Din ve HayatGelenekten Geleceğe

Oruca Hazırlanan Çocuklar

Cemrelerin tabiata bir bir düşüp onu ihya etmesi gibi üç aylar da kalplerimizi ihya ediyor. Nasıl ki havalar derece derece ısınıyorsa, müminler de üç aylarda derece derece terakki ediyorlar. Receb-i Şerif, Şaban-ı Şerif derken mübarek ay Ramazan-ı Şerif’in gelmesi, bambaşka iklimlerin kapısını ardına kadar açıyor. Bereket, rahmet ve mağfiretin nur olup gökten yağdığını hissederken şekâvet ve şerâretin muhkem zincirlerle hapsedildiğini biliyoruz.

Ramazan, kendine öyle yakışan bir tavırla misafirimiz oluyor ki; fırındaki pideyi, sofradaki güllacı, sokaktaki davulcuyu hiç yadırgamıyoruz. Sıradan, basmakalıp günlerimize; zamana yetişmek ve zamanı yetiştirmek dertlerimize koskoca bir zaman dilimini, geceyi de dahil ederek vaktimizin sınırlarını genişletiyor ve hayatımızı değiştiriveriyor. Yediden yetmişe bütün Müslümanları bir uyum içinde heyecanlandıran Ramazan-ı Şerif; iftarda top sesini, sahurda davulcuyu duymak için kulak kabartmış çocuklarda adeta bir coşkuya dönüşüyor. Bu yazımızda çocuklar için dünyalık zevklerden, ibadet zevkine doğru giden bir yolculukta, ecdadımızın, çocukları oruca alıştırma yöntemlerinden bahsedeceğiz.

Tekne orucu

Büyüklere özenmek, insanoğlunun tabiatında vardır. Küçükken; büyümeyi, büyük adam olmayı, büyüklerle olmayı hepimiz arzu ederiz. Daha çocukluk çağlarımızda büyüklerimiz gibi olmak adına sahur sofrasına bağdaş kurup ibadet niyetiyle açlığa savaş açtığımız olmuştur. Ancak çoğu zaman vücudumuzun sıskalığına, irademizin çelimsizliği de eklenmiş, maalesef niyetimizi tamamıma erdirememişizdir. Vakit öğleye yaklaşınca küçük bedenlerimiz yavaş yavaş tükenmiş; bardaktaki su, tabaktaki meyve, dolaptaki yemek aklımızı çeleceği anda bir ses imdadımıza yetişivermiştir: “Yavrum senin orucun tekne orucu olsun, hadi sofra hazırlayayım da karnını doyur.”

Evet, tekne orucu budur. Oruç tutmaya gücü yetmeyecek bir çocuğun alıştırılmak adına kurgulanmış bir zaman diliminde oruç tutturulmasıdır. En yaygın zaman dilimi sahurdan öğle ezanına kadar olsa da öğle ezanından iftara ya da öğle ezanıyla yemek yemek suretiyle sahurdan iftara kadar da olabilmektedir. Tekne orucuna bazı bölgelerimizde yarım oruç, paşa orucu, oruca direk vurma gibi isimler de verilmektedir.

Neden tekne orucu?

Tekne isimlendirmesi bazı kaynaklara göre “Tekniye” kelimesinden gelmektedir. “künyelemek”, “kimliklemek” anlamına gelen bu kelime zamanla tekneye dönüşmüştür. Diğer bir görüş ise tam bir halk etimolojisi örneğidir. Buna göre, eskiden çocuklar oruç tutmaya güç yetiremedikleri zaman mutfaklarda bulunan büyük hamur teknelerinin ardına saklanır, orada karınlarını doyururlarmış. Buna ithâfen bu oruca tekne orucu denmiş.

Oruç satın almak

At binmeyi koyun sırtında, ok atmayı söğüt dallarıyla, kılıç kullanmayı tahta parçalarıyla oyunlaştırarak öğreten bir milletin, manevi hasletlerini nesillerine öğretmek adına geliştirdiği pek çok yöntem mevcuttur. Bunlardan biri de oruç satın alma geleneğidir. Eskiden çocukları oruç tutmaya özendirmek adına çocuğun orucuna bir bedel ödenir, oruç çocuktan satın alınır gibi yapılırdı. Bu bedel, H. Rahmi Gürpınar’ın “İlk orucum” isimli yazısındaki gibi parayla karşılanabilirken çeşitli hediyeler ya da yiyeceklerle de karşılanabilirdi.

Bu geleneğimiz eski edebiyatımızda şairi bilinmeyen bir beyitte de dile getirilmiştir: “O tıfl-ı rûze-dârım dün bana bir rûzesin satdı, Edib vaslın hele rûzî şeb-i hicrânı rûz etdi.” (Oruca niyetlenmiş olan o küçük mahbubum, dün bana orucunu sattı. Böylece o, bana vuslatını nasip ederek hicran karanlığını gündüze çevirdi.)

Mahalledeki durum

Atalarımız sünnet merasimleri, amin alayları vb. gibi çocuklarla ilgili dinî ve kültürel uygulamaların hemen hemen hepsini topluca yapmaya gayret etmiştir. Bununla ecdadımız çocukları eğlendirmeyi amaçlarken aynı zamanda onları toplum önüne çıkartarak bir sorumluluk yüklendiklerinin şuuruna varmalarını istemiştir. İlk oruç söz konusu olduğunda muayyen adla anılan bir törene rastlayamasak da mahalledeki komşuların oruç tutmaya başlayan çocukları taltif etmek adına mükellef sofralar hazırladıkları bilinmektedir.

Çocukların oruca niyetleri

Eskiden çocuk, sahurda yemeğini yedikten sonra kıbleye doğru döndürülürdü. Elleri dua eder vaziyette “Ekmek yedim kuruca, su içtim duruca, niyet ettim yarınki oruca.” ya da “Niyetim niyet için, niyetim Allah için, Allah’ım niyetimi kabul et, bugünkü oruç için” gibi çocuk tabiatına uygun cümlelerle niyet ettirilirdi. Çocuğun bu şekilde ciddiye alınması, onun üzerinde oruç için apayrı bir motivasyon oluştururdu.

İpli sandıklar

Kimi aileler tekne orucu tutan ya da tam gün oruç tutabilen çocuklar için iftar vakitlerinde küçük ipler keserlerdi. Ramazan’ın sonuna doğru bu ipler çoğalınca evin büyüklerinden birisi her düğümde ihlas-ı şerif okuyarak bunları birbirine bağlardı. Daha sonra bu ipler süslü sandıklar içerisine konularak saklanır ya da çocuğun sevenleri arasında açık arttırmaya sunulurdu.

Orucun çocuk gelişimindeki yeri

Ramazan ayı, çocuklar için tam bir eğitim ayıdır. Çocuklar ibadet bilincini, cemiyet halinde hareket etmeyi, çeşitli kültür örneklerini Ramazan’da yaşayarak öğrenirler. Pedagoglara göre tekne orucunun çocuk gelişimine en önemli katkısı çocuğa irade ve iç disiplin kazandırmasıdır. Tekne orucuyla çocukları korumacılık adı altında hayatın akışından çekmek yerine, onlara yapabilme fırsatı sunulmaktadır. İbadet niyetiyle çok susadığı halde suyu reddedebilen bir çocuk, iç disiplinini kazanmış, iradesini kontrol edebilir hale gelmiş demektir.

Ramazan-ı Şerif ayında küçük büyük herkes, en az bir Kur’ân-ı Kerîm hatmi bitirmeye çalışır…

Diğer taraftan yine pedagoglara göre 0-2 yaş çocukların haz ve dürtü odaklı yaşadıkları dönemlerdir. Bu yaşlarda arzularının hemen gerçekleştirilmesini isterler. Bu yaş aralığından sonra hazlarını erteleme konusunda zorlanırlar ve büyüdükçe haz odaklı olan duygularından vazgeçmek istemezler. Pek çok anne ve babanın baş etmekte zorlandıkları erken ergenlik ya da iki yaş sendromu diye adlandırılan sürecin başlangıç noktasında tekne orucu hazları erteleme eğitimi vermek için eşsiz bir fırsat olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bunun en somut örneği 1970’te Stanford Üniversitesi’nde gerçekleştirilen “Marshmallow Testi”dir. Teste göre çocuklar, içerisinde sadece masa, sandalye bulunan bir odaya alınırlar. Masanın üzerinde bir tane marshmallow bulunmaktadır. Deneyi yapan kişi çocuklara, bir işi dolayısıyla odadan ayrılmak zorunda olduğunu ve yalnız kaldıkları 15 dakika boyunca marshmallowa dokunmamaları gerektiğini, eğer sabrederlerse ikinci bir marshmallow vereceğini söyler. Çocuklardan bazıları sabreder bazıları ise sabredemez. 1990’a gelindiğinde takip çalışması yapılır. Sabreden yani zevklerini erteleme becerisine sahip çocukların diğerlerine oranla akademik ve sosyal başarılarının çok daha fazla olduğu tespit edilir.

Son söz yerine

Çocuk eğitimi anlamında kafamız o kadar karışık ki çoğu zaman kendi kendimizi reddediyoruz. Bir taraftan çocuklarımızı özgür yetiştirmeyi murat ederken, diğer taraftan onları korumak adına baskılıyoruz. Geleneksel eğitim metotlarını zaman değişti bahanesiyle rafa kaldırmak isterken modern metotların da kimi zaman işe yaramadığını görüyoruz. Oysaki mirasyediliği bırakıp atalarımızın bıraktıklarını tüketmek yerine bu temeli esas alıp üretmeliyiz. Bu konuda bizim üzerimize düşen çocuklarımız için tekne iftarları, minyatür mahyalar, Ramazan’ı anlatan mani çemberleri, sadaka kumbaraları, bayram için tebrik kartları hazırlayıp, hazırlatmak gibi çeşitli faaliyetlerle bu mübarek ayı sevdirmektir. Yazımızı Enderunlu Vasıf’ın 19. asırda çocukların oruç hevesini “Canım nineciğim, beni bu gece sahura kaldır.” cümlesiyle anlattığı şu beyitle sonlandıralım, vesselâm:

Sübyân-heves ni’mete savm ile demekte
Bu şeb beni canım nene sahura uyandır.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı