Makedonyalı İskender’in Bekleyerek Kazanma Sanatı

0

“O, dünyaya hâkim olan hükümdar değil ‘hâkim olmayı bekleyebilen’ bir hükümdar olarak bilinir.”

İskender öldüğü zaman etrafında Yunan, Hind, Fars ve diğer milletlerden âlim kişiler vardı. Hayatta iken bütün âlimleri toplar, açık oturum yapar, onların ilmi münazaralarını dinler, zaman zaman kendisi de katılırdı. Öldüğünde cenazesinin başına halktan ve askerlerden binlercesi ile bu âlimler toplanmıştı. Âlimlerden biri söz alarak “Her biriniz öyle bir söz söyleyin ki, yakınları için taziye, halk için nasihat olsun.” dedi ve elini İskender’in naaşının bulunduğu altından yapılmış tabutun üzerine koyarak “Esirleri esir eden, şimdi esir oldu.” dedi. Sonrasında hazırundan bazıları çıkarak sırayla şunları söylediler:
“Bu hükümdar, altın toplayıp gizliyordu. Şimdi altın, kendisini gizliyor.”
“İnsanların bu cesede karşı en küçük arzuları kalmamışken, oysa içine konulan bu tabutun ne kadar çok talibi vardır.”
“Senden korkan nice kişiler vardı ki, seni görmeden de senden korkarlardı. Fakat aynı kişiler şimdi karşısında ve senden korkmamaktadırlar.”
“ Bunca ölmemek için nice canlara kıydı; fakat şimdi kendisi ölmüş bulunuyor.”
“Sana ne oluyor, organlarından bir tekini bile kıpırdatamıyorsun? Halbuki daha önce yer yüzünün müstakil hükümdarı idin. Hatta sana ne oluyor ki, içinde bulunduğun yerin darlığından kurtulmak istemiyorsun? Halbuki geniş yer yüzü sana dar geliyordu.”
“Ey gazabı ölüm olan kişi, ölüme de gazap etseydin ya!”

Yaman bir hükümdardı, ölmeden önce

İskender M.Ö. 356 yılının 20 Temmuz günü, bugünkü Yunanistan’ın kuzeyinde bulunan Pella’da doğdu. Makedonya kralı II. Philip’in oğlu olan İskender, bizim tarih literatürümüzde İskender Rumî ya da Makedonyalı İskender olarak da bilinir. M.Ö. 336-M.Ö. 323 yılları arasında Makedonya’ya krallık yapan İskender, tarihin gördüğü en başarılı imparatorlardan biri kabul edilir. Babası Philip gibi sert, geçimsiz birisi değildi, dolayısıyla hiç kimse İskender’in o kadar başarılı olabileceğini tahmin etmedi. Fakat kendisinden beklenmedik bir şekilde, başa geçer geçmez bazı devlet adamlarını öldürttü, ayaklanma çıkan yerlerde acımasızlığını gösterdi.
Tahta oturduğu ilk günlerden beri en büyük hedefi, Pers İmparatorluğu’nu ele geçirmekti. Bulunduğu coğrafyada düzeni sağlayınca Asya seferi için hazırlıklara girişti. M.Ö. 334’te 35 bin askerle harekete geçti. Bu seferde İskender’e mühendisler, mimarlar, bilim adamları ve tarihçiler de eşlik ediyordu. Pers ordularıyla Granikos’ta (Bugün Çanakkale’nin Biga ilçesinde bulunan bir akarsu) yakınında ve bugünkü Deliçay İssos’ta (Dörtyol-Erzin arasında yer alır) iki önemli savaş yaptı ve savaşları kazandı.
Daha ilk savaşlarında hiç bilinmeyen hileler kullandı. Bir defasında düşman askerleri arasına münadi gönderdi. Onlara şu şekilde çağrıda bulundu: “Ey Farslılar! Sizin bize, bizim de size karşılıklı olarak yazdığımız emanlar hususunda herhalde bilginiz vardır. Bu hususta verdiği sözden caymayanlar aranızdan ayrılsın. Bizden layık olduğu iltifatı bulacaklardır.” Bu ilan Farslıların birbirine düşmelerine sebep oldu. O ise biraz bekleyip karışıklığın üzerine giderek zafer kazanmasını bildi.

İskender’in beklemeyi bilme işi ilk oldu ama son değildi. Zafer sonrasında Perslerin donanma merkezi Suriye ve Fenike’ye doğru ilerledi. Önüne çıkan bütün Pers şehirlerini kolaylıkla almasına karşın, Tiros’ta (bugünkü Sur şehri) çok sert bir direnişle karşılaştı. Burada 6 aylık mücadeleyi nasıl yönettiğini İbnü’l- Esîr, kitabında şöyle anlatır:
“İskender, kuşatma sırasında şehrin muhkem ve gıda kaynaklarını depolamış, şehrin kuşatmaya hazırlıklı olduğunu görünce oradan uzaklaştı. Şehre tüccar kılığında adamlarını gönderdi. İskender’in adamları yanlarındaki mallarla şehre girdiler. Tüccarlar şehirde ne kadar yiyecek madde varsa yüksek rakamlarla toplamaya başladılar. Topladıkları malları müsait bir yerde yakarak kaçtılar. Daha sonra alamadığı o şehrin etrafındaki küçük köyleri da yağmalattı. Şehir erzak bulmakta zorlandı. Bu işler sürerken 5-6 ay geçti ve İskender, şehrin üzerine yürüyerek kısa sürede aldı.”

İskender daha da güneye ilerleyerek Gazze’ye vardı. Burada da direnişle karşılaştı. Bu direnişi de iki ay gibi bir sürede kırdıktan sonra, Kasım 332’de Mısır’a girdi ve burada, Perslerin baskısından bıkan, dolayısıyla da onu kurtarıcı olarak gören halkın sevinç gösterileriyle karşılandı. Bir kış boyunca Mısır’da yönetim düzenlemesi yaptı, İskenderiye şehrini kurdurdu. Mısırlı yöneticiler atadı ama orduyu Makedonyalıların komutasına verdi.
Asya’nın hâkimi olmak için yanıp tutuşması, onu daha da doğuya yöneltti. Kısa sürede önce Hazar kıyılarına, sonra da Afganistan’ın içlerine ulaştı. Bu duruma gelinceye kadar geçen süreçte, oluşturduğu yeni sistem, eski komutanlarını rahatsız ediyordu. İskender ele geçirdiği topraklardan yeni askerler topladı ve yepyeni bir ordu kurdu. Bu yeni orduyla Hindistan’a doğru ilerlemeye başladı. Hint hükümdarları, İskender’in karşısına filleriyle çıkınca oradaki hilesi ve başarıya giden yolu yine çekilip beklemek, beklerken de zamanı iyi değerlendirmek üzerine oldu.
İskender’in askerinin atları, fillerden ürküp kaçıyordu. Israr edip ilerlemeyi seçmedi. Geri dönüp mühendislerine demirden fil heykelleri yaptırdı ve ordunun içine saldı. Atlar bir müddet sonra fil heykellerine alıştılar. Bu demirden fillerin içine neft-petrolden imal edilmiş maddeler doldurarak yola koyuldu. Hintlilerle savaşa başladıklarında İskender’in yapma fillerinin yanında kendi askerleri bulunuyordu. Bir müddet sonra içindeki petrolü ateşleyerek, askerleri oradan uzaklaştırdılar. Bu defa Hint hükümdarının gerçek filleri onun yanına geldiler. Yapma fillerin etrafını saran gerçek filler, heykellere hortumlarını dokundurdukça yanmaya başladılar ve gerisin geriye Hindistan’a doğru kaçtılar. Böylece İskender’in yapma filleri, gerçek fillere karşı zafer kazandılar.
M.Ö. 323 yılında, henüz 33 yaşındayken öldü. Ölümünün sorumlusu olarak “akçöpleme” denilen bir bitki görülür. İskender’in hastalandıktan sonra bu bitkiyi ilaç olarak kullanmaya başladığı, bir an önce iyileşmek için de dozu fazla kaçırdığı ve bunun da ölümüne sebep olduğu söylenir. Sürekli beklemeyi bilmesiyle bilinen hükümdar, kendi sağlığı için beklemeyi bilemediğinden öldü.

12 yıllık iktidarında imparatorluk topraklarını Yunanistan’dan Hindistan’a kadar genişletti. Ölümünden sonra 200 yıl kadar varlığını sürdüren Makedonya Krallığı, Roma’nın karşısında geriledi ve M.Ö. 149’da Roma’nın bir eyaleti haline geldi. Ölmesine yakın, kendisine sorulan “Bu kadar büyük bir imparatorluğu kime bırakıyorsun?” sorusuna, “En güçlünüze.” diye cevap verdiği söylenir.

Aristo’ya düşmanlarına muameleyi sorduğu bir mektubu

İskender en uzun savaşlarını İran ile yapar. İran’ı ele geçirince ülkesindeki hocası Aristo’ya bir mektup yazar. “Farslılar arasında ileri görüşlü, kararlı, kahraman, görkemli ve soylu kimseler var. Onlara devletten paylar ayırarak elimde tutuyorum. Fakat şimdi kendi başlarına bırakıp sefere çıkmak beni korkutuyor. Onları ortadan kaldırıp yok etmeyi düşünüyorum.” Gelen cevap ise hiç beklemediği şekildedir.
“Senin Farslı adamlar hakkında ne demek istediğini anladım. Onları öldürme konusuna gelince bu, akıbetinden korkulan ve emin olunmayan bir bozgunculuk ve azgınlık sayılır. Eğer onları öldürecek olursan, ülke halkı onların yerine başkalarını karşına çıkarır ve savaş dışında öldürdüğün için bütün Farslılar, hem sana hem de senden sonrakilere düşman olur. Onları askerleri arasından sürüp çıkarman ise hem senin hem de askerlerin açısından tehlikeli olur. Şimdi sana onları öldürmekten daha tesirli bir yol söyleyeyim.

“Önce, hükümdar çocuklarını ve hükümdarlığa layık olanları çağır. Onları çeşitli bölgelerin başına idareci tayin et. Ayrıca onların her birini müstakil hükümdar yaparsın. Böylece onların birliğini bozmuş olursun. Neticede onlar birbirlerine düşerler ve kendi varlıklarını senin eserin kabul edeceklerinden seni sevmek ve sana itaat etmek zorunda kalırlar.”

Gerçekten de İskender, bölgeden çıktından sonra İran ve civarı uzun yıllar dağılırlar ve bu dağınık yaşama dönemine tarihte “Tevaif-i Mülük” (bölge hükümdarları) dönemini denilir. İskender’in yönetim anlayışında her duruma en münasip çare arama vardır. Çare, dünyanın diğer tarafından gelecek ve buna ulaşmak aylar yıllar alacak olsa bile bekler, sabrederdi.

İskender’in 5 Maddede Bekleme Sanatı
1. Onun bekleme sanatı, sabır ve tevekkül tavsiye eder. Batının akılcılığı ve doğunun ruhaniyetli hocaları vasıtasıyla, ona beklemenin altın kurallarını öğretmiştir.
2. Bekleme sanatını kullanırken şuurludur, sonundan emin olarak hazırlık yapar. Fillerde olduğu gibi hazırlık zamanını israf etmez, beklemeyi zaman israfı olarak da görmez.
3. Onun eğitiminde beklemek vardır ancak etrafındaki insanlar da bunu iyi bilirler. Aristo misalinde olduğu gibi o telaşlanıp hata yaptığında beklemeyi öğretecek birileri vardır.
4. Beklemek tabii bir kanundur. İskender bunu iyi bilir. Toprağa ekilen tohumun gelişme süresi vardır. Alınmaz bir kalenin de bir aşılabilme süresi vardır. Fitne de olsa tohumunu eker ve bekler.
5. O, dünyaya hâkim olan hükümdar olarak değil “Hâkim olmayı bekleyebilen” bir hükümdar olarak bilinir. Bu konuda tek hatası, hastalığında beklemeyi öğütleyecek doktorunun olmaması olmuştur. Bu da onun sonu olur.

BU SAYIYI SATIN AL E-DERGİYİ SATIN AL
(Toplam 80 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.