Doğal Hayat

KOYUN

Yedi kıtanın bin bir ikliminde, insan ve hayatın var olduğu her coğrafyada biz de varız. Tabiat eczanesinin hoş kokulu otlarını takip ederek gittiğimiz diyarlarda, nebatatla beslenir, birlik beraberliğin ve ittifakın gücüne inanırız. Hazret-i Allah insanların gücüne güç katmaları ve daha iyi ibadet etmeleri için bizi yaratmıştır. Etimizle bünyelere güç verir, postumuzla üryan bedenleri kaplarız. Biz ünüyle, şanıyla övünmeyi sevmeyen ama kendini tanıtmada da geri kalmayan, Mevla’nın aciz bir mahlûku olan koyun, namı diğer ğanemiz.

Uzun bir tanışma faslından sonra kendimizi anlatmaya başlayalım. Biz, çift tırnaklı, boynuzlu, geviş getiren bir memeliyiz. Üst çenede dişlerimizin olmaması dikkatleri çeker. Onun yerine Mevla bize sert kıkırdak bir doku vermiştir. Otu alt ön keskin dişler ve üst çene kemiği arasına sıkıştırarak koparırız ve öyle besleniriz.

Sürü şeklinde birlikte otlar, birlikte sulanır,  birlikte gölgeleniriz ulu çınarın gölgesinde. Hele bahar gelende, zıplar sürur verir kınalı kuzular kırlarda bayırlarda, körpe oğlaklarla karışır. Akşamüstü, melemesi karşı dağda yankı bulur küçük kuzunun.

Anadolu’da yavrularımıza “kuzu”, 1 yaşında olanına “toklu”, sonra da geliştikçe “koç” derler. Sonbahardan kışa geçerken kuzularımız dünyayı neşelendirir. Kuzu doğar doğmaz, annesini tanır, emmeye başlar ve 1-2 saat sonra yürümeye başlar. Birkaç hafta sonra Mevla’nın himmetiyle otlar.  2 yaşına geldiğinde ise kuzuluktan kurtulur ailenin olgun bir ferdi haline gelirler.  Erkeklerimiz iki yaşına basınca sürüde söz sahibi olur. Güçlü bir koçun liderliğinde bu yıllarda ekip oluştururlar. “Boynuzlu koçun boynuzsuz olandan hakkını alacağı bir gün gelecek, adli ilahi tecelli edecek.”diye hak-hukuk gözetilmesi istenmiş insan oğlundan. En verimli yaşımız 4-5 yaşlarıdır. Ortalama ömrümüzse 12 -15 yıldır.

Görevimiz: İnsanoğluna hizmet

Etimiz, lezzetiyle tercih olunan bir türdür. Mutfaktaki yolculuğumuz “kuzu şiş” ile başlar, Adana ve Urfa kebabın hası bizden olur. Urfa’nın iskenderi, Maraş’ın işkembe çorbası iştah açar. Erzurum’a giderseniz cağ kebabı nefistir. Kıymasız köfte mi olur, dönerin lezzet sırlarından biri de karaman türümüzün muazzam kuyruğudur. Sütümüz her çocuğun vazgeçilmezidir. Allah emretse de süt vermesek acep ne yerdiniz kahvaltıda.  Peynir yok, çökelek ve süt yok… Tatlıların bir yarısı yok… Zeytine çatal sallardınız her halde.

Yünümüzle hizmet veririz, bazen halı olur ayaklarına seriliriz insanoğlunun, bazen ise postumuz seccade olur Mevla’ya ilticada insanlığın.  Çetin soğuklarında ceket olur sarar, ısıtırız âdemoğlunu. Çünkü yünümüz, yazın serin kışın sıcak tutar insanı. Döşek oluruz, insanoğlu uyusun rahat etsin de ibadete kalksın diye. Zarif ve güzel durur insanüstünde yün elbise. Peygamberimiz buyuruyor: “Yün giymek kalbi inceltir, kalpte bir kapı açar mana iklimine.”

İnsan olana hizmettir, görevimiz. Âdemoğlu oturur sofrasına çeker besmelesini, yer yemeğini açar ellerini Yüce Mevla’ya, gönlünden, samimiyetle “Elhamdülillah” dedi mi ve arkasından ibadetlerini de ekledi mi ödeyiverir bu büyük borcunu.

Beraberlik psikolojisi

“Koyun gibi dinlemek” diyorsunuz. Lafı bile miskinlik çağrıştırdığı için bizi üzüyor. Biz liderimizi dinleriz bunu beceriksizliğe teşmil etmek bizim için doğru olmaz. Büyüklerimize tam bir teslimiyetle itaat etmeyi her durum ve şartta sürümüzle yek-vücut olup çayırlarda dolaşmamızı da  “sürü psikolojisi” olarak alaya alanlarınız var. Ama bizi ayakta tutan da budur. Bunu da göremezseniz size iyi bir misal verememiş oluruz.

İnsanlara bir koyunun gözüyle bakıyorum. Her farklı düşünen, düşündüğünü, ilahi anayasaya ve vicdana uygunluğunu muhasebe etmeden bir fırka olup kenara çekilmiş bir cephe açmış başlamış kavgaya.  Bu ahvalde bereketi kalır mı dünyanın? Peygamberimiz “ Hazret-i Allahın manevi gücü ve desteği birlik ve beraberlik içinde hareket eden müminlerle beraberdir.” buyuruyor. Bunu hiç duymamış gibisiniz. Önceki dönemlerdeki Peygamberler de koyun çobanlığı yapmışlardır. Tabiattaki ahengi ve yüce Mevla’nın azametini görerek, büyük vazife için hazırlanmışlardır.

Nitekim sevgili Peygamberimizin (s.a.v) de çocukluk ve gençlik çağlarında kendilerine ait koyunları kırlarda yalnız başına veya arkadaşlarıyla birlikte otlattıkları olmuştur. Bunu da şu hadiseden anlıyoruz. Cabir (r.a)’ın anlattığına göre; bir gün “Mekke civarında bir dağda misvak meyvesini topluyorduk. Peygamberimiz: “Kararmışları toplayınız, onlar güzeldir.” buyurdu. Sahabe-i kiramdan bazıları: “Ya Rasülallah! Siz dağlarda koyun güttünüz mü ki yabani meyvelerin iyisini biliyorsunuz?”dediler. Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Bütün peygamberler koyun gütmüşlerdir.”buyurmuşlardır.

En Yeniler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu