Kolay Hayat

Osmanlı Bereketinin Sırrı İslamî Hayat

Osmanlı büyüktü. Hangi imparatorluğa göre büyüktü ya da hangi imparatorluktan farklıydı? Toprakları Osmanlı’dan daha büyük olan imparatorluklar neden Osmanlılar kadar hayırla anılmıyor? Büyük imparatorluklar diye âleme nam salanlar neden Osmanlılar kadar bereketli değildir? Ve Osmanlıdaki bereketin sırrı nedir?

Osmanlı büyük bir devletti. Büyüktü ve farklıydı; ama bu sıfatların, kime kıyasla, hangi minvalde ve neden kullanıldığına dair çalışmalar daha önemlidir. Kıyaslamaya Makedonyalı Büyük diye vasıflandırılan İskender ile başlayalım. Kral II. Philip M.Ö. 336 yılında öldüğünde yerine geçen oğlu Genç İskender’in ihtirası, o zamanki Makedon topraklarından çok daha büyüktü. Daha 15 yaşındayken elinde kılıç, savaş meydanlarında terleyen bu genç 16 yaşında general, 20 yaşında kral oldu.

M.Ö. 334’te piyadeleri, atlıları ve mühendisleri, istihbarat ve lojistik desteği ile birleştirerek modern çağa da misal teşkil edecek 50 bin kişilik ordusuyla yollara düştü. İskender aynı zamanda iyi bir taktik adamıydı. Siyasal iletişim uzmanlarının “propaganda” kavramını icat etmelerine daha yüzyıllar vardı; ancak İskender hem askerlerini hem de fethettiği topraklardaki kavimleri etkilemek için propagandayı tepe tepe kullanacaktı.

O dönemin en büyük devleti ve ordusuna sahip olan Persleri iki defa mağlup etti. İskender bu zaferi kutlamak için Alexandra-İskenderun (Hatay) şehrini kurdurdu. Elde edilen sadece altın ganimeti kaynaklara göre her biri yaklaşık 26 kilo ağırlığında olan 180 bin adet külçe altın idi. Henüz 26 yaşındaydı, döneminin en büyük imparatorluğunu yerle bir etmesine rağmen yine durmadı. Asya’nın içlerine doğru ordusunu sürdü. 12 yıllık seferler silsilesinde 20 bin km yol kat etti. O dönem için bilinen dünyanın yarısını ele geçirme başarısını gösterdi. Adını taşıyan otuza yakın şehir kurdu. Öyle ki Mısır’ın İskenderiye’siyle günümüz Tacikistan sınırları içinde kalan Fergana Vadisindeki İskenderiye arasında 4800 km mesafe vardı.

Girdiği onlarca savaşın hiçbirinde mağlubiyet yüzü görmeyen İskender bilinen bütün dünyaya Helen medeniyetini yaymaya kararlıydı. Fakat ömrü yetmedi, akıl almaz bir hızla büyüttüğü imparatorluğu onunla birlikte mezara gitti. Kendisi gibi imparatorluğu da bereketten yoksundu.

İş Türklükte bitmiyor

Avrupa Hun İmparatorluğunun kaderi de Makedon İmparatorluğu ile paraleldi. Doğuda ünlü Çin Seddi Hunlar’ın saldırılarından korunmak için inşa edilmişti. Batıda dördüncü yüzyılın sonlarına doğru beklenmedik bir anda ortaya çıkmış, önlerine çıkan her şeyi ezerek Roma sınırlarına dayanmışlardır. İmparator Atilla “Güneşin aydınlattığı her toprağı fethederim.” sözünü hayata geçirmeye ant içmişti. Ama ömrü nihayete erdiğinde imparatorluk da sona erdi. Onlar da bereketten yoksun idiler.

Bir başka misal Roma İmparatorluğu ve sonrasındaki Bizans İmparatorluğu. İmparatorluk tarihinde huzursuzluk ve entrikalar hiç bitmedi. Gittikleri yerlerde gerçek huzuru bulamadı.

Yönetimde bereketin sırrı nedir?

Ne imparatorluğun gücü ne de imparatorun kendisi… Bereket öyle bir şeydi ki mal-mülkle, sayıyla, savaşla gelen bir şey değildi. Fakat o sırrı bilen Osmanlılar 400 çadırlık bir topluluktan cihan-şümul bir devlet kuracaklar ve dünyaya nizam vereceklerdi. Gittikleri her bölgeye, fethettikleri her toprağa bereket götüreceklerdi. Öyle ki bugün bile o bereketi birçok ülkede, binlerce mimari eserde görebilmek mümkündür.

Osmanlı büyüktü, ama hangi imparatorluğa göre büyüktü ya da hangi imparatorluktan farklıydı? Toprakları Osmanlı’dan daha büyük olan imparatorluklar neden Osmanlılar kadar anılmıyor? Büyük imparatorluklar diye nam salmış olanlar neden Osmanlılar kadar bereketli değildi? Ve Osmanlıdaki bereket neydi ki; birçok eseri günümüzde dahi insanlara hizmet etmeye ve (Allah-ü Alem) kıyamet sabahına kadar hizmet vermeye devam edecekti?

İşin sırrı İslamî hayat

Osmanlılar neden bereketliydi? Bu soruya farklı cevaplar verebilmek mümkün. Ama asıl cevabı Osman Gazi’nin oğluna yaptığı vasiyetnamede görebiliriz: “Oğlum, bizim davamız kuru kavga ve cihangirlik davası değildir. Ben bütün ömrümce dinimize hizmet için yaşadım. Sana yakışacak olan da budur.” Yine son padişahlardan II. Abdulhamid Han’ın “Bizi yücelten, dinimize karşı duyduğumuz büyük aşktır.” ifadesiyle özetlemektedir.

Fatih Sultan Mehmet Han tebdili kıyafet esnafı teftişe çıktığında alış-verişte esnafın birbirlerini nefislerine tercih ettiklerini müşahede etmiştir. Ya da o dönemde zekat vermek isteyen bir Müslüman’ın günlerce dolaşıp zekatını verebileceği fakir birini bulamadığı ve parayı ihtiyaç sahibi birinin alması için bir ağaca astığında üç ay orada kaldığı tarihi bir hakikattir. Toplumdaki bu bereket sebebiyle Fatih “Bizim kılıçlarımızın gölgesinin ulaştığı yerlere onların hayali bile ulaşamaz.” buyurmuş ve öyle de olmuştu.

Kanuni Sultan Süleyman Osmanlı bereketini şu sözüyle özetler gibidir: “Allah’a kul olan cihana sultan olur.”

Yavuz Sultan Selim ordusuyla İslam’ı tek bir bayrak altında toplamak gayesiyle Mısır seferine giderken, Gebze yakınlarındaki bağlık-bahçelik bir arazide verdiği mola sonrası bütün askerlerin heybelerini arattırır. Hiçbirinde meyve cinsinden bir şey çıkmaması üzerine ellerini kaldırıp şükreder. İşte o bereket sebebiyledir ki  Osmanlı ordusu Sina Çölü’nden geçerken Peygamber Efendimiz orduya mihmandarlık yapar.

O Sina Çölü ki tarihte ancak Pers İmparatoru Kambiz ve ondan 193 yıl sonra Makedonyalı Büyük İskender’in geçerek Mısır’ı fethettiği çöldür. Ancak İskender, kuvvetlerinin büyük kısmını gemiye bindirip denizden İskenderiye’ye sevk eder. Sina Çölü’nü geçmeyi Moğollar ve Timur gibi dünyayı aşan büyük cihangirler bile göze alamamışlar, tecrübe dahi etmemişlerdir. Onlardan sonra bu çöl, yürüyüşle ve büyük bir ordu ile geçilmemiştir. Birinci Cihan Harbi’nde tekniğin üstünlüğüne rağmen 11 günde geçilen çölü Yavuz Sultan Selim 13 günde geçmiştir.

Osmanlı bereketi demek bugün kördüğüm haline gelen Filistin-İsrail bölgesini iki pırpırlı çavuşla yüzyıllarca idare edebilmekti. Sultanahmet Cami inşa edilirken caminin banisi olan o koca padişahın tebdil-i kıyafet ile mıcır taşımasıydı. Yıldız Sarayında padişahın yatağından lavaboya abdest almaya gidene kadar abdestsiz yere basmayıp tuğla ile teyemmüm yapmasıydı ve abdestsiz Devlet-i Ali’nin hiçbir evrakını imzalamamasıydı. Yedi düvelden oluşturulmuş orduyla yapılan Çanakkale Muharabesi’nde Peygamber Efendimiz (sav)’in ümmetine yardıma gelmesiydi. Medrese, cami, köprü, çeşme gibi birçok Osmanlı yapısının aslına uygun olarak bugün bile hizmet vermeye devam etmesiydi.

Bereket öyle bir şey ki yapılan eserlerin kıyamete kadar ümmet-i Muhammed için hizmet verebilmesiydi. Osmanlı bereketi öyle bir şeydi ki Osmanlı olmaktan çıkan her bölgede kaos çıkmıştı. Osmanlı bereketi demek 700 yıl 72 millet 7 iklimde huzur içinde yaşamak demekti.

En Yeniler

Başa dön tuşu