AraştırmaKapak

Zamanda Yolculuktan Kokuyla İletişime

Kokunun hayatımızdaki tesirine yeterince kafa yormuyoruz. Lakin koku kültürü hakkında çalışan dernekler var. Koku Kültür Derneği bunlardan birisi. Bihter Türkan Ergül ile koku üzerine bir mülakat gerçekleştirdik. İşte detaylar:

Neredeyse her şeyin bir adabı, bir usulü vardır. Koku sürünmenin de kendine ait bir usulü, bir adabı var mıdır?

Tabii ki kokunun da bir adabı, bir usulü vardır. Kokunun kalıcılığı, sürüldüğü yerlere bağlıdır. Mesela kol içleri, şakaklar ve göğüs kısmı, kokunun kalıcılığını artırıyor. Çünkü vücudun bu bölgeleri, kan damarlarının cilde en yakın olduğu yerler ve ısı bu bölgelerde daha yüksek. O yüzden koku uzun süre korunuyor.

Bir de yanlış olan uygulamalar var. Mesela koku kulak arkasına sürülüyor. Bu bölgelerde cilt daha fazla yağ ürettiği için kokunun değişmesine sebep oluyor. Koku el bileklerine de sürülmemeli. Çünkü bilekler, ovuşturulunca moleküllere zarar veriyor, kokunun niteliği bozuluyor. Kokuyu önce havaya sıkın, sonra içinden geçin.

Kokunun insan psikolojisi üzerindeki tesiri nedir? Bu bağlamda koku kültürü içinde parfümü nasıl değerlendirirsiniz?

İlk önce şunu söylemek gerekir, biz 200 yıllık parfüm kozmetiğiyle koku kültürünü birbirine karıştırıyoruz. Bu ikisi aynı şey değil. Kokunun, yani doğal yollarla elde edilen kokunun insan üzerindeki ve hayatımızdaki etkilerine baktığımız zaman parfümden çok farklı.

Çamaşır suyu, petrol, benzin gibi kimyevî kokuları beynimizin sol lobuna alırken kendi kokularımızı, yani vücudumuzdan çıkan doğal kokuları, beynimizin sağ lobuna alıyoruz. Doğal olan bütün kokular duygusal zekayı doğrudan etkiler. Talamus’u etkileyen tek algı, koku algısıdır. Beynimizin orta yerinde yer alır. Talamus, bizim mezar karanlığı dediğimiz zifiri karanlıkta ve bir de kokularla salgılanır.

Anne, bebek ve koku

Koku algısı, tat alma algısından sonra 4.-5. haftada anne karnında gelişir. Bebek doğduğunda, göremez, konuşamaz, duyduklarını anlamlandıramaz. Yani ihtiyaçlarını giderecek birine muhtaç olarak doğar. Koku algısı böyle değildir. Bebeğin koku algısı, bütün evrelerini anne karnında tamamlayarak dünyaya gelir. Bir daha da gelişmez.

Hazreti Allah, her annenin plasenta sıvısının kokusunu farklı yaratmıştır. Bildiğiniz gibi plasenta, bebeğin anne karnında ihtiyaç duyduğu hemen her türlü kaynağı sağlayan bir yapıdır. O koku bir de annenin süt verdiği göğsünde vardır. Bebek emmiyorsa eğer, plasenta sıvısını alıp annenin göğsüne sürdüğünüz zaman emme refleksi otomatik olarak gelişir. Bu, yapılmış tıbbi bir araştırmadır. Bebek, anne karnında bu kokuyu bildiği için oradan gıdanın geleceğini anlar.

Yavaş yiyin ve çiğneyin

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), lokmayı iyice çiğnedikten sonra yutmayı istemiş. Neden böyle buyurmuşlar hiç düşündünüz mü? Mesela, et pişerken etin kokusunu aldığınız zaman, beyin midedeki enzimleri harekete geçiriyor. O kokuyu aldığı andan itibaren midenin hazırlanması lazım. Ağzımızda 365 tane akupunktur noktası var. Bu akupunktur noktaları beyne sinyal gönderiyor. Sonuçta bir protein de 400 molekülden oluşuyor. Bu moleküllerin beyne ulaşması gerekiyor. Bunun sekiz dakikada olması lazım.

Yemek pişirirken su içmeyin

Yine Osmanlı arşivlerinde yemek yaparken su içmeyiniz, der. Çünkü yemek pişerken meydana gelen koku, az önce de dediğimiz gibi midedeki enzim bezlerini harekete geçiriyor. Siz, su içtiğinizde o bütün enzimleri, yani hazır olan askerleri, bir iç savaşla beraber katlediyorsunuz ve onları atıyorsunuz. Bu durum da zamanla vücudun metabolizmasını bozuyor.

İnsan koklamayı unuttu mu?

Hepimizin kokusu farklı farklı. Bunun yanında öfkelendiğimizde başka kokarız, mutlu oluğumuzda başka. Neden kendimizi koklamıyoruz? Nasıl ki ağız kokusu değiştiğinde biliyoruz ki ağız sağlığımızda bir problem var. Vücudumuzun kokusu değiştiğinde de bilmeliyiz ki, vücudumuzda da bir problem var.

Özellikle kedilere dikkat edin. Dışkısını gömmeden evvel onun etrafında dolanarak koklar. Bir hastalığı var mı yok mu oradan, yani kokunun değişip değişmediğinden anlar. Ondan sonra da gömer.

Evet, biz koklamayı unuttuk. Sadece bebekleri kokluyoruz. Oysaki yaşlılar, onkoloji hastaları, insülin seviyesi farklı olanlar, başka başka kokar ve bu kokma ayaktan başlar. Çünkü ayaklar vücudumuzun en uç noktasıdır. Vücuda alınan bütün data en son ayağa ulaşır. Bir kişinin ayağı kokmaya başladıysa karaciğerinde, böbreklerde iltihap başlamış olabilir.

Bazı kokuların iyi veya kötü şeyleri çağırdığına dair örnekler var. Biz ona süfliyat ve ruhaniyat da diyebiliriz. Kendine güzel hisleri çağıran kokularla bir ortam oluşturmak isteyen insan, nereden başlamalı?

Birincisi kendi vücut kokusundan başlamalı. Çünkü süfliyat, vücudu kötü kokanların, yıkamayanların üzerine gelir. Biz yıkanmayı da unuttuk. Allah’ın kulu üzerindeki hakkıdır; yedi günde bir yıkanması, varsa güzel koku sürmesi. Bakın, ibadete başlamadan evvel iyice temizlenmek icap ediyor.

Avrupa, vebadan nüfusunun yarısını sokaklarda bırakırken, beden temizliğine dikkat etmemiz, o illetle aramızda mesafe oldu. İstanbul bir liman şehriydi. Binlerce gemi gelip gidiyordu; ama veba virüsü bulaşmadı. O yüzden koku sürünmeden evvel, vücut temizliğinin fevkalade olması lazımdır. Hijyenden mütevellit, güzel kokmaya başladığınız zaman, ruh haliniz de değişmeye başlar.

Şunu da ifade etmek gerekir ki güzel koku, melekleri celp eder. Güzel koku derken miskten, amberden, gülden bahsetmiyorum. Yalan söylerken vücuttan çıkan kötü kokudan melekler üç mil, yani dokuz kilometre uzaklaşıyorlar. Öfkenin, art niyetin, riyakârlığın da bir kokusu var.

Kokuyu etkileyen görünmeyen detaylar var, diyebilir miyiz?

Evet, var. Düşünmekle dahi, insan vücudunun koku salgısı değişiyor. Âyetü’l Kürsî’yi okumaya niyet ettiğiniz andan itibaren vücudunuzdan 348 mhz çıkar. Bu yapılmış bir araştırma. Bir de “dark amberinin” kokusu 348 mhz. Sonra Osmanlı arşivlerine bakıyoruz ki, Âyetü’l Kürsî ile amber hep yan yana zikredilmiş. Biz şu an Amerika’yı yeniden keşfediyor gibiyiz. Oysaki derya gibi koku kültürümüz var bizim.

Osmanlı demişken, Osmanlı’da kokunun yeri nasıldı?

Güzel koku sürünmek İslâmiyet’te sünnet olmasından dolayı Selçuklular, Beylikler ve de Osmanlılar zamanında önemli bir yere sahipti. Özellikle Osmanlı’da Cuma Selamlığı’na gidilirken sürülen kokularla elçi kabullerinde sürülen kokular bambaşka idi.

Kokularla iletişim

Osmanlı’da gündelik hayatın vazgeçilmeziydi; buhurlar, gül suları, tarçınlı kurabiyeler, şerbetli tatlılardaki kakuleler, karanfiller… Bunlar hep vardı, kullanılıyordu. Kız görmeye gidildiğinde yanlarında zambak kokusu götürülürdü. Bu, kızınıza talibiz anlamına geliyordu.  Şerbetler karanfille geliyorsa, buyurun gelin kızımızı isteyebilirsiniz, şerbetler sade geliyor ise, hiç kapıma gelmeyin, verecek kızım yok demekti. Kokular bu denli toplumsal hayatın bir parçasıydı.

Koku sürünmenin bir vakti var mı?

Kokuyla direkt ruhsal bağlantı sağlanabildiği ve kokunun içimizdeki hormonlara tesiri olduğundan, ne olursa olsun sürülecek kokuyu tende denemek lazımdır. Çünkü tenimizin bir aroması var. Her ten farklı farklı kokar. Başkasının üzerinde hoşunuza giden bir koku, sizin üzerinizde o şekilde kokmayabilir.

Parfümün içine alkol koyduklarından dolayı kokusu uçucudur. Dolayısıyla insan üzerindeki tesiri doğal kokularınki gibi olmaz.

“Sabah kalkar kalkmaz koku sürünmeyin”

Sabah 7 ile 9 arası koku sürünmeyi tavsiye etmiyoruz. Çünkü uyurken bütün algılarımız kapanır. Kapanmayan tek his, kokudur. Bütün gece çalışır. Uyandığınızda, gözler açılıp kulaklar duymaya başladığı vakit, koku algısının dinlenmesi gerekiyor. Şayet sabah kalkıp bir şişe parfümü üzerinize boca ederseniz, gün boyunca kendinize eziyet etmiş olursunuz.

Günümüzde tarihî yerlere turistik geziler düzenleniyor. Böyle yerlere gidenlerin çoğu ilk önce oranın kokusunu teneffüs etmek istiyor. Sizce her tarihi mekâna gidip oranın kokusunu teneffüs etmenin insana zararları var mıdır?

Bu geziler, dediğiniz gibi turistik amaçlarla yapılıyor. Mantık doğru, sistem yanlıştır. Tarihî bir yere girdiğinizde kokusunu ararsınız, özellikle de kutsal mekânlarda. Ama birçok tarihî binaya gidilmesi taraftarı değilim.

İyi koku yarar, kötü koku zarar

Her insan yaşadığı evde bir koku bırakır. Bunun yanında boşanmaların, kavgaların, ölümlerin ve bunun gibi nice tatsız hikayelerin buralara bıraktığı kokular da vardır. Tarihte sapkın kavimlerin yaşadığı yerlere gidildiğinde buradaki kokular her ne kadar farkında olunmasa da bilinçaltına mesaj verir. Tarihî hikayelerini bilmediğiniz, kötülüğün yaşandığı harabelere girip buradaki kokuyu tecrübe etmenizin, vücudunuza hiçbir faydası yoktur, zararı vardır. Bütün hücreleriniz o kokuyla oradan data çeker. Ve size 4-4,5 yıllık bir stresin hücre bozukluğunu verir.

Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere, Eyüp Sultan gibi manevî mekânlara ve ziyaret mahallerine gidin. Oradaki kokunun size vermiş olduğu pozitif enerjiyle vücudunuzda, 10 yıllık hücre yenilenmesi olur. Ama kalkıp Yedikapı Zindanları’na neden gideyim, insanları oraya neden götüreyim. Oradaki kokuyla anıları neden ruhuma emdireyim. Orada Genç Osman’ı şehit ettiler. Yere dökülen kanın, bırakılan duyguların kokusu var. Bu kokuları teneffüs etmek, insana zarardan başka bir şey vermez.

Evet, kokuyla zamanda yolculuk mümkün ama bilinçli olmak çok çok önemli. Çünkü hücreler üzerinde en güçlü hükmeden şey koku algısı.

Eyüp Sultan Hazretleri’nin makamının bulunduğu yerin altında bir oda var. Kısmet oldu, oraya girdik. İçerdeki kokuyu yapabilecek bir usta tanımıyorum ben. Toprağın altında kapalı bir oda; ne rutubet kokuyor ne taş kokuyor ne de toprak kokuyor. Çünkü 600 yıl boyunca orada duanın, yakarışın, Allah’a ibadetin ve şükürlerin kokusu bırakılmış. Oradaki aldığım kokuyla, az önce de ifade ettiğim gibi Yedikapı Zindanları’ndaki aldığım koku bir olamaz. Kıyaslanamaz dahi. Biri yarar sağlarken diğeri zarar veriyor.

Biz de bu hususta birkaç yer tavsiye etmek isteriz. Viranşehir’de Eyüp Nebi türbesi var.  Türbenin ziyaret mahallinin altında bir oda bulunuyor. Görevliden rica edip kapıyı açtırdığınızda sizleri buram buram bir koku karşılıyor.

Sonra Hazreti Hatice Validemizin kabrinin olduğu yer. İnsanlar nübüvvet kokusuna ulaşamasınlar diye kabrin etrafı camla kapatılmış. Lakin birkaç yerde cam kırılmış. Burnunuzu o kırıklara dayadığınızda, bir koku burnunuzdan girip bütün vücudumuzu yeniliyormuş hissi veriyor.

En fazla kokunun geldiği yerlerden biri de Peygamber Efendimizin (s.a.v.) zevcelerinden Hazreti Meymune Validemizin metfun olduğu yer. Buranın üstü açık; ama kabrin yanına gitmek yasak. Oraya yaklaştığınızda da buram buram bir koku alıyorsunuz. Başka hiçbir yerde yok öyle bir koku.

Güzel bir röportaj oldu. Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Ne demek, ben teşekkür ederim.

Etiketler

En Yeniler

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı