İnsanKişisel Gelişim

Korona Günlerinde İnsanın Kendine Yolculuğu

Hayat denen ve mutlaka bir gün bitecek olan seyrüseferde, dışarı bakmaktan kendimize bakmaya zaman ayıramıyoruz.

Fakat bazen bir yel eser ve her şey, toz duman olur.

Herkes kovuğuna çekilir.

Bakacak yer, konuşacak insan, yapacak iş bulamazsınız.

İşte öyle bir zamanda anlarsınız ki dünya, sizden ibaret değil.

Sizin haricinizde, dışarıda bir “siz” var; onun ötesinde bir de içinizde bir “siz” var.

Yani, bir siz var sizde, sizden içeru…

Bu tıpkı göz gözü görmeyen karanlıktaki bir gözün, bir süre sonra bazı nesneleri algılamaya başlaması ve aslında bir şeyleri görebilmesi gibidir.

Göremediğinizi anladığınız o an, yeni şeyler görmeye başlarsınız.

Kimsesiz kaldığınızı düşündüğünüz an, bir kimsenizin olduğunu idrak eder ve ona – içinize – yönelirsiniz.

İşte insanın içe bakışı, içsel yolculuğu böyle başlar.

Her şey içimizde

Bazen hiçbir yere çıkmadan tehlikeli bölgelerde gezindiğiniz oldu mu?

Teslimiyetten gelen İlahî iç geçirişlerle münzevi bir balık misali kendi kavanozunuza çekildiniz mi?

Bu çekiliş sırasında elinize aldığınız neşter ile cerrah titizliğinde, kendi iç âleminizi ameliyat masasına yatırdınız mı?

Bunları mutlaka yapmışsınızdır. Yapmadığını iddia edenler var ise onların iddiasına şimdiden cevap veriyorum: Siz de yapmışsınızdır da farkında değilsinizdir. Yani, bundan kaçış yok, bunu herkes yapmıştır.

Bilhassa bugünlerde hep etrafa, başka yerlere bakan gözlerimizi kendimize çevirme fırsatı bulduk. Kendi batınımızı, kendi iç âlemimizi yokladığımız bugünlerde gördük ki her şey içimizde.

Başkasına bakarkenki gözlerimizle, kendi iç âlemimizde sefere çıkan gözlerimiz anladı ki yükselmekte bir şey yokmuş; onun için yapılması gereken iş, derinleşmekmiş. Hem de derin derin düşüncelerle derinleşmek.

İnsan

İnsanın hisleri, sular altında, derinlerde bir yerlerde yatıyor ve oraya öz/kaynak deniyor. İnsan, tabiattaki diğer tüm canlılardan farklı olarak; farklılığının farkında, bildiğini biliyor ve bilinçliliğinin bilincinde.

Hayatın anlamını sorgulamanın zirve yaptığı şu günlerde, her şeyden elimizi çekip kendi içimize yönelmemiz, gözümüzü dikip düşüncelerimize bakmamız, kendi kendimizi seyre dalmamızın tadına varalım. Varalım ki bunun güzelliğini anlayalım. Çünkü insanı, insan yapan en temel değerlerden birisi budur: İçe bakış. Düşünsenize, düşündüğünüzü duyuyorsunuz, hissettiğinizi görüyorsunuz. Kendi kendinizi somutlaştırarak kendi kendinizden ayrı durabiliyor ve kendinizi seyredebiliyorsunuz.

Ne harikulade bir şey!

Peki, içiniz nasıl? Oraya bakınca ne görüyorsunuz? Doğruluk, dürüstlük ve maneviyatla harmanlanmış bir iç âlem mi var baktığınız yerde? Güzel ahlak, çalışkanlık, saygı, sevgi gibi temiz, tertemiz, pek temiz, çok temiz hislerle mi donatılmış? Son bir şey, kalbinizi yoklayın, huzurlu musunuz?

İçimizin temizliği

Temizlik ile insan ilişkisi birbirinden ayrılması mümkün olmayan bir bütündür. Öyle ki kainatın efendisi bu durumu, “imanın yarısı” diye buyurmuş. Temizlik için bundan daha seçkin, daha güzel bir ifade olabilir mi?

Bu temizliği ise üç aşamaya indirgeyebiliriz.

  1. Beden temizliği ve dış temizlik
  2. Düşünce temizliği
  3. Kalp temizliği

Şüphesiz beden ve dış temizlik, için dışa yansıması olarak algılanır. Aynı zamanda toplumsal intibak ve nezaket çerçevesinde mühim yer alır. Zira kirliliğin, düzensizliğin hüküm sürdüğü bir aile ve toplum hayatında ne huzur olur ne de sağlıktan sıhhatten söz edilebilir.

Aklın bir yansıması olan düşünce ve onun temizliği ise insanın sözlerinde, tutum ve davranışlarında kendini gösterir. Art niyetsiz, her türlü kötülüklerden ari, fenalıklardan uzak bir düşünce, temiz düşüncedir. Ve düşüncelerin temizi, etrafına temiz düşünceleri çeker.

Gerçek manada “insan” olmanın özünde temiz düşünce, yani içten gelen iyi niyet yatar.

Bir kıssa

Musa Aleyhisselam:

“Ey Rabbim! Ben Tevrat’ta yazılı bir ümmet buldum ki; onlardan birisi bir kötülük yapmaya niyetlenirse, kendisine bundan dolayı günah yazılmaz. O kötülüğü işlerse, bir günah yazılır.

Onlardan birisi bir iyilik yapmaya niyetlenir de onu yapmazsa, kendisine bir hasene (sevap) yazılır.

Eğer o iyiliği yaparsa, kendisine on sevap yazılır ve bu sevap yediyüz misline kadar katlanır.

Onları benim ümmetim yap!” dedi.

Hazreti Allah:

“Onlar, Muhammed’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) ümmetidir!” buyurdu.

Musa Aleyhisselam:

“Ey Rabbim! Ben Tevrat’ta yazılı bir ümmet buldum ki; onlar dilekte bulunurlar, kendilerinin dilekleri kabul olunur.

Onları benim ümmetim yap!” dedi.

Hazreti Allah:

“Onlar, Muhammed’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) ümmetidir!” buyurdu.

Şimdi içimize bakalım.

Niyetlerimizi yoklayalım.

Kalbimize odaklanalım.

Yaptığımız işler, düşündüğümüz ameller ne için, neye yarar, kime faydalı? İçimize bakalım, gönül saflığı ve iç temizliği ile düşünelim; ne kadar insaniyiz, ne kadar insancayız, ne kadar insanlayız?

Bütün hengamelerden sıyrılmış kendimizle baş başa kaldığımız şu anda gönlümüzü arıtalım. Arıtalım ki görelim her türlü kirden, pastan, öfkeden, hasetten arındırılmış temiz bir kalp nasıl oluyor? Sonrasında da o kalbin içini ilahi teslimiyete, muhabbete ve sevgiye adayalım ve bütün her şeyin nasıl önümüze serildiğini görelim.

Kaynak: Peygamberler Tarihi,  Mustafa Âsım Köksal

 

 

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı