İnsanKişisel Gelişim

Nasreddin Hoca Mizah Yapmadı, Kalplere Dokundu, Duyguları Harekete Geçirdi

Nasıl Yönetirdi?

Nükte, fıkra, mizah, espri, karikatür bunların hepsi fizyolojik olarak insanın kas gerginliğini alır, kan dolaşımını hızlandırır, kalp hızını ve kan basıncını artırır.

Yöneticilerin nasıl olması gerektiği anlatılırken, mizah yapabilme tarafına da vurgu yapılır. Bir yöneticinin dürüstlüğü önemlidir, karşısındakine değer vermeyi bilmesi gerekir. İnsan ruhunu tanıması, tutarlılığı, merakı, enerjik olması onu değerli yönetici yapar.

Bunların yanında yöneticinin mizah anlayışı olmalıdır. Lakin bu kabiliyeti vazife icabı olmamalıdır. Hayata dokunan, fikirleri ve duyguları ıslah eden bir yaklaşımla mizah yapabilmelidir. Bazen esprileriyle çalışanlarını düştükleri zor durumdan kurtarmalı, bazen de kendisini anlamayanların dilinden konuşarak hatalarını görmelerini sağlamalıdır.

İş hayatında, mizahın yerinde ve ölçülü olarak yapılabilmesi, çalışanların iş yerlerini sevmelerine ve işiyle duygusal bağının kuvvetlenmesine vesile olur. Konuşma sırasında anlatılan bir fıkranın, yapılan bir esprinin dinleyicilerin dikkatini bir anda topladığına çok defa şahit olmuşuzdur.

Mizah yönü olan bir konuşma, ne kadar uzun sürerse sürsün dinleyicilerin enerjilerini düşürmez. Mizah yönü olan bir yönetici de iletişime açıktır ve güzel konuşmalarıyla, nükteleriyle yanında çalışanların enerjisini sürekli yüksek tutar.

Nükte, fıkra, mizah, espri, karikatür, bunların hepsi fizyolojik olarak insanın kas gerginliğini alır, kan dolaşımını hızlandırır, kalp hızını ve kan basıncını artırır. Usulüne uygun yapılan mizah, bu faydalarının yanında, çatışmaları çözer ve üretkenliğin artmasına vesile olur. Psikolojik olarak ise stresi azaltır, gerginliği ortadan kaldırır, güzel bir atmosferin oluşmasına yardımcı olur.

Peki, Nasreddin Hoca’nın mizahı iş ortamına uygun mudur? Yöneticiler ve çalışanlar, onun hayata baktığı nükteli yerden bakabildiklerinde fayda görürler mi? Vakıaya mutabık olan fıkraları öğrenilip anlatıldığında, gerginliği azaltıp stres gibi dertleri yok edebilir mi, bir devaya dönüşebilir mi? Cevapları, ondan seçtiğimiz fıkralar arasında arayalım.

Aksini göstererek aslını ortaya çıkarma stratejisi

Bir gün Hoca Efendi’ye gençlerden biri sorar: “Hocam, burun yüzün hangi tarafındadır?” Hoca Efendi hiç tereddüt etmeden ensesini gösterir. “İşte burada!” cevabını verir. Soran genç; “Tam tersinde değil miydi?” deyince, Hoca Efendi güler; “Haklısın evladım. Velakin bazen aksini ele almayınca aslı ortaya çıkmaz.”

Onun fıkraları kısa da olsa, insanı lâyikiyle doyuracak olgunluktadır. Bazı fıkralarını parlak kağıt üzerine tablo yapıp insanın duvara asası geliyor. İşte bu fıkrası, onlardan birisidir.

İş yerinde bu gibi fıkralar, zor meseleleri ele alırken kullanılır. 15-20 kişilik bir grubun karşısındasınız. Söz birliği etmiş gibi hepsi de “Bu proje tutmaz, bu ürün satmaz, bu iş olamaz” vesaire diyor. Aksini gösterip aslını anlatma nüktesi, sizi rahatsız eden bu ve bunun gibi durumları düzeltebilir. Hatta savunduğunuz fikrin ana çatısıyla bu fıkrayı irtibatlandırabilirseniz, elinizi kuvvetlendirebilir, istediğiniz neticeye daha hızlı ulaşabilirsiniz.

İyi bir kriz yönetimi

Akşehir’de zorlu yıllar yaşanmaktadır. Moğol istilası Anadolu’da birliği dağıtmış, can ve mal güvenliğini bitirme noktasına getirmiştir. Böyle bir günde, Hoca Efendi yalnızken eve hırsız girer. O da doğruca yüklüğe koşar ve saklanır.

Büyük ümitlerle eve giren hırsız, dolaşır, dolaşır ama hiçbir şey bulamaz. Sonunda olacağı bu ya, Hoca Efendi ile yüklükte karşı karşıya gelir. Şaşıran hırsız, “Burada ne arıyorsun?” diye sorunca, o da “Kusura bakma, evde bir şey olmadığı için senden utancımdan buraya saklandım.” deyiverir.

Onun, fıkralarındaki gülümsetmesinde temiz yüreklilik, müsamaha, tatlılık ve her şeyiyle insanlık var, değil mi? Hoş söz, cinas, hazırcevaplık, makbul miktarda tuhaflık, insanı “Ben olsaydım ne yapardım?”a götürüyor.

Bu fıkra, iyi bir kriz yönetimi misalidir. Dikkat ederseniz hadiseyi, Hoca Efendi’nin zihin kabiliyetinin yanında manevî haleti ruhiyesi çözmektedir. Yaptıklarıyle komik duruma düştüğünü göstermek, en merhametsiz ve hırsız insan karşısında bile yeter bir cezadır. Hoca Efendi böylelerini ancak ince alaylara layık gülümseyip geçecek ve sonunda merhamet edilecek kadar zayıf görür.

Peki, siz olsaydınız böyle zorlu bir krizi nasıl çözerdiniz? Yöneticisiniz ve çalışanınızla yaşadığınız kötü bir durumdan sonra bu fıkrayı anlatmak zorunda kaldınız. Karşılıklı hissiyatlar ortaya çıktı. Hırsızı gördüğü zaman, etrafta ne buldu ise eline alıp hanesini savunma düşüncesiyle mi iş görmek isterdiniz? Yoksa siz de Nasreddin Hoca Efendi gibi hem hırsızı affedip hem de unutamayacağı bir ders verebilir misiniz?

Hırsızı, ticaretinize zarar veren rakip şirket, zamandan çalan bir çalışanınız ya da zorbalığa başvuran alacaklınız şeklide de değerlendirebilirsiniz.

Korkuları yönetme

Hoca Efendi merhumun, eşeği bir gün inatçılık eder. Hoca ona kızar, eşeği ahıra bağladıktan sonra oğluna yüksek sesle: “Şu hayvana ne yem ne de su ver, açlıktan ölsün!” der. Ama ahırdan çıkar çıkmaz hemen oğlunun kulağına eğilir; “Ben mahsustan, onu korkutmak için söyledim. Sakın hayvanı aç ve susuz bırakma. Sen yine yemini suyunu ver.” der.

Bu fıkra, hayatın mizahî yanlarını en can alıcı noktasından yakalıyor ve sonunu iyi bağlıyor. Fıkrada, insanlığın en temiz hali, karşısındakine müsamaha göstermenin bizim kültürümüze en yakın hali vardır.

Çalışma ortamları ciddidir. Mizah bu gibi ciddi ortamların stresini hafifletmek ve iş hayatını daha keyifli hale getirmek için kullanılır. Mizahın olmadığı iş ortamlarında sıkıntılar olabilir.

Elinizde olarak ya da olmayarak çocuklarınıza, öğrencilerinize ya da yönettiğiniz/çalıştırdığınız kişilere karşı bir “korku” durumunun oluştuğu zamanlar olabilir. Bu durumda “sen yine yemini suyunu ver” demek kolay değildir. Sözde olmasa bile icraatta affedebilmek, bazen yerinde bir karar olabilir.

Süreç yönetimi

Hoca Efendi’nin bahçesine yabancı bir hayvan girer. Koşar arkasından ama yakalayamaz. Biraz canı sıkılmıştır. Lakin yapacak bir şey yoktur. Aylar sonra her nasılsa bu hayvanı pazarda görür. Yanına koşar ve cezasını keser. Sahibi uzaktan heyecanla, ne oluyor diye gelir ve “Kendi halinde duran hayvana ne yapıyorsun?” der. Hoca Efendi, “Sen sus! O suçunu pek güzel biliyor.” der.

Bu fıkrayı hangi iş için başvurursanız başvurun, güzel sonuç alabilirsiniz. Kaçırdığınız bir fırsatın arkasından hayıflanmayın, kendinizi paralamayın, üzülüp strese düşerek hasta olmayın ama üzerine bir bardak su içip unutmaya da çalışmayın. Süreci takip edin, sizi üzen hadiseleri düzeltecek fırsatlar karşınıza çakacaktır.

Farklı ikna usulleri

Hoca Efendi ile yol arkadaşı, şehre doğru yürümektedirler. Bir çınar ağacının altında mola verirler. Öğle vakti olmuştur, yoğurt bakracını önlerine çıkarırlar. Arkadaşı heybesinden bir miktar şeker çıkarıp kendi önüne serper ve “Yoğurdu şekerli yemeye bayılırım.” der.

Hoca Efendi de heybesinden sirkesini çıkarıp, “Ben de yoğurdu sirkeli yemeye bayılırım.” der. Bu durum karşısında diğeri, “Öyle şey olur mu? Sirke benim tarafıma da akar.” deyince, o vakit Hoca Efendi lafın yerini buldurur: “Öyleyse cimrilik etme de şekeri her tarafa serp.”

Hoca Efendi bu fıkrasında, dünyanın gidişi bakımından çok genel hadiselerde bile kullanılabilecek bir usul sunmuştur. Karşıdaki kim olursa olsun, duygularını, hissiyatını ve içinde bulunduğun durumu buradaki gibi sunabilirsen, olumlu netice alman hızlanır. Aynı denizi, ovayı ya da dağı paylaşan iki ülke ya da çiftçisiniz ve komşunuzla böyle bir durum yaşadınız, ne yapardınız? Daha küçük ölçekte, binada beraber yaşadığınız kişileri düşünün ya da çocuğunuzun sınıfta okuduğu ortamı.

İlişkiler ve diğer ikna usullerinde, bu fıkra size en akıllı, en pratik, en manalı, gülümsetici ve iç açıcı yolu gösterir. Yeter ki yerinde ve zamanında bu espriyi yapabilesiniz. Kimseyi kırmadan, aleyhinize devam eden bir ikna sürecini lehinize çevirebilirsiniz.

Öğrenci grubunuz, çocuklarınız ya da çalışanlarınız, söz birliği edip istemediğiniz bir konuda sizi iknaya geldiler. Onları da işin içine alan bir olumsuzluğu, fıkradaki nüktenin tatlılığını bozmadan gerçekleştirebilirseniz, ikna sürecini lehinize çevirebilirsiniz.

Ancak nüktenin tatlılığını bozmadan zor durumları kurtarmak kolay değildir. Burada Nasreddin Hoca Efendi’nin duygusal zekası, o ânın gülünç yanlarını en canlı noktasından yakalıyor ve sonunu iyi bağlayabiliyor.

İşin sırrı duygusal yatırım

En iyi fıkralar, yaşanmışlığı olanlar ve en iyi cevaplar, hazır verilen cevaplardır. Nasreddin Hoca Efendi’nin fıkraları bunların yanında insanı sakinleştirir. Onun gibi az da olsa hayata mizah tarafından bakabilirseniz iş yerinde, okulda ve diğer kurumlarda çatışmaları daha iyi yönetir, insanların enerjilerini sürekli yükseltirsiniz. Onun usullerini tatbik ettiğinizde, yolunda gitmeyen şeyler olursa, demek ki eksik yaptığınız şeyler olmuştur.

Nasreddin Hoca, karşısındakilere duygusal yatırım yapar. İnsanların kendini dinlemesini sağlar. Yaptığı ya da söylediği ibretlik şeylerle onların kendi iyiliklerini düşünmelerini ister. Duygusal yatırımlar, mantıksızlık noktasındaki bir insanı kademeli olarak daha iyi bir noktaya, mantık noktasına getirir.

İYİ ESPRİLER

  • İnsan karakterini derinden tahlil eder. Onun fıkraları kısa da olsa, insanı lâyikiyle doyuracak olgunluktadır.
  • Onun gülümsetmelerinde temiz yüreklilik, müsamaha, tatlılık ve her şeyiyle insanlık vardır.
  • Hoş söz, cinas, hazırcevaplık, makbul miktarda tuhaflık vardır.
  • Hayatın gülünç yanlarını en canlı noktasından yakalar ve sonunu iyi bağlar.
  • “Nasreddin Hoca’nın tek bir fıkrasına yekpare Frenk fıkra külliyatı fedadır.” (Refik Halit Karay)
  • Üslupta keskinlik, pürüzsüzlük ve ahenk; fıkralarda gerçeklik! Bazı fıkralarını parlak kağıt üzerine tablo yapıp insanın duvara asası geliyor.
  • Hangi iş için başvurursanız, dilediğiniz şekilde sonuç alabilirsiniz. Dünyanın gidişi bakımından size en akıllı, en pratik, en manalı, gülümsetici ve iç açıcı cevabı verir.
  • En iyi fıkralar, yaşanmışlığı olanlar ve en iyi cevaplar, hazır verilen cevaplardır.

KÖTÜ VAZİYETLER

  • Yeterlilikle ve candan yapılmayan mizah, güldürüp güzel hissettirmek yerine gönülde birikmiş dertleri kabartır. Kötü bir dönem geçiren kişi ya da kişilere “Ağlama polisi burada yok, istediğiniz kadar ağlayabilirsiniz.” demek gibi. Felaket zamanlarının geçer akçesi mizah değil, hicivdir.
  • Bazı kere mizah diye izlenilenler, dinlenilenler ve bir takım karikatürler insanda küçük bir mutluluk hissi verir. Lakin bu, hemen geçer ve çoğu kere insanı derin bir kedere uğratır. Medya sektörü adına şaklabanlık denilen basit şakalardan beslenir. Buna maruz kalanlar veya mizah olsun diye yaptığı sunumda bunları kullananlar, dinleyenlerin dudaklarında gülme, kalplerinde ise burukluk yaparlar.
  • Kötü bir durumu izale etmek için yapılan soğuk mizah, kişinin dünyadan büsbütün ümidini kesmesine sebep olur. Verdiğiniz bir kitabı hâlâ okuyup bitiremeyen öğrencinize, “Beş ciltlik devletler tarihini mi okuyordun?” demek gibi.
  • İtikadî ve amelî mevzularla mizah, ateşle barut gibidir. Biri varsa diğeri orada olmamalıdır.
  • Abartı ile yalanı birbirine karıştırmamak gerekir. Yalan, mizah değildir, espri malzemesi yapılamaz.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı