Araştırma

Öğrencilerde Tüketim Farkındalığı

öğretmen olmamız hasebiyle, sık sık gençlere seminer vermemiz isteniyor. Kendi öğrencileri için çırpınan, adeta gözü gibi baktıkları gençlerin tükendiğini gören eğitimciler, bizden destek istiyor. Özelde üniversite gençliğinin, genelde liselilerin hedefsizliğini ve başıboş gidişatını görünce endişelenmemek mümkün değil. Aşağıdaki bir üniversitelinin mezuniyet konuşması bu hali özetliyor.

“Dört yılda okula gitmek için 1200 TL otobüs parası ödedim. Ailemi ziyaret etmek için 550 TL ödedim. Yeme içme dâhil, 12000 TL kira ödedim. Toplamda 55.5 günüm (yaklaşık 2 Ay) okula giderken otobüste geçti. 24 kitap okudum. 4 yılda 101 tane vize, 101 final sınavına girdim. 1 Ales, 1 Kpss sınavına girdim. Toplamda 10080 TL burs aldım. Seminer ve konferanslara katıldım. Sayısı 5’i geçmeyecek dost edindim. Değerli hocalarım oldu.
Hep tükettim. Şu anda elimde maddi olarak ne var diye soracak olursanız, sadece okuduğumu gösteren bir kâğıt. Şu an daha iyi anlıyorum üniversite, sırf diploma almak için vakit geçirilecek bir yer değilmiş. Aslında üniversite ısıtılmış demire şekil verilen yermiş. Tek fark, burada demirci de biziz demir de. Umarım arkadaşlarım kendilerine en güzel şekli vermişlerdir. Bütün arkadaşlarıma hayatlarında; “keşke” dedirtmeyecek seçimlerle dolu mutlu bir hayat diliyorum.”

Özellikle son cümleler, geç kalınmış pişmanlığın bir ifadesi gibi. Hep tükettik, üretim için sıra bize geldi, geriye dönüp “keşke” deme şansımız da yok, o halde hayat bizi bekliyor.

Kişilerin eğitim seviyeleri arttıkça üretmeleri beklenir, tüketen gençliğin bu halini görünce ister istemez insan, gelecekle ilgili düşüncelere dalıyor.

Yeni nesil ailesine tüketim rehberi oluyor

Anne babalar evlatları ile alakalı en çok muzdarip oldukları serzenişlerinin başında, onların hesapsız tüketim alışkanlıkları geliyor. Gençlik ajansı Youth Republic, Türkiye’deki bir araştırma şirketi ile yaptığı ortak ankette ilginç sonuçlara ulaşmış. Araştırma sonucu; nüfusun yüzde 20’sini oluşturan gençlerin kendi alım güçlerinin yanı sıra, ailelerini yönlendirme gücüne de sahip olduklarını ortaya koyuyor. Aileler cep telefonundan otomobile birçok ürünü, kendilerinden daha çok bilgili gördükleri çocuklarına danışarak alıyorlar. Ne var bunda demeyin, aslında bu danışma bir teslimiyet ifadesidir. Tasarruf alışkanlığı ince hesap işidir. Her şeyi önce gençlere alan aileler, kendilerinden daha çok, hesapsız, sınırsız tüketerek tecrübe(!) sahibi olan çocuklarına, “iyi yoldasın, tüketmeye devam et” mesajı veriyor. Hatta bu hususta onlardan danışmanlık bile alıyorlar.

En çok tüketilen zaman

Yine aynı araştırmaya göre, liseli ve üniversiteli gençlerin yüzde 80’i internet kullanıyor ve günde en az 4 saatini internet başında geçiriyor. internet deyince üretime dönük değil, zaman tüketimine yönelik, sosyal ağlarda vakit öldürmek kabilinden kullanılıyor.

