Din ve HayatKapak

Onlar Gibi Olmak

Tarihteki bazı kıssalar, dinleyen ve okuyan herkeste kalıcı izler bırakır. Ancak bunlardan layıkıyla istifâde etmek için, konu üzerinde uzun süre düşünmek, hikmetine ulaşmak ya da hikmetine vakıf olanların anlattıklarını yakalamak gerekir. Kısacası, kıssadan hisse çıkarmak güzeldir ama göründüğü kadar kolay değildir.

Ashab-ı Kehf kıssasıyla ilgili ulaştığımız ilaçlık bilgilere geçmeden, bu konuda yaşanmış bir hadiseyi nakledelim.

Bir talebe, elindeki Mushaf-ı Şerîf’le mektepten çıkmıştı. Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretleri ile karşılaştı, selam verdi. Şâh-ı Nakşibend (k.s.) talebenin elindeki Mushaf’ı alarak açtılar; Kehf Sûresi’nin on sekizinci âyet-i kerîmesindeki şu kısım çıktı: /mealen (Ashab-ı Kehf’in) Köpekleri de iki kolunu kapı tarafına uzatmış bir haldedir… Bu kısmı okuduktan sonra tevazu göstererek “Ben de onun gibi olmak istiyorum.” buyurdular. (Silsiletü’z Zeheb Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiyye, Fazilet Neşriyat, İstanbul 2016, S. 167-168.)

Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretleri “onun gibi olmak” istiyorum derken neyi kast ettiler, kime karşı, kimleri korumak için böyle düşündüler, detayları düşündürücü. Ashab-ı Kehf kıssasının bundan başka insanı düşüncelere sevk eden ibretlik detayları da var. Birkaç tanesine, kadîm tefsirlerimizden beraber bakalım:

Güzel düşünmeleri

Ashab-ı Kehf genç bir zümre idiler. Birer uyanık ruha sahip bulunuyorlardı. Allah’a iman-ı kâmil ile iman etmişlerdi. Aralarında bulundukları birçok kimseler gibi küfre düşmüş değildiler. Hazreti Allah, onların bu imanlarına mükâfat olarak, hidâyetlerini artırdı. Onların ruhlarını aydınlatıp kalplerini ilâhî ilimler ile süsledi ve kendilerini imanlarında kararlı kıldı.

Ashab-ı Kehf kıssası zulmet zamanlarında, ehli imanın güzel düşüncelerinin peşine giderek, Hak Teâlâ’ya nasıl sığındıklarını bildirmektedir. Ve şirke düşmüş kavimlerinin yanından Allah’ın rahmetine sığınmalarını birbirine tavsiye etmeleri onların ne kadar güzel düşünceli olduklarını göstermeye yeter. Sonunda Allah’ın rahmetine kavuşup işlerinde kolaylığa mazhar olmuşlardır.

Güzel konuşmaları

İmanlarını açık olarak da gizli olarak da muhafaza ettiler. İmanları, ibadetleri uğrunda zahmetlere katlandılar, yurtlarını, vatanlarını terk ederek bir mağaraya kapandılar. Hazreti Allah onların kalplerini kuvvetlendirince bu onlarda güzel düşüncelere ve konuşmalara vesile oldu. Kendilerini putperestliğe davet eden “Dakyanus” adındaki zorba hükümdarın yanında, ayağa kalkarak dediler ki: Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Öyle mahlûk, fanî olan şeyler nasıl Rab’lik vasfına sahip olabilir ki, biz onları kendimize Rab edinelim? Biz Allah’tan başkasına bir ilâh diye tapmayız, çünkü o kâinatın yaratıcısından başkası, asla ilâhlık vasfına sahip olamaz. Öyle bir mahlûka ilâh diyecek olsak elbette ki haktan pek uzak bir söz söylemiş oluruz. Akıl dışı pek ziyade zulüm ve cehaletten ibaret bir lakırdıda bulunmuş oluruz.

Tek endişeleri, Allah’ın rızasını kaybetme korkusudur

İçinde yaşadıkları toplumdan Allah’ın rızasını kaybetme korkusuyla yine Allah’ın rızasına sığınan o nurlu gençler, birbiriyle konuşarak dediler ki: Şu bizim kavmimiz bizden daha yaşlı, daha mevki sahibi oldukları halde yüce olan Allah’a ulaşan doğru yolu bulamadılar. Allahü Teâlâ’nın birliğini bilemediler. Putlara tapındılar, pek yersiz şüphelere kapıldılar, onların o ilâh olduklarına inandıkları şeylerin üzerine bir zâhir hüccet, bir kesin delil getirmeli değil mi idiler? Ne yazık ki, onlar öyle bir delile asla sahip olamazlar, öyle bir delil de asla olamaz. Fakat biz -Allah’a hamd olsun- onun birliği hakkında nice açık, kesin delillere sahip bulunmaktayız.

Birlik olmaları işlerini kolaylaştırdı

Onların güzel niyetleri Cenab-ı Hakk’ın lütuf ve keremine ulaşmalarına vesile oldu. Bu durum yaşanırken onların bazısı, bazısına şöyle demişti: Vakta ki onlardan, o putperest kavminizden ve Allah’tan başka tapındıkları şeylerden, onların bâtıl mabutlarından siz kaçındınız. Allah Teâlâ’dan başkasını mabut edinmediniz. Kavminizden inanç bakımından ayrıldınız. Ve onlardan cismanî bir ayrılışta bulunmak da istediniz. Artık mağaraya çekiliniz. Dağdaki büyük mağaraya sığınınız. Kerem sahibi Rabbiniz size iki âlemde de kifayet edecek güzelliği ihsan buyurur. Sizin için işlerinizde de bir kolaylık hazırlar. O düşmanlardan dininizi korumak için sizi muhafaza eder ve lâzım gelen şeyleri onlardan istifade edebilmeniz için sizlere kolaylıkla ihsan buyurur. Maddî ve manevî hayatınız emin bulunur. Bu, imanın mükâfatıdır.

Firaset sahibiydiler

Bir mucize olarak Allah tarafından uyutuldukları gibi, birbirlerine sorsunlar diye yeniden uyandırıldılar. Uyandırılmalarının ilk hikmeti olan kendi durumlarını anlamak için, içlerinden biri şu şekilde sordu: “Ne kadar durdunuz?” “Bir gün veya daha az bir zaman kaldık.” dediler. Kimi öyle dedi, kimi de başka. Nasıl ki kıyamette uyandırılarak haşre gönderilecek olanlar da hep böyle sanacaklar. Tırnaklarındaki, saçlarındaki bazı değişikliklere bakarak veya kalplerine gelen ilâhî ilhama binaen, tekrar dediler ki: Bu mağarada ne kadar durduğumuzu Rabbimiz daha ziyade bilendir. Biz bunu tayin edemeyiz. Bu zatlar birbirini cehaletle itham etmiş olmamak için böyle kemâli nezaketle güzel bir mütalâada bulundular.

Her daim doğru hareket etmenin yollarını aradılar

Aradaki ihtilafı firaset ile çözdükten sonra, içlerinden birini gümüş parayla Tarsus beldesine gönderdiler. Hangi yiyecek, dinimizce temiz ve helal ise baksın, bize ondan bir rızık getirsin, dediler. Gönderdikleri kişinin şehre gidince çok dikkatli davranmasını ve mağaraya sığınmış kimselerden olduğunun anlaşılmamasını istediler. Vaziyetlerinin etrafa yayılmasından endişeleniyorlardı. Gönderdikleri kişiye nezaketle hareket etmesini tembihlemeyi de ihmal etmediler.

Ve Allah’ın rahmetine kavuştular

Hiçbir noksan arız olmadan, yeniden tam bir sıhhat ile uyanarak, onların bir müddet daha yaşamaları, ilâhî kudretin büyüklüğüne bir delildi. Ölülerin tekrar hayat bularak mahşere sevk edileceklerine dair göz ile görülen canlı bir misaldir. Onlar, uyandıkları zaman her ne kadar kendilerini gizlemeye çalışsalar da Hazreti Allah, ibret için bu durumlarını insanlara açık etti.

O şehir ahalisi, Ashab-ı Kehf mucizesinin yaşandığı yıllarda aralarında tartışma yaşıyorlardı. Bir kısmı, insanların öldükten sonra ruh ve ceset ile haşr olunacaklarına inanmış idiler. Diğer bir kısmı ise bunu inkâr ediyorlardı. Herhangi bir insanın öldükten sonra artık dirilmeyeceğini iddia ediyorlardı. İşte böyle bir sırada Cenab-ı Hak, Ashab-ı Kehf’in hallerinden onları haberdar kıldı. Bu durum karşısında münakaşa edenler Allah’ın izniyle doğru yolu görmüş oldular. Hadiseden sonra, o gençler Allah’ın inayeti ile bir daha mağaradan çıkmadılar. Gençlerin hallerini anlayanlar da elbette onların yanlarında bir mescit edineceğiz, orada namaz kılınsın, dediler. Gerçekten de o mağaranın kapısı yanında bir mescit yapılmıştır.

İnanmayanlar ise…

Gençlerin mağaraya çekildikleri zamanlarda, inanmayanlar, “Mağaranın ağzına bir bina yapınız.” demişlerdi. Mağarayı, onların mezarları yapma niyeti ile böyle söylemişlerdi. Ve gerçekten de ölüp gitsinler diye mağaranın önünü kapattılar. Lakin Hazreti Allah onların bu kötü niyetlerine müsaade etmedi. İnsanlara hakikati gösterdi. İnanmayanlar inkâr gemisine binip dalalet denizinde boğuldular. İnananlar ise hakikat gemisine binip rahmet deryasına daldılar.

Kıtmir’in verdiği dersler

Kıtmir, Ashab-ı Kehf’in peşinden ayrılmayan bir çoban köpeği idi. Mağaranın eşiğinde dirseklerini uzatmış şekilde kapanıp nöbet tutmuştu. İbn Abbas, “Ben Ashab-ı Kehf’in sayısını bilen az sayıda insandan biriyim. Onlar yedi kişiydi; sekizincileri de köpekleriydi.” demiştir. Alaca renkli olduğu söylenir. Bu dünyada Ashab-ı Kehf ile beraber olduğu için ahirette de onlarla beraber olacaktır.

Yâ Resûlallah! Çi bâşed çün seg-i Ashab-ı Kehf?

Dâhil-i Cennet şevem der zümre-i ashab-ı tû,

O reved der Cennet, men der Cehennem key revast?

O seg-i Ashab-ı Kehf, men seg-i ashab-ı tû

Molla Cami Hazretleri

Ya Resûlallah! Ne olaydı Ashab-ı Kehfin köpeği gibi, senin ashabının arasında ben de Cennete gitseydim! O köpeğin Cennete, benim Cehenneme gitmem reva mıdır? O Ashab-ı Kehf’in köpeği ise, ben de senin ashabının köpeğiyim!

Geh kılur İblis’i Me’vâ’dan sürüp kelb-i hakîr

Gah bâb-ı gârda Kıtmir’e Me’vâ gösterir

Aşkî İlyas Efendi

“Allah bazen İblis’i sürüp kelb-i hakîr (düşkün, değersiz bir köpek) yapar; bazen de mağara kapısında Kıtmir’e cenneti gösterir.”

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı