Hikaye ve GünlüklerEdebiyat

Muavin

Şehrin ışıklarına rağmen yıldızlar gökyüzünde rahatlıkla seçilebiliyordu. Murat kafasına hortum takılmış fırçayı otobüsün devasa ön camına sürterken üstüne su sıçratmamaya özen gösteriyordu. Suyun ulaşmadığı, fırçanın dokunmadığı yer kalmayınca elindeki sapın ucunu çek pas ile değiştirdi. Çek pası camın en yüksek noktasından sileceklere kadar çekiyor, sudan arınan kısmın parlaklığıyla mutlu oluyordu. Camın parlaması, yol arkadaşlığı ettiği patronundan yani şoförden alacağı bahşiş demekti.

Camın son ıslak kısmının suyunu çektiğinde yazıhanenin kapısında bir taksi durdu. Şoför bagajdan iki bavul çıkardı, arka kapıyı açıp inen teyzeye yardımcı oldu. Murat, hemen çek pası bıraktı, teyzenin yanına koştu. “yardım edeyim teyzecim, nereye gideceksin?” Teyze mendiliyle alnındaki terleri siliyordu. “Antalya otobüsüne bineceğim” dedi. “Kaç dakikası var?” Murat iki bavulu kapmış teyzenin önüne düşmüştü bile. “Bizim otobüse bineceksin teyzecim. Beş dakikaya kalkarız. Kaç numara?” Yaşlı kadın, bavulların bagaja girişine refakat ederken fısıldadı: “On yedi.”

Otobüsün hareketiyle birlikte eline yolcu listesini alan Murat, hangi yolcunun nerede ineceğini, indikten sonra servis isteyip istemediğini sormaya başladı. İşinin en çok sevdiği kısmı da burasıydı. Murat, liseye başladığı yıl kaybettiği anne babasından sonra kendini hep kalabalıklara atmış, bir zaman sonra yalnızca kalabalıklarda kendini kötü hissetmediğini fark etmiş, kendi kendine yalnızlığının üstünü örtmenin yolunu bulmuştu. Bazen samimi arkadaş grupları kucak açmıştı Murat’a, bazen ona acımaktan başka sadece aralarına girmesine izin veren soğuk akrabaları.

En çok da otobüslerin kendi halinde ve ilgisiz kalabalıklarıyla avunmuştu. Listedekileri teker teker soruştururken yolcuların onunla mecburen de olsa konuşmaları Murat’a yetiyordu. Arada memleketini soran çıksa bile uzun muhabbete girişen olmazdı. On yedi numaraya gelince teyzenin uyuduğunu gördü. İlişmeden on sekize geçti.

Teyze, Murat’ın sesiyle gözlerini açtı: “Sayın yolcularımız, Aşiyan Dinlenme Tesisleri’ne hoş geldiniz. Mola süremiz otuz dakikadır. Otobüste değerli eşyanızı bırakmamanızı tavsiye eder, iyi yolculuklar dileriz.” Saatine baktı, dört buçuğa iki var. Orta kapının merdivenlerinden inmeye çalışırken kendi kendine söyleniyordu: “şu merdivenleri biraz da biz yaşlıları düşünerek yapsalar olmuyor sanki!” Murat herkesten önce inip yıkamacının eline iki lira tutuşturmuştu. Şimdi orta kapının yanındaydı. Teyzenin söylendiğini duyunca hemen atıldı: “Yardımcı olayım teyzecim.” Murat merdivenlerden inerken elinden tuttuğu teyzenin, ıslak mermer üzerinde koluna girmişti. “Lavaboya mı yoksa lokantaya mı?” diye sordu. Teyze “İkisine de değil evladım” dedi. “Beni mescide götürür müsün?” Teyze ile Murat mescide giderken diğer yolcuların kimisi uykulu gözlerle öylece ayakta dikiliyor, kimisi ücretli olduğu için tuvalete gidip gitmemeyi düşüne düşüne marketi dolaşıyor, kimisi de gecenin bu vaktinde ekmek arası bir şeyler atıştırıyordu.

Teyze zorluklar içinde abdestini almıştı. Önce “Nerede izbe bir mekan varsa hep mescit yaparlar zaten, abdest almaya uygun lavabodan zaten vazgeçtim.” diyerek dinlenme tesisine çattı, sonra da “Evladım bu kuytu köşede beni yalnız bırakma, korkarım ben.” diyerek Murat’ı kapıya dikti.

Teyze namazını kılıp çıkınca tekrar koluna giren Murat’a sordu:

“Memleketin neresi evladım?”

“Bozüyüklüyüm teyzecim.”

“Osmanlı torunusun, maşallah. Ne zaman başladın muavinliğe?”

“İki sene oluyor.”

Murat koluna girdiği teyzeyi -biraz da iyilik yaptığını düşünerek- şimdi kendine daha yakın bulmuştu. Otobüste işi yoktu, kaptanın masasına gitmek yerine teyzeyle muhabbeti tercih etmekte bir sakınca görmedi.

“Şimdilerde bize “host” diyorlar ama mesleğin asıl adı sizin de dediğiniz gibi “muavinlik.”

“Sen belki bilmezsin evladım eskiden müdür yardımcılarına da muavin derlerdi, “müdür muavini.” Nasıl seçtin bakalım bu mesleği.”

“Efendim başarısız lise hayatının ardından gittiğim askerlik sonrası, her yere iş başvurusunda bulunuyordum. Bir gece rüyamda kendimi denizin ortasında boğuluyor gördüm. Koskoca deryada benden başka kimsecikler görünmüyordu. Ertesi sabah rahmetli babamın-kendisi rüya tabirlerine çok inanırdı- rüya tabirleri ansiklopedisini açtım. Rüyamın seyahate çıkmaya işaret ettiğini gördüm. Ardından telefonum çaldı ve host olmaya hak kazandığımı hemen gelip işe başlayabileceğimi söylediler. Meğer bana malum olan seyahat, muavinlikmiş.”

“Sizin de işiniz zor evladım. Gecesi gündüzüne karışmış, uykusu uyanıklığı belli değil.”

“Hiç sormayın teyzecim. Yolcular koltuklardan gelip geçiyorlar, merhaba diyen yok, kolay gelsin diyen hiç yok. Varsa yoksa sadece “su!” Valizi yıkılır suçlusu benim, midesi bulanır poşete koşan ben. Şoförün en azından “kaptan” gibi dolu dolu bir ünvanı var. Yolculuk esnasında koltuk arkasında unutulan bir kitap kadar değerimiz yok bizim. Sahibi o kitabını arar, bulur, gidip yazıhaneden alır ama bizi kimse sormaz. Mesleğimin tek tesellisi en rahat koltukta ve önde gidiyor olmak, o kadar, tabi ona da yolcular müsaade ederlerse.”

Teyze, Murat’ın konuşması arasında usulca saatine göz attı, dört elli üç. Muavinin yanında olmanın verdiği güvenle kendini rahatlattı: “Muavini bırakacak halleri yok ya!” Soru sorma sırası Murat’taydı:

“Siz nereden geliyorsunuz böyle?”

“Kızım bankacı. İstanbul’da oturuyor. Bir ay evvel anneanne oldum da ona yardım etmeye gitmiştim, eve dönüyorum.”

“Allah hayırlı ömür versin. Herkesin ineceği yerleri yazarken siz uyuduğunuz için rahatsız etmek istemedim. Nerede inecektiniz?”

“Keçiborlu.”

Mola sona ermişti. Ayağa kalktılar. Murat, otobüse yaklaştıklarında “Dedeciğim sağ mı?” diye sordu. Teyze “evet” dedi. “Hiç durmaz, çalışır. Keçiborlu’nun ilk ve tek Güneş Enerji Sistemi uzmanıdır.” Murat, teyzenin kolundan on yedi numaralı koltuğa gelince çıktı ve ekledi: “Bir buçuk saat sonra Keçiborlu’dayız.”

Saat altı buçuğa geliyordu. Gökyüzüne taze güneş henüz doğarken Murat’ın muavinliğini yaptığı otobüs Keçiborlu’ya giriyordu. Murat, otobüsten inerken yardımcı olduğu teyzenin bavullarını indirdi. İmkânı olsa aralarındaki muhabbetin sıcaklığından bavulları evine kadar götürecekti. Teyzenin “Allah razı olsun, hayırlı yolculuklar, kazasız belasız.” dualarıyla otobüse tekrar bindi. On yedi numaranın yanından teyzeye el salladı. Teyze ellerindeki bavullarla, gittikçe küçülüyor gibiydi.

Murat, Keçiborlu’nun içinden geçen otobüsün en rahat koltuğunda etrafı seyrediyordu.

Geceden beri ağzını açmayan kaptan, “görüyor musun?” dedi. “Çatısında güneş enerjisi sistemi bulunmayan tek ev bile yok! Bu işi, bu ilçede kim yapıyorsa zengin olmuştur kesin.” Bir şey demedi Muavin Murat. Arkalardan bir ses işitti:

“Suuu!”

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu