Kişisel Gelişim

Olumsuz Şeylere Neden Aşırı Tepki Veririz?

Kötü davranış iyi davranıştan daha uzun süre akılda kalır.

Oldukça varlıklı biriydi. Kendi deyimiyle saatlik kazancı 10.000 TL idi. Ama o gün cebindeki 100 TL’yi nasıl oldu ise peçete zannedip çöpe atmıştı. Üzüntüsü akşama kadar sürdü ve her gördüğü arkadaşıyla bunu paylaştı. Sonunda arkadaşlarından biri dayanamadı; “Çok fena zaman ve duygu israfı içindesin. Saatliği 10 bin olan bir insan, 100 TL için bu kadar üzülür mü?”

İnsanlar, yaşadıkları kötü hatıralardan iyilerine göre daha uzun süre etkilenirler. Bu durum onlarda, kayıpları anlamama hatasına sebep olur. Kaybettiklerinin arkasından fazlaca üzülen insanları, kaybetme korkusu ele geçirir. Kaybetme korkusu, onları kazanma düşüncesinden daha fazla motive eder. Hastane misaline bakalım:

Bir hastane iki farklı check up ilanı hazırlamış. Birinci el ilanında insanların davet ediliş üslubu şu şekildedir: “Düzenli aralıklarla check up yaptırın. Böylece muhtemel hastalıklarınızı erken teşhis edip tedavi olabilirsiniz.” İkinci el inanın üslubu ise farklıdır: “Düzenli aralıklarla check up yaptırmazsanız ölümcül hastalıklarınızı erken teşhis edemez ve tedavi edilememe tehlikesiyle karşı karşıya kalırsınız.” Değerlendirme sonucunu tahmin edebilirsiniz. İkinci ilanı gören insanlar daha çok geri dönüş yapmışlar.

İnsanların neye nasıl tepki verdiği üzerine çalışma yapan “sosyal psikologlar”, insanların olumsuz şeylere daha hızlı tepki vermelerine bir de isim bulmuşlar, “kayıptan kaçınma”. Bir kayıp insanın üzerinde, aynı büyüklükte bir kazançtan, iki kat daha fazla duygusal ağırlık oluşturuyormuş. Yani 100 TL kaybeden insan, 200 TL kazansa bile yine de rahatlayamıyor. Tabi ki kalplerinde sükûnet olanlar müstesna.

Şu kıssayı hatırlayalım:

Bilâl-i Habeşî (r.a.) Hazretleri, İslâm dinini kabul ettiği sıralarda, ona olmadık işkence ve eziyet yapılır.   Hazreti Ebû Bekir-i Sıddîk (r.a.), bir gün hadiseye şahit olur. Onun halini görünce, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) huzuruna çıkar, kurtarmak için müsaade ister. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.),  ‘’Bu hayrında, ben de sana ortak olmak istiyorum. Benim yerime vekil ol. Ücretinin yarı parasını vereceğim.’’ buyurur. Hazreti Ebû Bekir-i Sıddîk (r.a.) ‘’Başüstüne!’’ diyerek müşrikin evine doğru yola çıkar. Kapıyı çalıp içeri girer.

Neticede alışveriş gerçekleştikten sonra müşrik kişi;  “Siyah bir köleyi satın almak için bu kadar hevesli görünmeseydin, verdiğin paranın onda birine alabilirdin. Değerini sen artırdın. Bence yarım pul etmez.” der. Hazreti Ebû Bekir-i Sıddîk (r.a.), ‘’Ey kişi! Sen çocuk gibi, bir cevize karşılık, paha biçilmez bir inci verdin. Bana göre o, iki dünyaya değer. Alışverişte biraz ısrarcı olsaydın, onu satın almak için bütün malımı verirdim. Hatta başkalarından etek dolusu altın borç alırdım’’ der.

Bu misal kötü davranışlara karşı, insanlığın iki uçtaki düşünce farkını en açık şekilde ortaya koyar. Hadiseden sonra, Hazreti Ebû Bekir-i Sıddîk (r.a.) gördüğü işkencelerden dolayı yara bere içinde olan Bilâl-i Habeşî Hazretlerini (r.a.), elinden tutup Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) götürür. O, Peygamberimiz’i görünce sevincinden düşüp bayılır. Kendine geldiğinde ise ağlamaya başlar. Peygamberimiz, onu kucaklayıp iltifat eder. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hazreti Ebû Bekir-i Sıddîk’a (r.a.), “Ey Sıddîk! Bu iyilikte ben ortak değil miyim? Payıma düşen nedir?” der. Hazreti Ebû Bekir-i Sıddîk (r.a.); “Yâ Resûlallah! İkimiz de senin kapının kölesiyiz. Benim hürriyetim sana kul köle olmaktır. Ben Bilâl’i senin aşkınla âzat ettim’’ der.

Hadise üzerinde biraz düşünelim. Bilal-i Habeşî Hazretleri’nin (r.a.) çektiği sıkıntı mı sizi fazlaca üzüyor, yoksa kurtulma anında yaşadıklarını mı daha çok hatırlıyorsunuz. Yoksa Ebû Bekir-i Sıddîk Hazretleri’nin fazladan para vererek onu alması, içinizde bir burukluk mu oluşturdu. Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.)gördüğünde sevincinden düşüp bayılmasını unutamıyorsanız, insan fıtratında var olan kayıptan kaçınma hastalığı kendinizde daha az bulunuyor, diye düşünebilirsiniz.

Kötü sonuçlar, kötülükler, mesela cennet-i âlâya karşılık cehennemin varlığı insanların içinde daha güçlü hisler uyandırır. Belaya düşen bir insanın feryadı dağları taşları sararken, Allah’ın ihsanına uğramış kişinin şükrünü çok az insan duyar.

Olumsuz şeylere, olumlu şeylerden daha çok tepki vermek istemiyorsanız, nimetlere karşı şükrünüzü arttırmalısınız. Nimetleri unutmak insan kalbinde katılık oluşturur, kaybetmenin kötülüğü, gelen ihsanın şükrünü unutturur. Bu da insanda zafiyete yol açar.

Nûşirevan’ın başveziri Büzürcmihr’e: “Ahmak insanlar nasıl terbiye edilir?” diye sorulunca; şu cevabı verir: “Çok çalışmalarını emredip meşakkatli işlerde koşturularak. Böyle yapılırsa, boş işlere harcayacak vakit ve imkân bulamazlar.” “Ya boş gezenler, ne ile edeplendirilir?” diye sorulunca da: “İhtiyaçlarını görecek bir işle meşgul edilerek.” cevabını vermiştir.  Yine Büzürcmihr’e: “Şerefli cömert insan kimdir?” diye sorulunca: “Veren fakat verdiğini söylemeyendir.” demiştir.

Veren, fakat verdiğini söylemeyen, gelen ihsana karşı şükrünü tam yapabilenler, olumsuz şeylere karşı aşırı hassasiyet gösterme hastalığından kurtulabilirler.

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı