası geri dönüşüm kodu 3 olarak numaralandırılmışız. Buruşmasın diye cüzdana koyduğunuz, ceket ve gömleğinizin cebinde taşıdığınız kimlikle cebinize kadar girdik.

Ne kadar ehemmiyetli olduğumu anlamışsınızdır. Sokakta bilhassa geceleri çok üşüyordum. Hiç müşteri de gelmezdi. Sahibim hemen açık bir markette sabaha kadar muhabbete daldığı ve beni unuttuğu olurdu. Ama sabahtan akşama kadar, Hazreti Allah’ın her parmak izini farklı yarattığı bir sürü insan görüyordum. Bazen de sokaklarda uğursuz, ne yaptığını bilmeyen, sokakta ateş yakan, slogan atan, etrafı yangın yerine çeviren, banka soyanlar, şehirde eşkiyalık yapanlarla, siren sesleri ve biber gazı arasında kimliğini seçemediklerim de olurdu.

Bir gün sokağa atılan ateş, benim bulunduğun üç tekerlekliye de isabet etti. Isınıyordum ama bir taraftan da yanıyordum. Her ne kadar esnaf bir kısmını su ile söndürse de sahibimin 5 yıllık ekmek teknesi yanmıştı. Kimdi bunlar? Mavi ve pembe kimliklerini kaplayıp ceplerinde taşınsam da hakiki kimliklerini idrak etmek çok güç idi. Sonra sarı basın kart sahipleri, bunlardan gazete sütunlarında ve tv’de haber dilinde ‘kimliği belirsiz kişiler’ olarak bahsederlerdi.

Böyle yapmakla meseleyi esrarengiz bir havaya büründürürlerdi. Osmanlı devrinde olsa idi ‘ne idüğü belirsiz’ tabiri muvafık olurdu.

Aslında herkesin bir kimliği vardı, ismi de cismi de belliydi. Daha önceleri kimlik kartına hüviyet cüzdanı deniyormuş. Bir ara kimlik kontrolleri o kadar çok yapılıp, insanlar bundan bezdirilince ‘kafa kağıdı’ diye alaya alınmış. Tabi, o zamanlar kimlik yerine hüviyet vardı. Hüviyet, Arapça bir kelimeydi ve hüve’den iştikak etmişti, mahiyet, hakikat, asıl manalarına geliyordu. Hukukta ise bir adamın aranılan veya olmak iddiasında bulunduğu şahıs olması manasındaydı.
Hüve ile hû aynı yazılır ki, hû; matlub-ı kainat olan Hak Celle ve Âlâ hazretleridir: Lâ ilahe illa hû. Arapça ve Osmanlıca lügatlere bakarsınız ne demek istediğimi anlarsınız. Yine eskiler“hû çekmek” tabirini: Hû ismi celalini bir biri arkası sıra tekrar etmek ve bir şeye başlarken bu isim ile tekrak gülbank çekmek, manasında ifa eylemişler. Yorulmak manasında ‘hû çekilmez’, ‘hû denir,

‘hu’ diye zikredilirmiş. Hatta ‘Bu yol hüvesi hüvesine ashabı kiram yoludur.’ cümlesindeki hüvesi hüvesine deyimi; tıpkı tıpkına, tamamıyla mutabık ve muvafık olarak şeklinde hep işin ve kişinin aslı işaret olunmuş.

Herkesin kimliğini yıllardır hep aynı şekilde kapladım, kadın erkek ve kavim ayırmaksızın. ‘Kimliği belirsiz kişiler’ce yakılınca kendi kapladığım kimliklilerin bunu yapması çok ağrıma gitti. Hani derler ya, civciv yumurtadan çıkmış kabuğunu beğenmemiş. Kapladığım kimlik sahipleri de PVC’lerini beğenmez olmuşlar ki beni ateşe verdiler.

Galiba onlar, hüviyet kelimesinin manasını bilmiyor da ondan böyle yapıyorlar.

Zannediyorum ki ‘hüviyet’in manası kimliklere tahakkuk etmediğinden ‘kimlik karmaşası’ ve ‘benlik kavgası’ yaşanıyordu. Hüviyetteki hû’nun ism-i celal olduğuna bir lügatten baksalardı, ‘kimliği belirsiz kişiler’ hanesine yazılmazlardı. Üç tekerlekli arabadaki kaydı da şöyle değiştirmek lazım, ustama söyleyeyim. “Sayın vatandaşlarımızın dikkatine! Her türlü kimlikleriniz PVC ile kaplanır. Hüviyetsiz iseniz lütfen başka yerde kaplama yaptırınız.”

(Toplam 299 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.