MECELLE’YE ADALETLİ DAVRANMAK

0

“Avrupa milletleri, hukuk konusunda tarihlerinden kopmamışlar ve tarihlerine adaletsiz davranmamışlardır. Mecelle ise bir kenara bırakılmış, bununla da kalınmamış Mecelle’ye haksızlık yapılmıştır.”

İki sene evvel Beyazıt sahaflarından bir dükkânda Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye isimli eseri incelemekteydim. Öncesinde temel maddelerini okuduğum bu eserin eski basımlarını incelerken, bu sırada dükkâna farklı müşteriler girip çıkıyordu. Bu müşterilerden biri dükkân sahibi ile uzunca sohbet ettikten sonra bana seslendi. Kendisine yöneldiğimde bana elimdeki eseri sordu. Okuduğum eserin Ahmet Cevdet Paşa’nın Mecelle isimli eseri olduğunu öğrenince, bilgileri kaynaklardan daha sonra derlediğim şöyle bir mükâleme geçti:

“Elinizdeki eseri inceleme sebebiniz nedir?”
“Doğru bir kaynaktan adalet sistemi hakkında bilgilenmek.”
“136 sene evvel yazılmış ve dinin tahakkümü altında hazırlanmış bir anayasanın doğruluğunu savunmanız tuhaf.”

Bunu duyunca zaten bir saattir kafa yorduğum Mecelle’yi anlattım ona.
“Eskimiş olması ve artık kullanılamaz olduğunu söylerseniz size Avrupa’yı örnek vermek isterim. Avrupa milletlerinin günümüzde kullandıkları hukuk sistemlerinin temelinde Roma hukuku vardır. Roma hukukunun cihanşümul ve müstakil bir mahiyete haiz olduğu düşünülmektedir.  Avrupa devletleri geçiş dönemlerinde bile tamamen ret yolunu seçmemiş aksine temel konuları bozmadan eklemeler yapmıştır. Özel bir örnek vermek gerekirse; İsviçre Medeni Kanunu, 19. yüzyıl sonunda hukukçu Eugen Huber’in derlediği özel hukuk kuralları bütünü olarak tanımlanmaktadır. Burada derleme kelimesi önem arz etmektedir. Çünkü, eskiyi tamamen yıkıp yerine yeniyi ikame etmemiştir. Huber İsviçre Medeni Kanununu Roma ve Prusya hukukuna dayandırmakla beraber Alman ve Fransız Medeni Hukuklarından da faydalanmıştır. Diğer taraftan kendilerine “Roma İmparatoru” dedirten Alman İmparatorları 15. ve 16. asırda Roma hukukunu bir bütün halinde kabul ettiler ve 1 Ocak 1900’de Alman Medenî Kanunu kabul edilinceye kadar Roma Hukuku yürürlükte kaldı. Sonrasında da zaten Roma Hukukundan faydalandılar. Hatta Yunanistan’da 1940 yılına kadar Roma Hukuku kullanılmıştır. Yani Avrupa milletleri, hukuk konusunda tarihlerinden kopmamışlar ve tarihlerine adaletsiz davranmamışlardır. Mecelle ise bir kenara bırakılmış, bununla da kalınmamış Mecelle ve tahtında İslam hukukuna haksız muameleler yapılmıştır.

“Bu konuda size hak versem bile İslam şeriatına dayanıyor olmasına ne diyebileceksiniz, merak ediyorum. Çünkü din, değişikliği kabul etmiyor.”

“Bu fikirde yalnız değilsiniz. Mahmut Esat Bozkurt da sizinle aynı düşüncede: ‘Mecelle’nin kaidesi ve ana hatları, dindir.’ ‘… dinler, lâyetegayyer (değişmez) hükümler ifade ederler. Hayat yürür; ihtiyacat (ihtiyaçlar) sür’atle değişir, din kanunları, mutlaka ilerleyen hayatın huzurunda şekilden ve ölü kelimelerden fazla bir kıymet, bir mâna ifade etmezler. Değişmemek, dinler için bir zarurettir.’ diyor kendisi. Burada mecelle sizin tezinize cevap veriyor zaten: ‘Ezmânın tegayyürü ile ahkâmın tegayyürü inkâr olunamaz.’ yani hükümler zamanın icabınca değişiklik gösterebilir.

“Lakin bu değişiklikler din çerçevesinin dışına çıkamaz.”

“Doğru söylüyorsunuz. Bir hükmün dine ve şeriata dayanması sebebiyle yanlış olmasının dayanağı nedir? Gerçek bir din düşmanlığı mı yoksa hakikatin ağırlığını taşıyamamak mıdır? Mecelle ve onun tahtında şeriat kurallarının yanlışlığı düşüncesi güce ve idarecilerin tatminlerine göre değişiklik göstermiyor olmasından mı ileri geliyor? Nefsinin esiri olmuş insanların elinde oyuncak olmayan ve buna fırsat tanımayan bir anayasa ve hukuk sistemi sizi niçin rahatsız ediyor?

Konuşmamızın devamında Mecelle’nin güncel meselelere cevap verip vermemesi konusu detaylandı.

Yapılan bu haksızlığın ne kadar yersiz olduğunu birkaç örnekle açıklamak zor olmadı. Öncesinde yapmış olduğum araştırma ile güncel olaylara cevap veremez denilen Mecelle, geçerliliğini pekâlâ koruyordu. İşte birkaç misal:

“Bütün medeni kanunlarda yer alan ve aksi iddia edilemeyen ‘Masumiyet Karinesi’nin aynısını Mecelle’de açıkça görmek mümkün. Mecellede bu konu ‘Beraet-i zimmet asıldır.’ maddesiyle yer buluyor. Dünya toplumlarının en büyük sıkıntılarından olan uyuşturucu ve bağımlılık yapan maddelere karşı devletin, ferdin sağlığını korumak zorunda olduğu maddesi, Mecelle’de ‘Alınması memnu’ olan şeyin verilmesi dahi memnu’ olur.” hükmüyle oldukça medeni bir şekilde ifade ediliyor.

Günümüzde herhangi bir suçu işleyen kadar suçu azmettirenlerin de sorumlu olduklarını ‘İşlenmesi memnu’ olan şeyin istenmesi dahi memnu’ olur.’ maddesiyle Mecelle 136 yıl öncesinden böyle kayıtlamış.

Halen dünyada ve ülkemizde tartışma konusu olan, mahkemelerde anadilde savunma meselesine Mecelle’nin açık ve gayet insani tavrının ise, ‘Tercüman kavli her hususta kabul olunur.’ şeklinde görülmektedir.

Günümüz adalet sistemi içerisinde kararın iptali ve yanlışlığı durumunda itiraz edilecek bir merci olan Yargıtay’ın görevi; ‘Hatası zahir olan zanna itibar yoktur.’ maddesiyle Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye’de açıklanıyor.

Mecelle’nin üretici ve tüketici arasındaki garanti anlaşmasına gerek bırakmadığını ‘Zarar izale olunur.’ maddesinde görebiliyoruz.

Yukarıda bir kısım örnekte de görüldüğü üzere Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye adlı eser güncel konulara da gayet kolay bir şekilde açıklık getirmekte; hükümleri, geçerli kanunlardan daha anlaşılır görünmektedir. Dolayısıyla daha kesin, daha net ve daha çabuk sonuç vermektedir.

Bütün bu bilgiler ışığında tarihi kanunlarımıza ve düşünce sistemimize ne kadar adaletsiz davrandığımız ortaya çıkmaktadır. Asıl mesele ise bu adaletsizliği nasıl ortadan kaldırabileceğimiz hususunda kafa yormaktır.

(Toplam 425 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.