Bir seminerde öğrencilere sordum; günde 1 saat ders çalışanınız var mı diye? Biliyorum ki üniversiteye kapağı atınca, ders ancak vize ve final haftası akşamları çalışılır. Her akşam günlük tekrar olsun diye bir saat düzenli ders çalışanın sayısı 1-2’yi geçmedi. Onlar da haklı aslında. Üniversite hazırlık sırasında kendilerine “Şimdi çalışın, çok gayret edin. Hele bir üniversiteye kapağı attınız mı, sıkıntıları unutacaksınız.” denilen bir genç de kendisine söyleneni yapıyor. Hâlbuki bu günün işini yarına bırakmamak, çalışma disiplini ve zamanı kullanma becerisi insana her yaşta lazım, sadece lisede ve üniversite hazırlıkta değil. “Peki, ne yapıyorsunuz akşamları?” diye sorunca, yukarıdaki araştırmayı doğrularcasına internetle uğraştıklarını ifade ettiler. O zaman can alıcı soruyu sordum; “Okuduğunuz bölümle alakalı internetten yazar ya da site ismi söyler misiniz?” Cevap alamadığımı tahmin edersiniz herhalde.

Takdir edilmek için tüketiyorlar

Araştırmanın neticelerine devam edelim. Sosyal statü elde etme ve takdir edilme çağında olan gençlerin yine yüzde 83’ü bunu, giyim, kuşam, kılık kıyafet, kullandığı cep telefonu ve bilgisayar ile elde etmeye çalışıyor. “Niçin böyle?” sorusuna da çevrelerinden öyle gördüklerini, oluşan statü kazanma modasına uyduklarını ifade ediyorlar. Yani demek istiyorlar ki “Başka türlü statü kazanma yolu vardı da biz mi talip olmadık!”

Yine araştırmanın sonuçlarına göre, kitle iletişim araçları ve reklamlar aracılığıyla yayılan yeni tarzlar, moda ve stiller gençliğin tüketim tercihlerini şekillendiriyor. Markalı ürünlerin bir statü göstergesi olarak sunulması, önüne geçilmesi zor olana eğilimi arttırıyor. Gençliğin neredeyse hepsi harçlıklarını biriktirmiyor. Harçlıkları ve bursları bitince de ailesinden para isteyenlerin oranı da bir hayli yüksek, %72. Üniversite gençliğinin harçlık miktarı arttıkça, ihtiyaç dışı harcama kalemlerinin artması da dikkat çekici diğer nokta.
Tüketim ihtiyaç mı istek mi?

Yazımızın hemen hemen her paragrafında dikkatinizi çeken bir kelime; tüketim. Tüketim sadece gençliğin bir problemi değil, çağımızın problemi. ilk bakıldığında tüketim kelimesi problem gibi durmuyor. insan yaşıyorsa tüketecek tabi ki. Ama dilimize masumca yerleşen tüketimin kelime anlamına bakınca, insan irkiliyor. Tüketim, tahrip etmek, harcamak, israf etmek, bitirmek manalarına geliyor. Biraz daha makul manası da, ihtiyaçların giderilmesi. işte burası çok önemli, harcamalarımızı planlarken istek mi, ihtiyaç mı sorusuna doğru cevaplar vermediğimiz müddetçe tüketim kültürünün girdabına kapılıyoruz.

Üretmeyen insan bilinçli harcayamıyor

Tükettiğinin en az bir fazlasını üreten tarım toplumundan, çok çabuk maddi bolluk ortamına geçiş yaptık. Bir tarafta geçmişte yiyeceği bir ekmek için, tarlayı sürmek, tohumu ekmek, yazın biçmek, öğütmek ve pişirmekle değer bilen bir anne baba, diğer yanda da hızlı gelişen teknoloji ve eriten dış faktörlerin kucağında, bir “tık”la istediğine ulaşabilen bir nesil. Tüketim kültürünün etkilediği gençliğimiz, etrafında doğru kimseleri bulamayınca onlardan birisi oluveriyor.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı