AraştırmaİnsanKişisel GelişimKolay Hayat

Kişisel Gelişim mi Kişilik Gelişimi mi?

Şahsiyet meselesini dert edinenler özgüven yerine tevekkülü, şöhret yerine sadelik makamını tercih ederler. Onlar yarıştıkları kimselere hasetle değil gıpta ile bakarlar; hırs duymazlar, fakat azimlidirler.

Hayatında değişiklik yapmak isteyenler bazen kişisel gelişim kitaplarındaki taktik ve tavsiyelere mürâcaat ediyorlar. Bu kitapların çoğu, Batılı yazarlardan tercüme edilmiş yahut ilhamını Batı’dan alan eserler. Hemen hepsi de maddeyi öne çıkarıyor, mânevî olandan söz ederken de yalnızca “mutluluk” ve “başarı” mefhumuna odaklanıyor.

Dünyevî hedeflere ulaşmak, ilgi çekmek, beğenilmek ve takdir edilmek için makam, güç, şöhret ve servet lâzım. Bunları elde etmek için de “kişisel gelişim”e ihtiyaç var.

Uhrevî hedeflere ulaşmak içinse yaptığınız iyilikleri başkalarından saklamak, bütün kudretinizi güçsüzlerin hayrına yöneltmek, en büyük makam olarak da kulluğu görmek gerekiyor. işte bu noktada “kişilik gelişimi”ne duyulan ihtiyaç öne çıkıyor.

Maddî olan her şey, bütün servetimiz, unvanlarımız ve makamlarımız elimizden alındığında geriye kalan bizim şahsiyetimizdir. Bize uyan ve ihtiyacımız olan da şahsî (kişisel) gelişim değil, şahsiyet (kişilik) gelişimidir.

Birûnî’nin ifadesiyle, insan, yüzünün biçimini değiştiremeyebilir, ama kendi içini değiştirmeye muktedirdir. Hâl ilmi olan tasavvuf da insanı enâniyetten (benlikten) uzaklaştırıp ona şahsiyet (kişilik) kazandırmak için var.

Kâmil insan olmak maddi kabiliyetlerle değil mânevî hususiyetlerle, akıldan ziyâde ruhun tekâmülüyle ilgilidir. Kendince akıl yürüten şeytan, enâniyetinin kurbanı değil midir?

Kişisel (Şahsî) gelişim

Varlık sebebi kulluk değilmiş gibi davranarak kariyer planlaması yapmak, gayret etmek yerine hayal kurmak, hayırda yarışmak yerine kindar bir rekabet anlayışıyla hareket etmek, kişisel gelişim peşinde olanların düşebileceği tuzaklardır.

Kişisel gelişim paraya odaklanır. Hâlbuki dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiçbir şeyi olmayandır.

Kişisel gelişim kendine güvenmek, kendiyle barışık olmak, kendini gerçekleştirmek gibi hedeflerle kendi kendine yeten biri olmayı yüceltir. Bu da benlik duygusunu kuvvetlendirir.

Kendini tanımaya çalışan insanoğlunun işi o kadar kolay değildir. Aynada yalnızca suretini seyreden, yastığa başını koyunca nefsiyle hesaplaşmayan kimse kendini
tanımıyordur, kim olduğunun farkında değildir.

Kendini fark etmek de zordur dünyayı fark etmek de… Bazı insanlar çok yemek yediğini tartıya çıkınca, zamanın geçtiğini saati görünce, ne kadar çok alışveriş yaptığını marketin kasasına gelince fark eder. Termometreye bakıp üşüyen bile var. Bütün bunlar bir öğrencinin ancak karnesini eline aldığında derslerini ihmal ettiğinin farkına varması kadar tuhaf değil midir?

Kişisel gelişim anlayışı, dünya hayatını önemsediği için acelecidir. Bu anlayışa göre mümkünse bütün hedeflere gençken ulaşılmalıdır. Oysa insan, gençliğinde öğrendiklerini ihtiyarlığında idrâk edebilen bir varlıktır. “Yüce Allah her şeyi tabiî halleri üzere yaratmıştır. Ademoğlunu da yaratılışı neyi gerektiriyorsa o üslup üzere halk etmiştir. iş böyle olunca, insanoğlu için konulan devirlerin son noktası, en çok arzulananı ve en hası ihtiyarlıktır.” insanın nefsiyle girdiği mücâhede gençlikte de yaşlılıkta da devam etmelidir.

Kişilik (Şahsiyet) gelişimi

Şahsiyet gelişimini önemseyenlerin hedefleri kısa vadeli olamaz; çünkü bu anlayışa göre hayat dünya ile sınırlı değildir.

Çok şükür, kişiliğini geliştirmek isteyenlerin örnek alabileceği şahsiyet âbideleri, kişisel gelişimcilerin rol-modellerinden daha fazla. Onlar ilim, firâset, ihlas ve samimiyet sahibi, kul hakkından korkan, istikrarlı, alçakgönüllü, iffetli, irâdeli, sabırlı, saygılı, merhametli, müsâmahakâr, kanaatkâr, vefâkâr, fedâkâr, âdil, dürüst, nâzik, temiz, hayırsever, misâfirperver, cömert, vakur, ciddî insanlar. Bu hususiyetlere kıymet veren kişisel gelişim kitaplarına kolay kolay rastlayamazsınız.

Şahsiyet meselesini dert edinenler özgüven yerine tevekkülü, şöhret yerine hiçlik makamını tercih ederler. Onlar yarıştıkları kimselere hasetle değil gıpta ile bakarlar; hırs duymazlar, fakat azimlidirler. Maddî konularda kendilerinden aşağıdakileri gözetir, mânevî hususlarda ise yukarıdakileri görürler.

Kendilerini tanıma ve vazifelerini hatırlama hususunda ruhlarına hitap eden kimselere kulak kesilirler. Şeyh Galip bu çizgideki insanlara şöyle seslenir:

“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen”

(Kendine güzelce bak ki âlemin özü sensin; sen, varlığın göz bebeği olan insansın!)

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı