ÖDÜL MÜ ALKIŞ MI?

2

İnsanların
hayır duası için yaptıklarını düşününce; eskidenmiş onlar demeden geçilmiyor. Çıkar dünyası içinde bir girdap, hortum misali dönüp dururken içine çekmeye çalışıyor insanları…

İşim düşer düşüncesiyle medh ü senalar, alkışlar havada uçuyorken; karşısındakine nasıl bir kötülük yaptığını unutan kişi o kimsenin manen ölümüne yol açtığını ne zaman hatırlar bilinmez. Ama bu durum vahim bir şekilde nefis denilen düşmanın ekmeğine yağ sürmekten ibarettir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v), yanında bir kimse yüzüne karşı methedildiği zaman ‘Şimdi o adamın kafasını kestin.’ buyurarak manen ölümüne işaret etmiştir.

Asıl övgüye layık olanlar, böyle bir iltifat karşısında ‘Zalike fazlün minallah’ (Hâzâ, Allah’dan bir fazıldır.) diyerek, kendilerinden bilmemiş, bilakis Cenab-ı Hakk’a isnat etmişlerdir.

Böyle güzel misaller varken; tevazuyu elden bırakıp medh, şöhret ve alkış peşinde koşmak niye? Bir de ödül alıp-verme yarışı var ki; tam bir hengâme. Ödül veren kurum ve kuruluşların medyada yer bulma sevdası; nihayetinde ise neye teşvik edildiğine bakılmaksızın ödül veren ve alanlar. Eline aldığı bir tabla veya madalyayla bağrış çığrış, alkışlar ve tezahüratlarla bulutların üstüne çıktığını zannedenler, ne zaman inecekler. Yoksa oradan yere çakılmayı mı beklerler…

Dinamit ödülü

Dünyaca ünlü Nobel Ödülü, Türkiye’de verilen birtakım ödüller. Liste uzayıp gidiyor… İnsanların ehemmiyet verdikleri bu ödüller kimlere ve niçin veriliyor, hiç merak ettiniz mi? İki misal üzerinde ödülün neyi teşvik ettiğine bakalım.

Alfred Nobel’in vasiyeti üzerine edebiyat, sanat, fizik veya tıp ve dünya barışında etkili olan kişilere verilen madalyon ve hatırı sayılır miktarda para; yüz yılı aşkındır devam ediyor. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı haricinde her sene devam eden alışılagelmişlik…

Öldüğünde 33.200.000 kronu bulunan İsveçli kimyager bu serveti nasıl elde etti dersiniz? İnsanlığa olan sözüm ona katkısını duyduğunuz da eminim benim kadar şaşıracaksınız siz de. Nitrogliserin denilen maddeyi nasıl patlayıcı olarak kullanacağıyla ilgili çalışmalar sırasında kardeşini kaybeden Alfred Nobel’in ülke sınırları içinde çalışma yapması yasaklanmış ve ıssız bir yer tayin edilmiştir. Günümüze kadar devam eden ve herkes tarafından bilinen icadı; dinamit, zamanımızda da kullanılan ölümcül bir silah.

Servetini, babası Immanuel Nobel gibi silah üretimi ve savaşlara silah ticaretiyle elde etmiştir.Şimdi ‘Nobel Ödüllü’ olabilmek için uğraşanlar, nereden nemalandıklarını düşünüyorlar mı? İsminin yüzyıl boyunca her sene 10 Aralıkta anılmasını sağlayan vasiyeti, bu şekilde yerine getirilebiliyordu. Sadece 1964 yılında Fransız yazar Jean Paul Sartre Nobel edebiyat ödülünü reddetmiştir. Kimisi de ülkelerindeki savaştan dolayı bu ödülü alamamıştır;ama almak isteyenlerin sayısı ise bir yarış haline gelmiştir. Ülkemizde de durum bundan farklı değil; üniversiteler, gençlik kolları,dernekler kısacası herkeste bir ödül, plaket verme sevdası, niçin verildiğini bilmeden…

Ödülde faydalı bir liyakat misali

Herkesin en azından bir işi iyi yapıyor olması; sizce de ödüle layık olduğu anlamına gelir mi? İnce eleyip sık dokumak gereken bu mevzuda ecdadımız bize yol gösteriyor. Ödül kime,niçin verilmeli? Bu konuda bizi aydınlatan hadiseyi anlatırken, bir kez daha şerefyâb oluyoruz.

Osmanlı padişahlarından Abdülhamid Han Hazretleri liyakat madalyası vermiş Pasteur isimli bir Fransız tıp adamına. Aynı zamanda Fransa’da Aşı Hayırhanesi kurması için 800 lira da yardımda bulunmuştur, çalışmalarını geliştirmesi için. Dünyanın kaale almadığı bu adam sayesinde artık kuduzdan insanlar ölmüyor;1885 yılında köpek tarafından ısırılan ve sonrasında kuduz olan çocuğu iyileştirerek kuduz aşısını bulmuştur. Abdülhamid Han Hazretleri, Pasteur’a bu ilimleri öğretmesini teklif ettiğinde;imkanı olmadığı için gelemeyeceğini söylüyor. Fakat padişahın ‘üç adamımı göndersem eğitir misin?’ sualine ‘Büyük bir şerefle’ diyerek icabet ediyor. Abdülhamid Han Askeri Tıp Mektebi’nden üç kişiyi yanına çağırıp, devletin en önemli madalyası olarak bilinen ‘Mecidiye Nişanı’nı Pasteur’a vermelerini emreyler. Pasteur liyakat madalyası ve yardım için olan 800 lirayı alır ve Padişahımızın üç adamını; Zoeros Paşa, Hüseyin Hüsnü ve Hüseyin Remzi Bey’i eğitir. Yedi aylık eğitimden sonra Zeoros Paşa, Daul-Kelb Ameliyathanesi’ni (Kuduz Tedavi Müessesini) kurarak şifa dağıtmaya başlar…

Tıp dünyası ve Fransız Hükümetinin kayıtsız kaldığı buluş; ecdadımızın vesilesi ve yardımlarıyla literatüre geçmiş bir tedavi yöntemi olmuştur.

Şimdi burada maksud olan ödül mü yoksa teşvik mi? Diğerlerine nisbetle riya değil şifadır. Şöhret değil vahdettir. Tek olana kulluk; kul olana hizmettir.Kuduzdan o güne kadar ölen insanları düşününce, Cihan padişahının verdiği liyakat tarafından diğer ödüller mesbuk, bu liyakat saabık; aynı zamanda Cenab-ı Hakk’ın övgüsüne layıktır.

En büyük ödül ‘alkış’tır

Ödül yerine ‘Alkış’ almayı tercih etmek ise en güzel mükâfattır. Sebebine gelince; ödül, işin maddi tarafı. Alkış ise ahirete taalluk ediyor. Şaşırmayın, evet… Edebiyatımızda ‘Alkış: hayır dua, güzel temennilerde bulunmaktır.’ Allah yardımcı olsun, Allah utandırmasın, Allah namerde muhtaç etmesin, Allah analı babalı büyütsün, gibi…

El çırpma manasında alkış, Tanzimat’tan sonra batıdan ithal olsa gerek, filii bir aktivite olarak icra edile gelmiş. Daha öncesinde ‘Padişahım çok yaşa’ ‘Allah, devletimize zeval vermesin’ gibi mefhumu içerisinde kullanılmıştır. Alkışı, basit bir el çırpmaya çeviren kimdir bilinmez ama mefhumu içerisinde kullanarak; mübarek ecdadımıza, İslam’ı dünyaya tebliğ edenlere son nefesimize kadar ‘alkış’ boynumuzun borcudur.

(Toplam 890 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

2 yorum

  1. Mehmet COŞKUN -

    Efendi Hazretleri bebeklere “Aklı çok, rızkı bol, ömrü uzun ve hayırlı olsun” diye duâ buyururlarmış. “Allah analı-babalı büyütsün” diyenlere “Peygamber Efendimiz analı-babalı mı büyüdü?” buyur; bunu edebsizlik addederlermiş.
    Ehemmiyetine binaen hatırlatırız.

  2. Alkışlamak;Lut kavminin helakına neden olan hasletlerdendir.Ayrıca cahiliye müşriklerinin ibadetidir.
    “Cahiliye döneminde müşriklerin,
    Kabe-i Muazzama’ya gelenlere ibadeti teşvik niyetiyle birbirlerini alkışladıkları ve ıslık çaldıkları nass ile sabittir.Kur’an-ı Kerim’de;
    ‘Onların (müşriklerin) Beytulullahdaki duaları,ıslık çalmaktan ve el çırpmaktan (alkışlamaktan) başka bir şey değildir.’
    (Enfal Suresi;35) hükmü buyrulmuştur.
    İmam Fahrüddin-i Razi;bu Ayet-i Kerime’nin tefsirinde:
    ‘Allahu Teala kafir hakkında; müşriklerin dualarının ancak el çırpmak ve ıslık çalmak olduğunu haber vermiştir.Ayette geçen Muka kelimesi;fual vezninde bir kelime olup ıslık çaldı,Tasdiye kelimesi de el çırpmak manalarına gelmektedir.’ diyerek,meseleyi izah etmiştir.”
    ‘M.Ali Sabuni,Ahkam Tefsiri/F.Razi,Tefsir-i Kebir/Y.Kerimoğlu’

Fikrinizi Belirtin.