Hikaye ve Günlükler

Merak Edilen İkinci Soru

Hayatıma dönüp baktığımda görüyorum ki birçok şeyi başardım. Yalnız bir şey var ki ne yapsam olmuyor. Kısa cevap veremiyorum. İlla ki anlatacağım en ince ayrıntısına kadar. Yanlış anlaşılmaktan korktuğumdan mıdır yoksa anlaşılma ihtiyacından mıdır bilinmez, bir kelimeyle kendimi ifade edemem. Altı kelimeyle de hikaye yazamam. Röportaj için geldiler, bakalım ne yapacağız?” Başladım ilk soruyu cevaplamaya.

Çocuklar şirin masallarla büyür, ben hayatın tehlikeli bir yer olduğuna dair korku hikayeleriyle büyüdüm. Herkes bir defa doğar, ben iki defa doğdum.

Bir sineğin bile kendisinden izin alarak girmesini, uçabilmek için uçuş iznini de unutmamasını isteyen bir anneye sahipseniz, kaç yaşınıza gelirseniz gelin izinsiz dışarı çıkamazdınız.

İnsanlar eşyalarını kışlık yazlık diye iki basit sınıfa ayırırken, annem sınıflamayı derecelere göre yapmıştı. Olması gereken buymuş gibi davranır. “Hava 23 dereceyken giyileceklerle, 19 dereceyken giyileceklerin aynı yerde durabileceğini düşünebiliyor musunuz?” diye savunmaya geçerdi. Ne kadar pamuktan ne kadar polyesterden yapıldığı yazılı eşyalara bile bu tasnifi yapan, olasılıkları kaç sınıfa ayırır varın siz düşünün!

Dışarısı hep soğuk, bütün mikroplar beni hasta etme planları yapıyor, her an başıma bir şey gelebilir. Annem kesin izin vermezdi ama; dünyayı kurtarmaya gitsem sakın akşama geç kalma diye tembih ederdi.

Her an bir yerden tehlike geleceği düşüncesiyle büyümek beni de stresli biri yapmıştı. Birinci sınıfta annemin beni okulda unutacağından, ortaokulda iyi bir lise kazanamayacağımdan, lisede istediğim üniversiteye gidememekten, üniversitede okulu uzatmaktan, bitirince işsiz kalmaktan iş bulunca mutlu olamamaktan korktum.

Stresli ve korkak olmanın en kötü yanı, arkanızda sürekli birinin koştuğunu ve kovaladığını düşünmektir. Siz de hep koşarsınız. Bu bir yarış değildir. Ne bitiş çizgisine ulaşırsınız, ne de birini geçersiniz. Ne de biri sizi geçer. Gücünüz kalmayıp nefes nefese çevrenize baktığınızda görürsünüz ki herkes kendi yolunda yürüyor. Kimse aslında sizi kovalamamış. Sorun şu ki koşarken hiçbir şey görememişsiniz.

Sonradan anladım ki hayatı ne olarak görürsek o manaya bürünüyor. Hayattan bu kadar korkan bunu nasıl söyler diyeceksiniz. Dedim ya ben iki defa doğdum. Bunu da ikinci doğduğum gün öğrendim.

Mutlu olamamaktan korktuğum sıralarda şiddetli ağrılarla doktora gittim. Annem haklıydı. Olumsuzluklar yine beni bulmuş, hasta olmuştum. İlgisiz doktor da kesin beni bulurdu. Tahliller yapıldı, haftaya tekrar gelmem söylendi.

Bir hafta sonra doktora gittiğimde karaciğer kanseri olduğumu öğrendim. Doktorun bunu söylediği ilk kişi ben değildim, ama ben kanser olduğumu ilk defa duyuyordum. Anlamak istemedim. “Aman canım sanki ucunda ölüm mü var!” denilerek atlatılan her şeyden korkmuştum. Şimdi ucunda ölüm var, ne hissetmeliyim?

Geçmişim, gözümün önüne geldi. Ellerim çatlar, üzerim kirlenir diye hiç çamur oynamamışım, pirelenirim diye bir kedinin başını okşamamışım. Hayalleri yanaklarından daha kocaman bir afacanla göz göze gelmemişim, hiç masal okumamışım. İşin kötüsü kendime bir faydam dokunmadığı gibi, insanlara da faydalı olamamışım.

Birinden mi duydum yoksa okudum mu bilmiyorum. Bir cümle içimde yankılanıyor. Sanki Allah için de hiçbir şey yapmamışım.

Bu hesaplaşmalarla doktora baktım.

– Fakat bu ağır bir imtihan. Verebilir miyim dersiniz? Peki ya şıklar? Kazanma şansım nedir?

İşte test ile tost arasına sıkıştırılmış drama. Aklımız hep şıklarda. Utanmasam optik form da soracağım. Kodlama hatası yapmaktan korkacağım.

Yanıma oturdu, içimi ısıtan bir ses tonuyla;

Tırtıl, kelebek olmayı bir imtihan olarak görseydi. Emin ol o kozadan çıkamazdı. Kim bilir belki strese bağlı olarak karaciğeri bile işi bırakabilirdi. Biliyor musun bütün hastalıkların kaynağı stres. Önce rahatla, sonra teslimiyet göster. Hem sana bu derdi kim gönderdi, onu hatırla. Bak, sana bir sır vereyim. Hep şöyle de: “Allahım! Ben imtihan ehli değilim beni imtihana tabi tutma. Çok çok ilim tahsil ederek farkında olmadan derecemi artır.”

İşte! İkinci doğumum böyle oldu. Revan Eğitim Yuvaları’nı kurma düşüncesi de o gün içimde filizlendi. İlk işim hatırlamak oldu. Derdi vereni hatırladım, bir daha da unutmadım. O gün anladım ki, virajlar olacak, kazalar, güzel manzaralar… Ulaşmak için bir hedefimiz var ya, ne gelse hoş gelecek bize. Eskiler yola düşelim değil, yola revan olalım demişler. Yani yürüyelim, usulca akalım.

Her şeyin koştuğu zamanın bile bizimle yarıştığı zamanımızda yola revan olmayı öğrenmek en büyük ihtiyaç. Bu amaçla Revan Eğitim Yuvaları’nın kuruluşuna revan oldum. Sorduğumuz ilk soru şu: “Hayata ikinci defa gelsem neleri değiştirmek isterdim?” Bunları belirledikten sonra yürümeyi, yarışmamayı öğretiyoruz. Herkes kendi yolundan gidiyor, yorulmadan çalışıp neticesini havale ediyoruz. İşte böyle!

Röportaj yapan genç, sıkılmış duruyordu. Cümlemi bitirdiğimi görünce ilgili gibi davranmaya çalıştı. Birinci soruyu (Revan Eğitim Yuvaları nasıl kuruldu?) bu kadar uzattığım için ikinciye korkuyor olmalıydı.

“Abartmasana.” dedim içimden, alt tarafı sorunuza ayrıntılı cevap verdim. Hikaye anlatmadım ya. Genç adam doğruldu:

– O zaman ikinci sorumuzu kısaca sorup bitirelim. Sizi de meşgul etmeyelim.

Ah bu yeni nesil! Beklemeye, dinlemeye tahammülleri yok. En azından doğru soruyu sorsa diye beklemeye başladım. Mesela okula nasıl alım yaptığımızı kesin anlatmalıydım. İçimden cümleleri kurdum. Soruyu heyecanla beklemeye başladım.

– Asıl merak edilen konu ise şu:

– Kanseri atlatabildiniz mi?!

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı