AraştırmaDin ve Hayat

Komşuluk İlişkisi Şuf’a Hakkı

Vesikalarda tavsif edilen Osmanlı şehri; “Cuma kılunur, bazar durur” mekânlardır. Osmanlılar, bir yerin şehir olabilmesinin asgari şartlarını bu iki cümle ile özetlemişlerdir.

Osmanlı şehirlerini oluşturan sosyal ve fiziki bir birim olan ama aynı zamanda kendine has bir ruhu olan mahalleler; birbirini iyi bilen, kefillik bağıyla bir diğerinin davranışından mesul olan, sosyal dayanışma ruhunun son derece geliştiği insanlardan oluşan yaşama alanlarıdır. Yine belgelerin diliyle söylenecek olursa; aynı mescidde ibadet eden cemaatin aileleri ile birlikte ikamet ettikleri şehir kesimleridir mahalleler.

Mahallenin doğasından olan oto-kontrol mekanizma sayesinde, buralarda olabilecek her türlü gayrı ahlaki ve huzursuzluk verebilecek davranışlar adeta imkânsız hale gelmiştir. Misal olarak şehre çalışmak için gelen bekârlar çalıştıkları yerlere yakın bekâr hanlarında ikamet ettirilirlerdi. Bu uygulama mahalle halkını rahatsız edebilecek örneklerin ortaya çıkmasını daha başlangıcında engelleme amacı güden bir durumdur.

Bu mahallelerde meskûn olanların devlete karşı toplu olarak yaptıkları bir takım vazifeleri vardır. Bu vazifelerde onları devlete karşı temsil eden görevli, mahallelinin seçtiği temsilcilerle beraber vazife yapan imamlardır. Mahallede oturanların kimliklerinin belirlenmesi, gelen yabancıların veya yeni taşınanların tespiti ve kayıt altına alınması, yeni sakinlerin kefalete bağlanması, 19. yüzyılda ortaya çıkan şehre giriş izni anlamındaki “mürûr tezkireleri”nin tanzimi imamlar tarafından yerine getirilirdi.

İmamlar kefilsiz olanların mahallede barınmalarından birinci derecede sorumlu olurlardı. Doğum kayıtları, vefat ve defin işlemleri, nikâh akitleri ve boşanmalara ait işlemler imamlar tarafından yürütülürdü. Birtakım beledi işlerin görülmesi, mahallenin temizliğine dikkat edilmesi ve çevre temizliğinin sağlanması da onun görevleri arasında sayılırdı.

Şuf’a Hakkının Kullanılabilmesi İçin 3 Şart
1. Taleb-i muvâsebe: Şuf’a hakkı sahibinin, satış işlemini duyduğu yerde “ben satılan şey üzerinde ön alım hakkı sahibiyim” ya da “ön alım hakkımı kullanmak isterim” şeklinde bir beyanda bulunmasıdır.
2. Taleb-i takrîr ve işhâd: Şuf’a hakkı sahibi alıcıya ve satıcıya mal üzerinde ön alım hakkı sahibi olduğunu ve bu hakkı kullanmak istediğini bildirmelidir.
3. Taleb-i husûmet ve temellük: Şuf’a hakkının hâkim önünde dava edilmesi gerekmektedir ki buna taleb-i husûmet ve temellük denir.

Kısaca ifade etmek gerekirse mahalle halkı; mahallenin idaresi, güvenliği ve temizliğinin yanında ihtiyaç sahiplerinin gözetilmesinden ve altyapı işlerinin takibinden de sorumludur.

Mahallede şuf’a hakkı

Bu kadar sıkı bir irtibat ve oto-kontrol sistemine sahip olan Osmanlı mahallelerinde insanların mesul oldukları hususlardan birisi de mahallede gerçekleşen gayrimenkul satışlarındaki ilişkilerdir. Ev, arsa, tarla, bağ, bahçe vb. mülklerin başka birisine satışı söz konusu olduğunda öncelikle bitişikte bulunan komşuya öncelik tanınır, komşu alamayacağını beyan ederse, başka birisine satış yapılırdı. Bitişik komşuya sorulmadan yapılan satışlarda komşunun bu satışı iptal ettirerek, o malları geri alma hakkı vardı. İşte bu hakka İslam hukukunda “Şuf a Hakkı” (Ön Alım Hakkı) denilmiştir.

İslamiyet’te şuf’a hakkı hukuk tarafından garanti altına alınmıştır. Osmanlı uygulamasında da bu hak aynen kabul edilmiştir. Şuf’a hakkı olan kimseye şefi, bu hakkın kullanıldığı taşınmaz mala mefşu, şuf a hakkının doğmasına sebep olan mülk de meşfû’un bih denir.

Günümüzde geçerli olan hukuk sistemindeki gibi sadece paydaşa değil, kademeli olarak üç zümreye ön alım hakkı tanınmıştır. Bunlar sırayla; paydaş, irtifak hakkı ve bitişik komşulardır. Aynı mala ortak olanlar paydaşlardır. Paydaşlar sözleşme olmadan ön alım hakkına sahiptirler.

