Kişisel Gelişim

Korkma! Kürsü Senin

Kürsüden Notlar

“Güçlü bir hitabet tekniği elde etme yolundaki gayretler, bir insanın en asil hedeflerinden biri olmalı.” Newell D. Hilles

Hiç ummadığınız anda belirli bir topluluk karşısında nutuk çekmeniz istendi mi?

Ya da şöyle soralım; Türk usulü yüzme öğretilir gibi – denize at, çırpına çırpına öğrensin – herhangi bir kitle karşısında öne fırlatıldığınız oldu mu?

Umarız olmamıştır. Şu satırların yazarının başına çokça geldi bu durum. Hele bir tanesi vardı ki âdeta beynimin durduğunu hissetmiştim. O an; Howard Goshore’un “İnsan beyni ne harikulade bir şey! Doğduğumuz andan ilk konuşmamızı söylemek üzere ayağa kalktığımız ana kadar çalışıyor.” sözünün şahsımda nasıl da tezâhür ettiğine şahit oldum.

2010 senesi idi. Çanakkale’de bir kafile ile şehitliklerde ziyarette bulunuyorduk. Kafilenin içerisinde babam da var. Mahalleli ile birlikte o da gelmiş. Bu arada, ben de aynı şehirde, Tarih Öğretmenliği bölümünde okuyorum.

Rehberimiz anlatıyor, bizler de dinleye dinleye, kendi kendimize yorumlar yaparak ziyaretimizi îfâ ediyorduk. Birden öyle bir yere geldik ki artık rehber yorulmuş, insanlar sıcaktan bunalmış bir haldeyken babam birden beni attı ortaya. Rehbere dönerek; “Yoruldunuz, müsaadenizle biraz da oğlum anlatsın. Kendisi burada üniversite okuyor. Tarihçi.”

O dakikaya kadar babamın yanında, kafilenin arasında, sessiz, sakin, dolaşırken birden kendimi okyanusun ortasında çırpınır halde bulmuştum. O ana kadar kafilede kimsenin umurunda olmayan ben; bir anda 40×2=80 adet göz ile karşı karşıya kalmıştım.

Bu kalış, insanı âdeta felce uğratan hissî bir durumdu. Çünkü on dakika öncesine kadar size normal bir halde bakan insanlar, artık öyle bakmıyorlardı. O gözler artık sorgulayan, hesap soran ve sizden bir şey bekleyen gözlerdi.

Bu psikolojik bir reaksiyondur. İnsanlar gözlerini üzerinize diker ve hunharca eleştirirler. Beyninizin içinden geçenleri okumaya çalışırlar. Çok kıymetli vakitlerini -sizin müspet veya menfi- ne derecede kullanacağınızı sorgularlar.

Muallim Naci’nin;

“Beni tasdik et diyorsun ammâ,

Bakalım doğru mu, ey söz ebesi her dediğin?”

Sözlerini, âdeta gözleriyle ve bütün gerçekçiliğiyle yüzünüze vururlar.

İşin en tuhaf tarafı da burada kimliğinizin, kişiliğinizin zerre önemi yoktur. Kim olursanız olun, âlâ, evsaf ve ednâ bu ortamda birdir. İster profesör olun, ister yeni yeni isim yapmaya başlamış bir yazar veya öğretmen olun, isterseniz veli toplantısına katılan bir ebeveyn olun; her şartta aynı tepkiyi alırsınız. Tüm o gözler sizi asla ve kat’a terk etmeyecektir. Siz yine de bütün bu düşünceleri zihninizdeki potada eriterek devam edin.

Artık hitabet sanatını başlatabilirsiniz…

Kuzu gibi

Başa dönersek, rehberin verdiği bazı tüyolarla, bilebileceğim şekilde yaptığı yönlendirmelerle durumu kurtarmıştık. Fakat bu kısacık zaman zarfında yaşadığım duygu yoğunluğu çok enteresandı. Sinirlendim, endişeye kapıldım, korktum. Avuçlarımın terlediğini, göz bebeklerimin büyüdüğünü, sonrasında karardığını ve ağzımın kuruduğunu hissettim. Ancak bu durum derhal ortadan kayboldu. Hemen o anın getirdiği iklime ayak uydurmuştum.

O an nasıl göründüğümü merak ediyordum. Daha sonra rehber hocamız geldi ve beni bu konuda aydınlattı: “O halinle kurtlar tarafından pusuya düşürülmüş bir kuzu çaresizliği ve ümitsizliği içindeydin.”

Topofobya

Bir kuzu ümitsizliği ve çaresizliği içerisinde olduğum durum; kürsü korkusu, platform korkusu veya sahne korkusu olarak isimlendirilebilir. Psikoloji’de de bunun yeri var: “Topofobya” deniyor.

Kürsü korkusunu yaşamayan yoktur. Bu yoldan geçen herkes bir şekilde bu korkuyu aşmıştır. En iyi hatibe de sorsanız hitabet yoluna yeni çıkanlara da sorsanız bu konudaki muzdaripliklerinden dem vurmadan geçmezler, geçemezler. Bu korku gayet tabii bir şey. Hatta abartılı olmamak kaydıyla korkunun ve endişenin olmasını iyi yorumlayanlar bile var. İşin gerçek manada ciddiye alındığının en güzel ispatıdır, derler. Haklılar da…

İşi ciddiye alan birkaç kişinin itiraflarına bakarsak durumun ehemmiyeti daha iyi anlaşılacaktır:

Amerikalı hatip Mark Twain:

“Bir grup insan önünde ilk defa konuştuğum zaman, bedenimin adeta pamukla doldurulduğunu hissettim ve nabzım sanki bir nabız yarışında imişçesine atıyordu.”

İngiliz Lloyd George:

“İlk defa bir grup insan önünde konuşmak üzere kürsüye çıktığım zaman, acınacak bir halde idim. Dilim, ağzımın tavanına yapışmıştı. Kelimeler ağzımdan zorla çıkıyordu.”

Fransız politikacı Jean Jaures, Fransız Millet Meclisi’ne seçildiği ilk zamanlarda korkusundan bir yıl boyunca ağzını açmadan oturmuş.

Bunlar işi nasıl ciddiye almaktır, diye düşünebilirsiniz.

Hiçbir şey yapmadan öylece oturmak nasıl bir ciddiyet olabilir ki?

İlk bakışta makul ve mantıklı gelebilir bu düşünce. Fakat etraflıca düşünüldüğünde sessiz ve titizlikle koza ören bir ipekböceğinin hassasiyeti görülecektir.

Kontrol elinizde olsun

Misaller çoğaltılabilir. Biz ana konudan sapmadan yolumuza devam edelim. Özet olarak kürsü korkusunun iki ana etkende buluştuğunu görüyoruz. Birincisi dinleyicilerden korkmak, ikincisi ise kendi kusurlarımızın doğurduğu korkular.

Kendi kusurlarımızı bertaraf etmek yine kendi elimizdeyken dinleyicilerden kaynaklı problemleri bertaraf etmek o kadar kolay olmayabilir. Çünkü her insan ayrı bir dünya. Hepsinin hadiselere bakışı, dünya görüşleri, bilgi ve birikimleri çok farklı.

Daha önemlisi, siz epistemolojik alt yapınıza yeterince güvenmiyorsanız ve karşınızdaki kitle sağlam bir donanıma sahipse; en kötüsü bunu da belli ettiyseniz, vay halinize.

Çünkü bilgi, güçtür.

Daha ötesi, bilgi, tek otoritedir.

Otoriteyi elden bırakmayın.

Kürsüden Nasıl Hitap Edilir?

  • Genel konuşmaları günlük rutin konuşmalardan farklı düşünmeyin. Rahat olun. O rahatlığa kavuştuğunuzda korkulacak bir şey olmadığını göreceksiniz.
  • Konuşmanıza hem erken hem de ciddi hazırlanın. Tamamen hazırlanın. Çünkü iyi hazırlanılmış bir konuşma, karşılaşacağınız bütün zorlukları, son dakika çıkan her türlü engeli aşmanıza yarayacaktır.
  • Hitabet konusunda kimden, neyden, nereden bilgi edinilebilir diye çok fazla düşünmeyin. İstifade edebileceğinizi düşündüğünüz her bilgiyi belleğinize yerleştirin. Beyin bedava.
  • Dinleyicileri sembolik olarak size saldırmaya hazırlanan bir düşman birliği, süvarisi gibi düşünebilirsiniz. Nereden, nasıl atak yapabilecekleri, sizi köşeye sıkıştıracak veya ters köşe yapacak soruları önceden kestirmek, işinizi kolaylaştırır ve karşı hamle yapma şansınız olur.
  • Konuşma yapacağınız salona en az bir saat önce gidin. Salona hâkim olun. Nerede ne var: kapılar, sandalyelerin dizilişi ve kürsünün yerini iyice özümseyin ki yabancılık çekmeyesiniz.
  • Zihnî egzersizler yapın. Moralinizi bozacak his, durum ve düşüncelerden sıyrılın. Hoş ve kıymetli hatıraları zihninizde canlandırın. Çocukluk anıları mutlaka iyi hissettirir.
  • Kürsüye canlı adımlarla, dinç ve dinamik şekilde çıkın. Hareketleriniz aktif olsun. Cenazeye gitmiyorsunuz. Heyecanlı, istekli, hevesli en önemlisi de güler yüzlü olun.
  • Ağzınız kurursa su için. Terlerseniz terinizi silin. Ter damlacıkları altında konuşmaya devam edip de hem kendinizi hem de ortamı germeyin. Sizin rahatlığınız da gerginliğiniz de dinleyenler üzerine sirayet eder. Çünkü işin merkezinde siz varsınız.
  • Hepsinden önemlisi; “Niyetinizi, oraya çıkma sebebinizin büyüklüğüne bağlayın.”

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı