AraştırmaGıda AnalizKolay Hayat

Market Kullanma Kılavuzu

SÜZGEÇ

Firmadan, halkın sağlığı için sürekli kaliteli içerik üretme hassasiyeti beklenir ancak binlerce gıda firması içinde bunlar nadirattandır.

İnsan, her zaman ikaz şırıngasına muhtaçtır. Diğer taraftan kaliteli içerik, ürünün fiyatını artıracaktır. Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkelerde halkın alım gücü eşit olmadığı için, ürünlerin fiyatı da aynı olmayacaktır.  Fiyat aynı olmayınca kalitenin aynı olmasını beklemek, çoğu zaman mümkün değildir.

Osmanlı sultanları, doğdukları andan itibaren bir sultan olmak üzere yetiştirilirlerdi. Çünkü gelecekte on binlerce insana hükümdarlık edeceklerdi ve buna hazır olmalıydılar. İnsanı yönetmenin yolu, onu tanımaktan geçer. Tanıyabilmenin tek yolu da ilimdir. Bu yüzden şehzadeler, sultan olma yolunda hazırlanırken batınî ve zahirî ilimleri öğrenirlerdi. İnsanı tanımak, onun nefis taşıyan bir varlık olduğunu idrak edebilmek, toplum nizamını korurken gerekli tedbirleri almalarını sağlardı. Gerçek yönetici, devletin başına musibet gelmeden öngörebilen ve önlemini alabilendir. Osmanlı yönetiminde bunun yüzlerce örneği vardır. Bunlardan bir tanesi Sultan İkinci Bayezid döneminde başlayan ihtisab kanunudur.

Kanunnâme-i İhtisab-ı Bursa’yla genel manada ticarete nizam veriliyordu. Ticareti yapılan her ürünün standardizasyonu yapılmıştı. Böylece satıcılar ve müşteriler arasında devlet eliyle oluşturulmuş bir güven mevcuttu. Her ürünün hangi özelliklerde olacağı, özelliklerine göre maliyetinin ne olduğu, en az ve en fazla ne kadar kârla satılabileceği belliydi. Satıcılar arasında kontrolsüz rekabet oluşamıyor, kimse işe hile karıştırarak halkı mağdur edemiyordu. Bu uygulamanın ne kadar önemli olduğunu, toplum nizamını nasıl sağladığını, bugün böyle bir uygulamanın olmayışında çok iyi anlıyoruz.

Günümüzde pazarlama camiası, değneksiz gezilen koca bir köydür. Bazı pazarlamacılar -mübalağasız ifadeyle- “Müşteriye fark ettirmeden onu nasıl daha çok mağdur edebiliriz.” mantığıyla çalışırlar. Alacağınız ürün her ne olursa olsun piyasanın ne kadar bozuk olduğunu fark etmişsinizdir. “Kaliteli olan pahalıdır.” genel geçer kuralı o kadar suiistimal edilmiştir ki kalite algısı oluşturmak için niteliksiz ürünler bile afaki fiyatlara satılır olmuştur. Kalitesizlerin dahi fiyatı abartılınca, gerçekten kaliteli ürünler, toplumun büyük bir kesimi için erişilemez hale gelmiştir. Bu kalite deformasyonu, ticaretin her alanında mevcuttur. Ancak konu gıda olunca, “kalite” kavramı her şeyden daha fazla anlam kazanır. Çünkü risk altında olan bizzat insanın kendisi, sağlığı, maneviyatı ve hayatıdır.

Marketlerde yeni nesil gıda hileleri

Günümüzün teknolojik gıdaları gıda demeye bin şahit istiyor. Gelin görün ki bu zamanda bin tane yalancı şahit bulmak hiç zor değil. Bunu bilen firmalar, gıda olmayan ürünlerini gıda gibi göstermekte hiç zorlanmıyorlar. Denetim(!) mekanizmalarını kolaylıkla geçerek müşteriye ulaşabiliyorlar. Sonuçta insanlar, market rafına gelebilmiş bir ürünün, bütün sınavları başarıyla geçtiğini düşünerek rahatlıkla satın alıyor. Üstelik helallik adına hiçbir sınır tanınmadan üretilen bu ürünler, sadece sağlığı değil maneviyatı da bozuyor. İnsanlar kendilerini maddeten ve manen hasta edecek ürünleri, üstüne para vererek satın alırken, patronlar koltuğunda rahatmış gibi görünüyor. Ancak hesaba katmadıkları bir şey var. Nerede insana, Hakk’a ve İslamiyet’e yapılmış bir hadsizlik varsa, oraya haddini bildirecek birileri çıkar. Bilinçli müşteri, hileli sistem için en büyük tehdittir. Tıpkı şu anda bu şuurla bu yazıyı okuyan okur gibi.

Kemerinizi bağlayın, yazının buradan sonrası epey fırtınalı olacak.

Akıllara zarar limonsuz limonata

Frensiz araba olur mu, kanatsız uçak, kapısız ev? Peki, limonsuz limonata, sütsüz peynir, meyvesiz reçel? Frensiz arabaya binmezsiniz. Limonsuz limonata içer misiniz? Muhtemelen içmezsiniz; fakat içirdiler. Siz limonatanın tadını çıkarmaya çalışırken onlar, ağzınızın tadını bozmaya çalıştılar, uğraştılar. Artık limon olmadan limonata üretebiliyorlar ve onu ellerini kollarını sallaya sallaya satabiliyorlar. Eğer etiket okuma alışkanlığınız yoksa siz de farkında olmadan limonsuz bir limonatayı paranızla satın alıp içebilirsiniz. Üstelik içiniz son derece rahat olur. Çünkü siz zararlı gazlı içecekler yerine limonatayı tercih ederek sağlık tarafında durmaya çalışıyorsunuz. Sağlıklı beslendiğinizi düşünüyorsunuz. Üstelik bu limonata, yerli ve saygın bir markaya aittir. O markadan kalitesiz bir ürün beklemezsiniz. Dahası, bu limonatayı, en çok şubesi bulunan bir marketten almışsınızdır. Bu kadar göz önünde olan bir marketin ve böylesi büyük gıda firmasının, limonsuz limonata satacak kadar bilinçsiz davranmasına ihtimal vermezsiniz. Ancak her şey tam olarak anlattığımız gibidir.

Türkiye’nin büyük ve yerli gıda firmalarından biri, her zaman ürettiği ve litrelik boylarda sattığı limonatalarının bardak versiyonunu çıkardı. Bu ürünü, her zaman sattığı limonatalarıyla tamamen aynıymış gibi, sadece kapalı bardaklarda satılan şekliymiş gibi ambalajladı. Ne var ki birileri, bardağın üzerine büyüteç tutup içindekiler kısmını okudu. Okumasa iyiydi ama okudu işte. Hâlbuki o kadar da küçük yazmışlardıki. Müşteri, limonatanın içinde hiç limon olmadığını gördü. İçinde 9 çeşit bileşen var fakat hiçbiri limon değil. Hadise duyulup şikâyetler yağmaya başlayınca, firma gerçeği açıklamak zorunda kaldı. Bardak limonataların, her zaman ürettiği litrelik limonatalarla aynı olmadığını, ucuz şekli olarak, yalnızca malum marketler zincirine satılmak üzere 2 ay boyunca üretildiğini açıkladı. Yani halkın güvenini kazanmış iki büyük şirket, halkın sağlığını hiçe sayarak kazançlı bir anlaşmaya imza atmışlardı.

(Oltaya) gel vatandaş!

Aslında limonata, böylesi hilelerin tek misali değil. Bugün ülkemizin tamamını kaplayan ucuz marketlerde kalitesiz ürünler çok fazla bulunuyor. Pahalılığın tam manasıyla kalite göstergesi olmadığını biliyoruz. Ancak konu ambalajlı gıda ise kalitesizliğin en bariz göstergesi, ucuzluk olabilir. Gerçekten meyve kullanılan bir meyve suyu, doğala özdeş meyve aroması bulunan bir meyve suyuyla aynı fiyata satılamaz. 8-10 kg sütten 1 kg peynir elde edilebildiğini varsayarsak, kilosu 20 lira olan bir peynirin kaliteli olduğunu düşünmek, ciddi bir yanılgıdır. Bu tarz kalite farklarını yakalamak çok zor olmayabilir. Ancak ya aynı markanın aynı ürünü farklı fiyatlara satılıyorsa? O zaman aradaki fark, gerçek bir indirim olduğu anlamına gelebilir mi?

Elimizde doğal ürünler pazarından, olması gereken fiyatlara satın alınmış bir kuşburnu marmelatı var. Aynı marmelatı, yani aynı markanın aynı ambalajlı aynı ürününü, mahallemizdeki ucuz marketlerden birinde görüyoruz. Hem de çok daha ucuz bir fiyata. Ürünü bildiğimiz için, aradaki fiyat farkı bize, marketin gerçekten uygunluk sağladığını düşündürüyor. Ancak kavanozun arkasını çevirip baktığımızda, şaşırtıcı bir gerçekle karşılaşıyoruz. Bizim doğal pazardan aldığımız marmelatın kuşburnu oranı %65 iken, markette ucuza satılan marmelatın üzerinde, kuşburnu oranının %55 olduğu yazıyor. Üründe, ambalajın arka tarafında küçücük puntoyla yazılmış bu oran farkı dışında hiçbir fark yok. Müşteri bunu büyük ihtimalle anlamayacağından, bildiği ürünü bu markette daha ucuza bulduğunu zannedecek. Hâlbuki o, firmanın -tıpkı limonata gibi- ucuz market için ürettiği düşük kalite ürün. Bunun misalleri çoğaltılabilir. Anlatmak istediğimiz, bildiğiniz bir ürünü bariz bir fiyat farkıyla daha ucuza gördüyseniz, bu her zaman sizi kâra geçirecek bir alışveriş olmayabilir. Ucuz olan, aynı ürünün düşük kaliteli üretimi olabilir. Bunu da ancak etiket okuma alışkanlığı kazanarak fark edebilirsiniz.

Buna çok güzel bir misal verelim. Yakın zamanda bir arkadaşımız, tahin helvası almak için civardaki marketleri dolaşıp farklı marka helvaların hepsini kontrol etmiş. Bütün helvalarda yağ asitlerinin mono ve digliseritleri adlı helalliği şüpheli katkı maddesinin bulunduğunu, yalnızca bir markada bulunmadığını görmüş. Haliyle o helvayı satın almış. Bunu bize söylediğinde, katkı maddesi bulunmadığını söylediği markanın böyle bir hassasiyete sahip olmadığını bildiğimiz için, helvanın güvenilirliğine pek ikna olamadık. Kendisine de temkini elden bırakmamasını tavsiye ettik. Kısa bir zaman sonra aynı arkadaşımız, tıpkı söylediğimiz gibi malum markanın helvalarında da artık mono ve digliserit bulunduğunu söyledi. Bu hadisede dikkatimizi çekmesi gereken iki önemli nokta var. Birincisi bir markanın, aynı ürünün farklı parti üretimlerinde ürünün içeriğini değiştirebilmesi veya daha önce belirtmediği maddeleri sonraki üretimlerde ambalajda belirtebilmesidir. Diğer önemli nokta, helvayı satın alan arkadaşımızın, doğru ürünü bulduğu düşüncesiyle daha sonraki alışverişlerinde onu gözü kapalı satın almaması, her seferinde içeriğini kontrol ederek temkini elden bırakmamış olmasıdır. İşte böylesi bir bilinçlilik müşteriyi birçok tehlikeden korur.

Adamına göre muamele: Küresel firmalar

Pazarlama camiasında uygulanan birçok strateji muhakkak daha önce denenmiş, kazançlı olduğu fark edilmiş ve sonuç olarak modellenmiştir. Riske girmeden para kazanmak isteyenler, bu hazır modelleri kullanırlar. Ucuz marketlere düşük kaliteli ürünler vererek daha çok kazanmayı amaçlayan ulusal gıda firmaları, bu taktiği bir yerden görmüş olmalıydılar. Onlar da elbette büyüklerini, yani küresel gıda firmalarını örnek aldılar. Bildiğiniz üzere bazı firmalar sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok ülkesinde satış yapıyor. Bu büyük firmaların, marketlerde gördüğünüz ürünlerini bir Avrupa ülkesinin marketlerinde de görebiliyorsunuz. Ürünler bazen tıpatıp aynı iken bazen ambalajı bazen de ismi farklı olabiliyor. Ambalaj ya da isim farklılığı önem arz etmiyor. Asıl, ürünlerin içerik farkı dikkatimizi celp ediyor.

Çok ünlü bir dondurma firmasının Türkiye’de satılan ürünlerinden birinin süt oranı %1 iken, aynı firmanın aynı ürününün İngiltere’de satılanında süt oranı %13’e çıkıyor. Yine aynı dondurmanın Türkiye’ye satılanında meyve püresi %0,4 iken, İngiltere’dekinde %11.

Başka büyük bir firmanın çocuklara yönelik kahvaltılık gevreklerinin İngiltere versiyonunda D vitamini bulunurken, aynı ürünün Türkiye’dekinde bu vitamin aransa dahi bulunmuyor.

Türkiye’de bir ürünün içindeki trans yağ oranı %1’i geçmediğinde yasal olarak ambalaja “trans yağ içermez” yazılabiliyor. Aynı kural ABD’de de geçerli.  Ünlü bir cips firmasının Türkiye ve ABD ürünlerinin her ikisinde de “trans yağ içermez” yazıyor. Ancak paketin arkası çevrildiğinde Türkiye’deki cipslerinde 0,17 gram trans yağ bulunurken, ABD’de trans yağ hiç bulunmuyor.

Ünlü bir sürülebilir çikolata üreticisinin Türkiye için ürettiği ürünlerde 0,1 gramdan az trans yağ bulunurken, ABD ve Batı Avrupa ürünlerinde trans yağ oranı 0 (sıfır) olarak görünüyor.

Misallerin hepsi yazılsa inanın ki liste uzar gider. Netice itibariyle, güvenilir zannedilen büyük firmalar, ön yüzü ne kadar güzel gösterseler de asıl niyetleri, ambalajın arka tarafında yazıyor. Ülkelere göre içerik değiştirmek, insanlar arasında bariz bir sınıflandırma yapıldığını gösteriyor. Bunda en önemli etken şüphesiz ülkelerin gıda kodeksi kurallarıdır. Bugün Avrupa ülkelerinde ülkeye girişi dahi yasaklanmış birçok katkı maddesi, Türkiye’de -bir yasaklama olmadığından- rahatlıkla kullanılabiliyor. Firmalar, bu haklarını sonuna kadar kullanıyorlar. İnsanın yaptığı hukuka uygun olanı, Hakk’ın hukukuna da uygundur zannediyorlar.

Diğer taraftan, kaliteli içerik ürünün fiyatını da artıracaktır. Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkelerde halkın alım gücü eşit olmadığından, ürünlerin fiyatı aynı olmayabilir.  Fiyat aynı olmayınca, kalite de aynı olmayacaktır.

5’i 5 liradan 4 yumurta 5 lira

Son olarak, market alışverişlerinde dikkat edilmesi gereken bir husustan daha bahsedelim. Eğer bir ürünün fiyatında artış olduysa ona zam yapıldığını anlarsınız. Peki ya fiyat artırmadan zam yapılıyorsa? Sizi çok yormadan hemen açıklayalım. Gıda firmaları, son günlerde yaptıkları zamların göze batmasından sıkıldılar ve bir çözüm buldular. Çözüm; ürünün fiyatını artırmak yerine, fiyatı sabit tutup gramajı azaltmaktı. Fark etmemiş olsanız da birçok firma böylesi gizli zamlar yaptı. Buna misal bulabilmek için marketlerde küçük bir gezinti yaptık. Ürünlerin fiyat ve gramajlarını kontrol ederken şuna rastladık: Ünlü bir firmanın çubuk krakerleri rafta arka arkaya dizili duruyordu. Öndeki paketin üzerinde 74 gram yazarken, ikinci sıradaki paketi aldığımızda 64 gr olduğunu gördük. Müşteri, öndeki paketi ve altında yazan fiyatı görecek, birkaç paketi birden alıp sepete atarken aslında arkadaki paketlere zamlı ödeme yaptığını fark etmeyecekti. Ama biz onlardan daha akıllı davranacağız.

Kısaca:

  •  Alışveriş yaparken ürün içeriklerini her zaman okuyun.
  •  Ürünü bilseniz de içeriğine her seferinde göz atmayı ihmal etmeyin.
  •  Ürünlerin fiyatlarını gramajlarına göre değerlendirin.
  •  Her zaman satın aldığınız ürünün miktar-fiyat durumuna dikkat edin.
  •  Ucuzluğun her zaman indirimden kaynaklanmadığını, bunun bazen kalitesizliğin işareti olabileceğini unutmayın.
  •  Tavsiyemizdir, karnınız çok açken, marketlere mecbur kalmadıkça yaklaşmayın.

 

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı