Gelenekten GeleceğeKültür Sanat

Manevi İmar

Fotoğrafik Hafızamız

Kastamonu’da, İsmail Bey Külliyesi’nde 500 yıllık cami vardır. Bânisi İsmail Bey, Müslüman-Türk tarihinde önemli bir yere sahiptir. Fatih Sultan Mehmed’in annesi Hatice Halime Hüma Hatun, Kastamonu Hükümdarı İbrahim Bey’in kızı, Kemaleddin İsmail Bey’in kardeşidir. Fatih Sultan Mehmed’in öz dayısıdır. İstanbul’un fethi için giden orduda Bizans’a gönderilen elçi heyetinin başkanlığını yapar. Candaroğulları’nın son emiridir.

Külliyede; cami, imaret, medrese, han ve sıbyan mektebi bulunur. İsmail Bey bu külliyeye, kendisi için bir de türbe yaptırır. Ancak Fatih Sultan Mehmed Han, onu Balkanlar’ın maddî ve manevî imarı için Filibe’ye göndermesi sebebiyle, kendi yaptırdığı türbeye defnedilemez. Ancak, eserleri bugünlere kadar gelir.

Külliyenin içindeki cami, son yıllarda restore edildi, maddeten imar edildi. Ancak dikkat çeken bir eksiklik kendini gösterdi. Camilerde mihrabın üst ön kısmında, sıra ile Lafzatullah, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) ismi şerîfi ve sırasıyla dört halifenin ismi, ardından Efendimiz’in torunlarının isimleri, hüsnü hat ile tezyin edilirdi.

Bugün, o 500 yıllık camiye gittiğinizde, dört halifeden sadece Hazreti Ali’ye (kerremallâhü veche) nisbeten, başında hazret kelimesi olmadan “Ya Ali” yazılmış olduğunu görürsünüz. Aynı hadise, 1940 yılında Ayasofya Camii’nde yaşanmıştı. Yukarıda bahsedilen usuldeki tablolar çıkarılmak istenmişti de sırf büyüklüğünden dolayı orada bırakılma mecburiyeti hasıl olmuştu.

Peki, Fatih Sultan Mehmed’in evlatları, nasıl üç kıtayı saran manevî imara imza atmışlardı? Mihrap tarafındaki kubbenin ön tarafında rızâ-i İlâhî için Lafzatullah, onun yanında Peygamber Efendimiz’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) ismi şerîfi yazılırdı.

Bunların yanında bağlılığı ve rabıtasıyla, imânda tasdikin zirvesi Hazreti Ebubekir’i, adalette Hazreti Ömer’i, edep ve hayada Hazreti Osman’ı, şecaat ve yiğitlikte Hazreti Ali’yi (radiyallâhü anhümâ) rehber almışlardı. Ve ehl-i beyte tazim ederek manevî imarı gerçekleştirmişlerdi. İlk önce kalplerine, sonra eserlerine, bu sıralamayı nakşetmişlerdi. Çünkü dinde nifak çıkaranların kalbinde, dört halifenin muhabbeti hasıl olmazdı.

Bir eser yaparken ve yazarken maddî imar, manevî imar ile tamamlanmazsa yapılan eser, “tarihî eser” hükmünde kalır. Onun için manevî imar, her şeyin önündedir.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı