AraştırmaİnsanKapak

“Nesilleri Korumak, Dine ve Kültüre Sarılmaktan Geçiyor.”

Kuşaklar Arası Farklılaşmaların Önüne Geçmek İçin…

Eğitimci Cafer SOLMAZ

Röportaj: Barbaros DOĞAN

Maddî kazancın ve rahatlığın nefse verdiği hoşluk, bazen kültürel ve dinî boşluğa dönüşebilir. Gurbete çalışmaya gidip de bunun farkına varanlar, kendilerini hemen korumaya aldılar. Peki, gurbete gelenler, çocuklarını nasıl eğiteceklerdi? Bu hususu, Almanya Köln’de 10 yıldır öğretmenlik yapan Cafer Solmaz Bey’le görüştük. İşte detaylar;

İlk yıllarda eğitimin durumu nasıldı?

Almanya’ya Türkler ilk geldiklerinde ya bekârdılar ya da ailelerini Türkiye’de bırakmışlardı. Fakat daha sonra kimisi burada evlendi, kimisi ailesini getirdi. Yani yeni bir nesil yetişmeye başladı. Bu nesil, farklı bir coğrafyada, farklı bir toplumda yaşayacaktı. Evvela yapılması gereken, dillerini ve dinlerini onlara anlatmaktı. Çünkü buradaki kopuş, diğer nesillerin yok oluşuna sebebiyet verebilirdi.

Almanya’da okullarda Türkçe dersi, 1980’lerden itibaren okutulmaya başlandı. Bunun amacı, buraya gelen insanların dillerini unutmalarına ve döndüklerinde intibak problemi yaşamalarına mani olmaktı. Bugün de Türkçe dersi var. Şimdiki amaç; öğrencilerin en azından kendi dillerini unutmamaları ve kendi kaynaklarından bir şeyler öğrenmelerini sağlamak.

Artık çocuklar iki dilli yetişiyorlar. Başarabilenler, her iki tarafın da güzel yanlarını almaya çalışıyorlar. Çünkü her toplumda, iyi ve kötü insanlar olduğu gibi, iyi ve kötü alışkanlıklar da oluyor.

Almanya’da ve Türkiye’de olmak, çocukların eğitimi noktasında farklı mı?

Çocuğun eğitimi ailede, annenin elinde başlar. Çocuğunuza neyiniz varsa vermeniz gerekiyor; dinî veya kültürel açıdan. Mesela, İstanbul’daki bir çocukla Almanya Köln’deki bir çocuk belki aynı ortamda büyümüyor. İstanbul’daki çocuk kendi kültürü içerisinde büyürken, Köln’deki yabancı bir kültürün içinde, kendi olarak kalmaya çalışıyor. Fakat İstanbul’daki çocuğun başıboş bırakıldığını düşünün. Mekan fark etmeksizin hem dininden hem de kültüründen kolayca kopabilir. Köln’deki bir çocuk da sıkı sıkıya dinine ve kültürüne sarılırsa, kopmaz bağlar kurabilir.

Kısacası hem dünyalık hem de dinî ilimleri öğrenme noktasında Almanya’daki Türk çocukları zaman zaman sıkıntı yaşamışlar, yaşamaya da devam ediyorlar. Onları bu sıkıntıdan kurtaracak olan, önce aileleri sonra da dinî eğitim veren müesseselerdir. Dini temsil etmek, dini tebliğ etmekten önce gelir. Ailesinde ve çevresinde ne görüyorsa çocuk, o minvalde yetişir.

Üç kategori varmış galiba lise seviyesine geçerken… Biraz bahseder misiniz?

Türkiye’deki Fen Lisesi, Anadolu lisesi ve meslek lise gibi bir kategorilendirme var Almanya’da. Ama burada sınav yok. Bir çocuğun gelişimi, 4. sınıftan sonra belirginleşmeye başlıyor ve çocuğun durumuna göre ayrım yapılıyor.

Bazı çocuklarımız, Almanca bilmekte zorlandıkları için alt kategorilere gönderilebiliyor. Ama istisnalar da var. Haddizatında bir sınıftan 4-5 kişi en üst seviyedeki okula gidebiliyor. Bunlardan birkaçı Türk de olabiliyor.

Çocuklarımız, 3 yaşına kadar ev ortamında Türkçe konuşmaya çalışıyorlar ve Türkçe kelimeler duyuyorlar. Alman çocukları ise daima ana dilleriyle iç içe oldukları için kelime dağarcıkları gelişmiş oluyor. Türk çocuklarında ise durum tam tersi oluyor.

Okula başladıktan sonra Türkçe yavaş yavaş unutulmaya başlıyor. Çocuklar bazen kendilerini şoka girmiş gibi hissedip tamamen Almancaya yoğunlaşabiliyorlar. Bu şok, kültür tarafına da sirayet edebiliyor.

Din eğitiminde durum nasıl?

Din eğitimi okullarda başlamadan önce çocuklar, dinî bilgileri ve kültür öğelerini aileleri tarafından öğreniyorlardı. Aileler, katıldıkları cami derneklerinden öğrendikleri ne varsa çocuklarına naklediyorlar, kopup gitmelerine mani olmaya çalışıyorlardı. Bu hususta aileler hâlâ kilit noktada.

Almanya’da okullardaki din dersinin 6-7 senelik bir geçmişi var. Ve Almanca olarak veriliyor. Dinî alanda insanların eksiği fazla olduğu için, hâliyle rağbetleri de çok fazla oluyor.

Aileler, çocuklarının dinî ve kültürel eğitim almalarına nasıl bakıyorlar?

Buraya Anadolu’dan gelen insanımız, kültür olarak diri kalmak istiyor. Dindar aileler, cami dernekleri çerçevesinde ayakta kalmaya çalışıyor. Cami derneklerinin varlığı, Almanlar için birer manevî sigorta konumunda. Buralarda çocuklar insan olmayı, yaşadığı topluma faydalı olmayı öğreniyorlar. Bu bağlamda büyük sorumlulukları var derneklerin.

İster Türkiye’de, ister Almanya’da; ister Çin’de, ister Afrika’nın en izbe yerinde, kısacası nerede olursak olalım, çocuklarımızı en iyi şekilde yetiştirmemiz gerekiyor. Bu noktada amacımız, bencil fakat iyi eğitimli çocuklar değil; yaşadığı topluma faydalı, kültüründen kopmamış, dinini bilen nesiller yetiştirmek olmalı.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı