KİTLELERİN ZİHNİ VAR MIDIR?

0

Kalabalığı oluşturan kişilerin zihin kapasitelerinin çok yüksek olması onların kalabalık içerisinde eriyip gitmeyecekleri manasına gelmez. cahil bir insan ve bir bilgin, bir kere kalabalık içinde yer alınca hadiseleri değerlendirme bakımından aynı seviyeye inerler. Kalabalık içine giren için çok yüksek bir zekâya sahip olmanın hiçbir önemi yoktur.

Kitlelerin hareketini anlamak gerçekten zor. Kitle psikolojisi alanında 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başına denk gelen tarihlerde çalışma yapan Le Bon ve McDougall gibi uzmanlar kitle içindeki kişilerin değişimine odaklanmışlardı. Ve daha çok kitlenin kişiyi değiştirme hususuna dikkat ediyorlardı. Yaptıkları analizlerde, kitleye dâhil olan kişideki heyecan ve duygusal yoğunluğun arttığını, akıl ve düşüncenin ise bariz bir şekilde gerilediğini tespit etmişlerdi.

Medya araç gereçlerin yayılması ile yapılan tespitlerin değişip değişmediği hususunda 21. yüzyıldaki değerlendirmlere baktığımızda kitle içerisindeki kişiye değil de kitlenin tamamına birden odaklanıldığını görüyoruz. Çoğunluk tiranlığı ve kitle zihniyeti kavramları ile kitlenin toptan hareketlerini anlamaya çalışan araştırma ve neşriyatlarda, “kitlenin telkine açık olması ve çabuk inanırlığı” üzerinde durulmuş. Birçok zihnin bir araya gelerek ortak gücün oluşması “çabuk inanırlığın” karşısına tenkitin yapılıp yapılmamasını akla getirebilir. Ancak kitlenin aklî muhakemesinin ve zihninin olup olmadığı sorulduğunda neden çabuk inanıldığı daha iyi anlaşılır.

•    Kitlenin aklî muhakeme yeteneği yoktur

Fransız Sosyolog Gustave Le Bon “Kitleler Psikolojisi” kitabında, aklî muhakeme yeteneğinden yoksun bulunan kitleler, fazlaca bir saflık gösterir ve her şeye kolay inanır, tespitinde bulunur. Yanlış da olsa kararlarını “bütün herkes böyle yapıyor” tarzındaki kitlenin görüşlerine göre verenler, LeBon’un kitle psikolojisi hakkında yaptığı 5 önemli tespiti okumalılar. İşte o tespitler:

•    Kitle hayallerle düşünür

Kitleler tarafından kolayca kabul edilen kahramanlık hikayelerinin arkasındaki gerçeklerin ortaya çıkması tam olarak onların saflığı ile izah edilir. Bu, bir yerde toplanmış kişilerin hayal dünyalarının, gelişen hadiselerin etkisine maruz kaldığı hayret verici eğişimlerin sonucudur. Çünkü kitle hayallerle düşünür. Akli değerlendirme hayallerin bağlantısız oluşunu insana gösterir, fakat kitle bunu görmez.

•    Kitle gerçekle hayali ayırt edemez

Beynin üretken ve değiştirici oluşu, değişen

hayallerin hadiseler karşısındaki analizini yapabilir. Kitlenin beyni olmadığı için gerçek ile hayali olanı birbirinden ayıramamasına sebep olur. Kitle çoğu defa gelişen olayları, hakikate hiçbir yakınlığı bulunmadığı halde, sırf hakikatin yanında durduğu için gerçek diye kabul eder.

•    Kitle içinde fikir çok hızlı bulaşır

Kalabalığı oluşturanlar ilk bakışta, çok farklı karakteristik özelliklere ve huylara sahip gibi gözükseler de hakikat hiç de öyle değildir. Çünkü kalabalığı oluşturan insanların düşünceleri bulaşıcıdır. İçlerinden biri tarafından algılanmış olan, hadisenin şekil değiştirmesi, diğerlerine bulaşan telkinin çekirdeğini oluşturur. Tarihte örneğine sık rastlanan ve binlerce şahıs tarafından gözle görüldüğü söylenile gelen ve doğruluğun bütün niteliklerini bünyesinde toplamış gibi gözüken sosyal halüsinasyonun varlığı, düşüncenin bulaşıcılığından doğar.

•    Kitlede mantık kuralları işlemez

Mantık kitapları şahitlerin görüş birliği halinde olmasını bir hadisenin gerçekliğine en sağlam delil olarak gösterirler. Fakat kitle psikolojisi hakkındaki bilgimiz, mantık kitaplarının bu noktada ne kadar şüpheli ve hatalı olduğunu kanıtlar. En şüpheli olaylar, en çok sayıda kimseler tarafından gözlemlenen olaylarıdır. Bir hadisenin aynı zamanda binlerce kişi tarafından görülmesi demek, gerçek hadisenin hikâye olunandan genellikle farklı olduğunu söylemek demektir.

•    Kalabalıkta cahil ile bilgin

Kalabalığı oluşturan kişilerin zihinsel kapasitelerinin çok üst düzeyde olması, hakikati değiştirmez. Cahil bir insan ve bir bilgin, bir kere kalabalık içinde yer alınca hadiseleri değerlendirme bakımından aynı seviyeye inerler. Kalabalık içine giren için yüksek bir zekâya sahip olmanın hiçbir önemi yoktur.

Bir endişenin kurbanı olan ilk şahidin iddiası karşısında iddiayı sorgulamadan onun dediğinin arkasından giden hikâyeler vardır. Biz buna “Delinin biri bir kuyuya taş atar kırk akıllı çıkartamaz.” da deriz.

Toplulukların böyle hareket etmesinin ne kadar yanlış olduğu üzerinde fikir yürütebilirsiniz. Evet, gerçekten bir kişi bilgin de olsa, kalabalık cahilce davranıyorsa onlardan farklı davranamaz. Ancak insan söz konusu olduğunda her yanlış gibi gözükenin aslında bir yerlerde cevabı da vardır. İmam-ı Gazali’nin avam tabakasının imanı ile kelamcıların imanını kıyaslanmasına baktığımızda cevabı rahatlıkla bulabiliriz.

“Avam tabakasından olan salih ve müttekî kimselerin itikadı ile kelâmcıların itikadını karşılaştırdığın vakit, görürsün ki, avâmın itikadı, kendisini hiçbir kuvvet sallayamayan yüksek dağ gibi, kelamcıların itikadı ise rüzgârın istediği tarafa salladığı ve sağa ve sola yalpa vuran havada asılmış bir ip gibidir. Ancak imanı sağlam olanlar, aslında taklid yolu ile iman ettiği gibi delillerini de taklit ederek kabul eden avam takımıdır. Çünkü öğrenmedeki taklit ile, medlûl olan imanı öğrenmedeki taklit arasında fark yoktur.”

İlk başa döndüğümüzde “kitlenin telkine açık olması ve çabuk inanırlığı” avam tabakasının makbul olan taklidi imanları konusunda tam bir cevap buluyor. Ancak bu gerçek, kitlenin hayallerle düşündüğü ve akli muhakemesinin olmadığı gerçeğini de değiştirmiyor.

(Toplam 717 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.