İrtifak hakkı olanlar

Yani satışa söz konusu olan taşınmazın faydalandığı bazı haklardan onunla birlikte yararlanan taşınmaz sahibi kişiler. Mesela; ortak mülkiyette bulunan bir su kanalından sulanan bahçe ya da tarlalardan biri satılır ise bu kanaldan sulan diğer bahçe ve tarlaların sahipleri ön alım hakkına sahiptir. Aynı şekilde bir çıkmaz sokağa açılan ve bu sokağı ortak olarak kullanan evlerden biri satılırsa sokağa çıkan diğer evlerin sahipleri şuf a hakkına sahiptirler.

Bitişik komşu (câr-i mülâsık). Günümüz hukukunda kat mülkiyetine tabi bağımsız malların satılması halinde ön alım hakkının kullanılamayacağının kabul edilmesine rağmen, Osmanlı hukukunda bir yapının alt ya da üst katının diğer taşınmaz açısından bitişik komşu (câr-i mülâsık) olarak kabul edileceği öngörülmüştür. Yani her bir kat diğerine göre komşu (câr-ı mülâsık) olarak kabul edilmektedir.

Birden fazla şuf a sebebinin olması durumunda, akarda ortak olanlar (paydaş), irtifak hakkı olanlar ve sonuncu olarak bitişik komşu olmak üzere bir sıralamaya göre satış yapılması beklenir.

Ön alım hakkına sahip bir kimsenin, satış işleminden haberdar olduğu halde sessiz kalması veya satış yapılan mekânı terk etmesi de satış işlemine rıza olarak görülmüştür. Şu hususu da not olarak belirmekte fayda vardır. Şufa hakkına sahip olan kişi malın rayiç bedelini ödemek zorundadır. Eğer rayiç bedel dışında bir fiyat teklif ederse alım hakkı düşer.

Mecelle’ye göre Şuf’a hakkının  şartı

  1. Satışa söz konusu olan malın akar ve mülk olması gerekir. Taşınır mallarda, miri veya vakıf arazilerinde ve gemilerde bu hak söz konusu olmaz.
  2. Bu hak taşınmazın satılması veya bedeliyle başkasına hibe edilmesi durumunda kullanılabilir. Karşılıksız hibe edilen ya da miras ve vasiyet ile intikal eden taşınmazlarda bu hak yoktur.
  3. Mecelle’ye göre, taşınmazın bedelinin mal ya da para olması gerekir. Buna karşılık bir taşınmazın bir hak ya da menfaat karşılığı satılması durumunda, (Hanefi hukukuna ve Mecelle’ye göre haklar ve menfaatler mal olarak kabul edilmediği için) şuf’a hakkının oluşması söz konusu değildir.
  4. Ön alım hakkına konu olan malı satan kişinin mülkünde hiçbir hakkının kalmamış olması gerekir.
  5. Satışlarda şuf’a hakkı sahibinin açık ya da zımni rızasının olmaması satışları geçersiz kılar.

KAYNAKLAR: BAYARTAN, Mehmet “Osmanlı Şehrinde Bir İdari Birim: Mahalle”, İÜ. Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Coğrafya Dergisi, S. 13, İstanbul 2005., BİLMEN, Ömer Nasuhi, Hukuk-i İslâmiye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu, İstanbul 1968, C. VI., CANSEVER, Turgut, “Osmanlı Şehri”, Ev ve Şehir Üzerine Düşünceler, s.115-133, İnsan Yayınları, İstanbul, 1994., CANSEVER, Turgut, “Osmanlı Şehri”, (Ed. V. Akyüz, S. Ünlü), İslâm Geleneğinden Günümüze Şehir ve Yerel Yönetimler, C.1, s. 373-388, İlke Yay. İstanbul, 1996., CANSEVER, Turgut, “Osmanlı Şehirciliği”, Kubbeyi Yere Koymamak, İstanbul 1997., CİN, Halil, Osmanlı Toprak Düzeni ve Bu Düzenin Bozulması, Kütür Bak. Yay., Ankara, 1978., CİN, Halil ve AKGÜNDÜZ, Ahmet, Türk-İslâm Hukuk Tarihi, C.2, Timaş Yay., İstanbul, 1990., ERGENÇ, Özer, “Osmanlı Şehrindeki Mahallenin İşlev ve Nitelikleri Üzerine”, Journal of Ottoman Studies/Osmanlı Araştırmaları, IV, İstanbul 1984, s.69-78., ERGENÇ, Özer, “Osmanlı Şehrinde Esnâf Örgütlerinin Fizik Yapıya Etkileri”, I. Uluslararası Türkiye’nin Sosyal ve Ekonomik Tarihi Kongresi Tebliğleri (Ankara, 11-13 Temmuz 1977), Ankara, 1978, s.103-109., KUBAN, Doğan, “Anadolu Kentlerinin Tarihsel Gelişimi ve Yapısı Üzerine Gözlemler”, Türk ve İslâm Sanatı Üzerine Denemeler, İstanbul 1995., ŞİMŞEK, Suat, Türk Hukukunda ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde Mülkiyet Hakkı, Maliye Bakanlığı Yay. Ankara, 2011.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı