Meraklı Bir Madenci Tarihin Peşinde

0

Bir maden işçisinin günün birinde bir şehir tarihçisi olabileceğini tahmin eder miydiniz? “Bartın tarihçisi” olarak bilinen Çetin Asma ile tarih merakının nasıl başladığını ve çalışmalarını konuştuk…

[ İlker Süleyman Doğan ]

Tarihçilikle edebiyatçılık, hukukçuluk veya sosyologluk gibi meslekleri yan yana koyduğumuzda ortaya anlamsız bir şey çıkmaz. Fakat tarihçiliğin yanına “madencilik” mesleğini koyduğumuz zaman, birbiriyle bağdaştıramayız. Peki, aslında tarihçiliğin madencilikten farksız olduğunu söylesek yanlış mı demiş oluruz? Nitekim, ikisi de derinlerden çıkardıkları ham halde işlenmemiş malzeme ile faydalı işler yaparlar. Bugün 60’lı yaşlarını idrak eden Çetin Asma Bey, bunu hem gerçek, hem de mecaz anlamıyla gerçekleştirmiş bir isim. Zira bugün; tarihiyle, coğrafyasıyla, kültürüyle, gelenekleriyle, şivesiyle bütün Bartın, Çetin Bey’in şahsında toplanmış gibidir.

Tahsil hayatınız?

1966’da ilkokuldan mezun olduktan sonra okumadım. Ailem okutmak istedi ama ben istemedim. Matematiği sevmiyordum, o yüzden hep ikmale kalırdım. Dayım çekici ustasıydı; okulu bıraktıktan sonra beni onun yanına verdiler.

Okumayla aranız ne zaman düzeldi?

İlkokuldayken tarihe çok merakım vardı. Coğrafya, tabiat derslerini de severdim. Sonra 1965’te Hayat Tarih Mecmuasını aldım. İlk çıktığı zamanlardı ve o yılların en popüler dergisiydi. (Midhat Sertoğlu, Yılmaz Öztuna, Şevket Rado.) Bunları okurken bende tarih merakı başladı. Hatta askere gideceğim zaman anneme bir liste hazırladım ve dedim ki “Ben askerdeyken bu dergileri, gazeteleri hiç kaçırmadan al.” Döndüğümde dergilerimi yatağıma dizilmiş buldum.

İlkokuldan sonra tarihçi olmak istemediniz mi?

Yok, istemedim. Benim tarihe meraklı olmamda çıraklık yıllarımın da etkisi vardır. Ben çırakken dayımın yanına yaşlı adamlar, “yaşayan tarihler” gelirdi. Eski tekke ve zaviyelerden, eski Bartın hayatından, içtimai ve tarihi hadiselerden bahsederlerdi. Bunlar tarihe olan alakamı artırırdı. O zaman dinlediklerim hâlâ hafızamdadır. İnsan öğrendikçe alakası daha da artıyor ve daha çok öğrenmek istiyor. İlerleyen yıllarda eski Bartın fotoğrafları ve kitaplar toplamaya başladım.

Madene ne zaman girdiniz? Bu, isteyerek yaptığınız bir iş miydi?

Madene askerden sonra girdim. 24 yıl çalıştım. İsteyerek mi girdim? Bu ekmek meselesiydi, geçinme davasıydı.

Tabii kitap toplamaya devam ediyorsunuz.

Tabi ki. Benim bugünlere gelmemde Bartın gazetesinin rolü büyüktür. Bu gazete 1924’ten beri yayınlanıyor. Bütün sayılarını incelemişimdir. Bartın’la alakalı bunlardan bir sürü şey öğrendim. Mesela 1920’lerde Bartın’da Memleket matbaası kuruluyor ve 6-7 kitap ve dergi basıyor; bu kayda değerdir.

Elimdeki kalemle masada duran gazetenin kenarına, ağızdan çıkan deyimleri, sözleri, yerel kelimeleri hemen yazardım. Dikkat çekerim diye önce gazeteye yazar, sonra da not defterime elimdeki kalemle masada duran gazetenin kenarına, ağızdan çıkan deyimleri, sözleri, yerel kelimeleri hemen yazardım. Dikkat çekerim diye önce gazeteye yazar, sonra da not defterime temize çekerdim.

Artık klasik tarihçilikten uzaklaşılıp kenarda kalmış ayrıntıların tarihi araştırılıyor. Bu, yerel tarihçiliği de geliştiriyor.

Evet. Yerel tarihçilik neden önemli? Bir beldenin hafızasıdır yerel tarih. Unutulup gider. Birileri çıkacak ki bunları kaydedip geleceğe aktaracak.

Bartın tarihi denince akla Çetin Asma ve arşivi gelir. Zira Bartın’ın en büyük arşivi onundur. Kapıları, yardım isteyen ‘talebe’lere her zaman açıktır ama kendisi üniversite hocalarından şikâyetçidir. Ah şu intihal meselesi… “Üniversitedeki hocalar hazıra konmayı çok seviyor” diyor Çetin Bey.

Kendiniz gibi çocuklarınızı da tarihçi yapmak istemediniz mi?

Hanımla kitaplar konusunda başta anlaştığımız için bu konuda sorun yaşamadık. iki oğlum da başka işlerde çalışıyor. Merak olmayınca olmaz. İkisinde de okuma aşkı maalesef yok.

Bu durumu fark ettiğinde üzülüp üzülmediğini soruyorum, “Üzülsek de elimizden bir şey gelmiyor ki, iş olacağına varır.” diyor.

Derlediklerinizi kitap haline getirme fikri nereden aklınıza geldi?

Ben küçük notlar tutardım Amasra’da çalışırken. Yerel ağızla, eski âdetlerle alâkalı. Mesela işyerinde; elimdeki kalemle masada duran gazetenin kenarına, ağızdan çıkan deyimleri, sözleri, yerel kelimeleri hemen yazardım. Dikkat çekerim diye önce gazeteye yazar, sonra da not defterime temize çekerdim.

Sonra ilk defa 1997’de Halk gazetesinde yazmaya başladım. Bartın’ın eski binaları, âdetleri, şivesi vs. Bartın hakkında unutulmuş bilgileri ilk defa ben ortaya çıkardım. Şimdi ben gittikten sonra kimse bunlarla uğraşmayacak. Çırak da yetiştirmedim. Zaten meraklısı da yok. Onun için bizde kalmasın diyerek böyle yazma çizmeyle uğraşıyorum. “Bartın Tarihi ve Çeşmeleri”, “Bartın’da Yerel Basın” “Bartın’da Milli Bayramlar”, “Geçmişe Yolculuk” en son da “İbrahim Cemal Aliş” yayınlanmış kitaplarım.

Tezgâhınızda hazır bekleyen işler var mı?

Bartın camilerini çalışıyorum. Sonra Bartın’daki Hz. Ebu’d Derdâ Türbesi, ulusal basında çıkan Bartın haberleri. En önemlisi Bartın’da çıkan kitaplar, gazeteler, dergiler ve Bartın’a dair yayınların toplandığı bir ‘Bartın Kaynakçası’ çıkacak inşallah. Bundan sonra bu işlerle kimse uğraşamaz. Böyle bir koleksiyonu toplamak yıllarımı aldı.

Maşallah Çetin Bey, Allah kaleminize kuvvet versin.

Sağ olun, teşekkür ederim.

Çetin Bey’in 15 bin kitap ve sayısız dergi, gazete ve fotoğraftan oluşan arşivinden hayli şaşırmış olarak ayrılıyorum.

(Toplam 259 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.