EğitimKişisel Gelişim

Musa Aleyhisselam, Hızır Aleyhisselam’a Neden Talebe Oldu?

Eğitimin Ardındaki Hikmet Denizi

Musa Aleyhisselam ile Hızır Aleyhisselam arasında geçen kıssa, hoca talebe ünsiyeti açısından derin ibretler barındırır.

Musa Aleyhisselam, kavminin kalbini fethettiği tesirli bir sohbet sırasındadır. O sırada bir adam, “Ey Allah’ın Resûlü, yeryüzünde senden daha âlim bir kimse var mı?” diye sorar. O da “Yoktur” deyiverir. “Bu hususu Allah daha iyi bilir!” diyerek Allah’a havale etmediği için, Allah-ü Teala ona, “Senden daha bilgili vardır.” buyurur. İslam Tarihi kitaplarında anlatılan hadise uzun ve içinde değerli, birçok ibretlik durum barındır. Neticede Musa Aleyhisselam, kendinden daha âlim olan bu zât ile görüşmek ister.

Dileği kabul olur ve Hızır Aleyhisselam’ı aramaya başlar. Onu, elbisesinin bir tarafını ayaklarının altına, bir tarafını da başının altına sermiş, istirahat eder halde bulur.

Musa Aleyhisselam, “Sende bir ilim bulunduğu bana haber verildi. Sana arkadaş olmak istiyorum. Sana öğretilen rüşd-ü hidayetten bana da öğretmen için geldim.” der. Hızır Aleyhisselam, “Ey Musa! Bende bir ilim var ki onu sana öğretmem lâyık değildir. Sende de bir ilim vardır ki onu da benim öğrenmem lâyık değildir! Haberini ihata edemediğin şeye, içyüzünü kavrayamadığın, görünüşü hoşa gitmeyen şeyleri görmeye sen nasıl sabredebilir, dayanabilirsin?” der.

Musa Aleyhisselam, “İnşaallah, beni sabırlı bulacaksın, sana hiçbir işinde de karşı gelmeyeceğim!” der. Hızır Aleyhisselam, “Eğer sen bana bu suretle tâbi olursan, ben sana anlatıp söyleyinceye kadar bana hiçbir şey sorma!” der.

Yolculuk esnasındaki üç kıssa

Hızır Aleyhisselam ile Musa Aleyhisselam, zahirde bir yolculuğa batında ise ilim seyahatine çıkarlar. Önce bir gemiye binerler. Hızır Aleyhisselam, el atıp gemi tahtalarından birini söker. Musa Aleyhisselam, bunun bir suç olduğunu söyler. Hızır Aleyhisselam, “Benimle arkadaşlık yapmaya dayanamazsın, demiştim.” der. Musa Aleyhisselam onu seyahate ikna eder, yola devam ederler.

Yolda giderlerken çocukların oynadığını görürler. Hızır Aleyhisselam onlardan birini öldürür. Musa Aleyhisselam bu durum karşısında, korku ve dehşete kapılır, “Sen günahsız, masum bir canı, hiçbir can karşılığında olmaksızın öldürdün hâ!?” der. Hızır Aleyhisselam, baştaki itiraz etmemeyi yeniden hatırlatır. Ama yine takdir-i ilahi icabı yolculuk devam eder. Nihayet, bir köye doğru yaklaşırlar. Onlardan yemek isterler. Ahali yardım etmez. Orada, yıkılmaya yüz tutmuş, eğilmiş bir duvar vardır. Hızır Aleyhisselam onu, tamir edip doğrultur.

Musa Aleyhisselam, “Hiç olmazsa şu hizmetine karşılık, bu köy halkından bir ücret alabilirdin?” deyince, Hızır Aleyhisselam, “İşte bu, senin benimle ayrılışındır!” der.

Üç kıssanın hikmeti/içyüzü

Hızır Aleyhisselam ayrılmadan, “Şimdi, sana üzerinde sabredemediğin, dayanamadığın şeylerin içyüzünü haber vereceğim. O delmiş olduğum gemi ki, denizde iş yapan yoksullarındı. Onun için, ben onu kusurlu yapmak istedim ki, arkalarında her sağlam gemiyi zorla alan bir hükümdar vardı. Gemiyi bedelsiz olarak zaptedecek olan hükümdar geldi ve onu delik halde bulduğu zaman bıraktı, zaptetmekten vazgeçti. Sonra, gemi sahipleri bu delik gemiyi bir tahta ile onardılar. Sonra yollarında devam ettiler.

Çocuğa gelince; o, daha yaratıldığı günden, kâfirlikle tabiatlı ve damgalı idi. Onun anası ve babası ise, mü’min idiler. Oğulları kâfirdi. Bu ana ve baba, oğullarının üzerine titremekte idiler. Şayet çocuk olgunluk çağına erişseydi, anasını babasını azıtacak, onları da küfre itecekti. Ebeveyni çocuklarına muhabbetlerinden dinlerinden döneceklerdi. İstedik ki, onların Rabbi bunun yerine kendilerine dinen ondan daha hayırlısını, ana ve babasına daha yakın ve merhametlisini versin.

Duvara gelince; bu duvar o şehirdeki iki yetim oğlanın olup, altında onlara ait bir define vardı. Bu da altın ve gümüşten ibaretti. Babaları iyi bir adamdı. Bunun için, Rabbin diledi ki, ikisi de erginlik çağına ersinler, definelerini çıkarsınlar. Bu, Rabbinden bir merhamet ve esirgeme idi. Ben bunları kendi rey ve görüşümle yapmadım. İşte, senin üzerinde sabredemediğin şeylerin içyüzü!” dedi. (Mîr Havend, Ravzatu’s-safâ Tercemesi, s. 276).

Eğitim açısından kıssadan alınan hisseler

Kaynaklarda 18 gün geçtiği zikredilen bu kıssanın hoca-talebe arasındaki ünsiyetini İbrahim Bin Ethem Hazretleri, Maarifetnâme adlı eserinde izah eder. Ve bugünkü eğitimcilere yön verici, derin bir analiz sunar:
“Nitekim Hazreti Musa (a.s.), Hızır (a.s.)’a muhtaç olmuştur ve sohbetine girmiştir. Hızır (a.s.) ona muhtaç olmayıp kendisinden ayrılmıştır.” der. Devamında eğitim yolcularını 3 kısımda inceler. Bunlar âlim, cahil ve hikmet sahibi kişilerdir:

“Âlim, cahil insanları, hâkim (hikmet sahibi) ise âlimleri terbiye eder. Hâkimi terbiye eden de Allah’tır. Nitekim cahil bir kimse, bir âlimden ders alarak dinî ilimlerle aklî ilimleri öğrenir, âlim ve âmil de olur. Lâkin nefsinin hallerinden cahil kalır. Sonra o âlim, bir mürşid-i kâmile gider, ondan manevî bilgiler öğrenir, ahlâkını güzelleştirir, seyr-i sülûk ile yedi mertebeden geçmek ve ibadete devam etmek suretiyle ârif ve kâmil bir zat olur.

“İşte bu kâmil, temiz kalbiyle Allah’ın huzuruna vararak hikmetlerini görür ve onun şeriatıyla Habibi Muhammed (s.a.v.)’in izinden gidip huşû ve hudû ile velîliğin en yüksek mertebesini kazanır ve bütün âdap ve erkân ile ilim ve fenleri nefsinde toplar. Çünkü; kâmil insan, Allah’ın rızasını gönlünün genişliğinde ve huzurunda bulur. Onun heybet ve azametini, kalbinin daralışı ve sıkılışı esnasında bilir.”

Hızır Aleyhisselam ile Musa Aleyhisselam’ın kıssasını değerlendiren İbrahim Ethem Hazretleri hakkında son bir not: Aynı devirde yaşayan İmâm-ı Âzam Hazretleri kendisi de yüksek derecede bir âlim olmasına rağmen, İbrahim Ethem Hazretlerine “Efendimiz” dermiş. Talebesi ona, niçin böyle dediğini sorunca: “Biz ilmimizle nefsimizi düşünürüz. Veliler ise kendilerini unutup hikmetle yalnız Allah’ı düşünürler.” diye cevap vermiştir.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı