Kültür Casusları

0

Yaptıkları işler pek anlaşılamadığı için olsa gerek, hayranlıkla karşılanan bir meslek vardır: Diplomasi. Bu işi yapanlara da diplomat denir. Diplomasiyi Osmanlılar, ilm-i münasebât-ı düveliye diye tarif etmişlerdir.

[ Kasım Hızlı ]

Nerede olursa olsun temsil mertebesindekilerde bulunması gereken vasıflar, eski çağlardan beri siyasetnamelerde zikredilegelmiştir.

Diplomasi ile uğraşanların sahip olması gereken en önemli özelliği, uzun yıllar Paris Sefirliğini deruhte eden Salih Münir Paşa, şu cümlelerle dile getirir:

“Diplomasi mesleğinde bulunan memurların aslî vazifelerinden biri ve belki en mühimi, tarihte yaşanan hadiseleri mütalaa etmektir. Bunları zamanında yaşanan hadiselerle kıyas ederek hükümetlerin o günkü hareket tarzlarını ve politikalarını hesaba katarlar. Ve bunlardan kıyas ve istidlal suretiyle o günkü siyasi durumun doğuracağı neticeleri mümkün olduğu kadar vaktiyle keşf ve tahmin etmeye çalışırlar. Bu inceliğe riayet olunursa ileride yaşanacak hadiselerin zararlı etkilerini men etmek için çareler hazırlamak devletçe kolay olur. Sıkıntılar çıksa da gaflette bulunulmamış ve lazım gelen tedbirler alınmış olacağından Allah’ın inayetiyle işin içinden zararsız çıkılabilir.”

Paşanın ifade ettiği gibi diplomasi tarih bilme, eski ve yeni hadiseleri güncel siyasi tutumları hesaba katarak ileriyi gören siyaset geliştirme sanatıdır. Bir diplomat devletler hukuku, Avrupa devletlerinin ve özellikle görev yaptığı ülkelerin anayasası, bu yasaların uygulanışı, genel dünya tarihini bilmesi gerektiği gibi birkaç lisana dahi vâkıf olmalıdır. Bir diplomata pek lazım olan bir başka şey de diplomasi ilminde öne çıkmış insanların eserleri ve hayat hikâyelerini bilmektir.

Kültüre sahip çıkmak için

Yukarıda sayılan özelliklerin yanında hariciye memurlarında bulunması gereken çok önemli bir diğer özellik ise diplomatların birer ‘kültürel casus’ olmaları gerektiğidir. Nasıl mı?

İsterseniz bir misal üzerinden anlatalım. Osmanlı Devleti’nin kritik elçiliklerinden birinde bulunan Rüstem Paşa, İtalyan asıllı bir gayrimüslimdir. Fakat diplomasideki yetkinliği, onu bir Müslüman devletin Londra elçisi olmaktan men etmemektedir. Tıpkı Mavroyani Bey’in Washington elçiliğini deruhde etmesi gibi.

Londra Sefiri Rüstem Paşa, 1891 yılında Mâbeyn’e gönderdiği bir yazıda Londra kulislerinden bir haber aldığını ifade eder. 1888 yılında bir Osmanlı vatandaşı, Londra Şark Kütüphanesi’ni ziyaret etmiştir. Burada kendisinin kitaplara, özellikle şarkın nefis eserlerine olan ilgisi ve bu sahadaki uzmanlığının farkına varılınca İstanbul ve Osmanlı coğrafyasındaki kitaplarla alakalı bilgiler istenmiştir. Kütüphaneyi ziyaret eden zat,

İstanbul’a dönünce Londra’daki bir dostuna yazdığı mektupta Çemberlitaş’taki Köprülü Kütüphanesi’nde çok kıymetli bir kitap bulunduğundan bahseder. Bu eser, bir kâmustur. Hem de meşhur lügatçi Firuzâbâdî’ye ait kâmus. Bu eserin kenarında müellifin el yazısıyla kâmusun içeriği ile alakalı ve tarihleriyle beraber birçok şerh ve tashihlerin var olduğunu haber vermiştir. Bu zat, Londra Şark Kütüphanesi için adı geçen eserin satın alabileceğini ekleyerek mektubuna nihayet verir.

Rüstem Paşa, işten haberdar olur olmaz konuyu Yıldız Sarayı’na bildirmiş ve arkasından şu tenbihatı yapmaktan da geri durmamıştır: “Musannifin el yazısıyla böyle bir kamus hakikaten yektâ (unique, eşsiz, nadir) demek olacağından yâd ellere düşmemesi arzu buyurulacağı mülahazasıyla keyfiyet haber verilmiştir.”

Anlaşılacağı üzere mesele, bir büyükelçinin uğraştığı ve Salih Münir Paşa’nın bahsettiği politik meselelere benzemiyor. Fakat bir diplomat olarak ülkesini ve tarihi mirasını ilgilendiren kültürel bir meseleye bigâne kalamıyor Rüstem Paşa. Şunu da söyleyelim ki kimse bu bilgiyi vermedi diye elçiyi sığaya da çekmez. Fakat donanımlı bir diplomat olabilmek için aranan vasıflardan olan tarih bilme ve mesuliyet duygusuna Rüstem Paşa’nın sahip olduğu anlaşılıyor.

Yunanistan’da ele geçirilen Osmanlı belgeleri

Dikkat çekici bir diğer hadise de Birinci Dünya Savaşı sonlarında yaptığı edebiyat röportajlarını “Diyorlar ki” adlı kitapta toplayarak ün kazanan Ruşen Eşref Ünaydın’ın diplomatlığı sırasında yaşanmıştır.

Şura-yı Devlet ve Tarihi Osmanî Encümeni azasından İskender Hoçi Bey (Hocazade Yahya İskender) Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı tarihine ait tetkikler yapmak üzere Topkapı Sarayı Arşivi’nden bazı vesikalar alır. Hoçi Bey’in 1917’de İstanbul’da ölümünden bir süre sonra Atina’ya hicret eden ailesi, Hoçi Bey’in kitaplarıyla beraber ona ait zannederek beraberlerinde bütün arşivini götürürler. 1934-1935 yıllarında Osmanlı tarihine ait ehemmiyetli vesikaları ihtiva eden bu arşiv satılmak üzere yabancı sefaretlere gösterilmeye başlanır. Bu esnada, İstanbul Âsâr-ı Atika Müzesi eski memurlarından Makridi Bey, Atina Büyükelçisi Ünaydın’ı keyfiyetten haberdar etmiştir.

189 vesikadan müteşekkil kıymetli arşivin devlet tarafından satın alınması için yaptığı resmî teşebbüs netice vermeyince Ruşen Eşref Bey, bana ne deyip de işten vazgeçmemiştir. Bu kıymetli arşivi kendi parasıyla satın alır ve İstanbul’a getirerek Ziraat Bankası’nda kiraladığı bir kasada 1956 yılına kadar muhafaza eder. Satın aldığı tarihten beri bu vesikaları çıkarıldıkları yere koydurmak, bu suretle eksik kalan tarih devirlerini tamamlamak arzusunu duyan büyükelçi, aynı yıl manevi değerine paha olmayan ve pek yüksek bir maddi değer taşıyan bu arşivi Topkapı Sarayı Müzesi’ne getirerek hibe etmiştir. Belgeler arasında, Osmanlı’nın harici istihbaratını alâkadar eden vesikalarda dikkate şayan malumat vardır. Bunlardan biri, Mısır’a gelen Napolyon Bonapart’ın askeri kuvvetlerini ve kumandanların isimlerini bildirmektedir.

Arşivin teslim edildiği bilgisini köşesine taşıyan Haluk Y. Şehsuvaroğlu, cümlelerini kulaklara küpe yapılmaya sezâ şu değerlendirme ile bitirir:

“Son asırlarda yalnız topraklarımızı değil sanat eserlerimizden, kültür tarihimize ait vesikalardan bazılarını da kaybettik. Onları yabancı memleketlerden toplayıp tekrar memlekete getirmek, hele müzelere hediye etmek, sanat ve kültür tarihimize yapılacak hizmetlerin en büyüklerinden biridir. Bunu yabancı memleketlerde vazife alan münevverlerimize bir nümûne olmasını temenni ederiz.” ^

(Toplam 288 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.