Özümüze Dair Bir Müze

0

Osmanlı Devleti’nin hüküm sürdüğü topraklar üzerine kurulu camii, mescid, tekke ve türbe gibi binalarda bulunan tarihî eserler kayboldu. Bazıları da Avrupalılar tarafından bir bir kaçırıldı. Arkasından bir komisyon kurularak tarihî ve taşınabilir eserlerin İstanbul’a getirilmesine çalışıldı.

İstanbul’a Dünya’nın farklı yerlerinden getirilen bu eserler, 1914 yılında Süleymaniye Külliyesi içindeki imaret (dâruzziyâfe) binasında “Evkaf-ı İslâmiye Müzesi” (İslâm Vakıfları Müzesi) ismiyle ziyarete açıldı. Daha sonra “Türk ve İslâm Eserleri Müzesi” adını alan müze, 22 Mayıs 1983 tarihinde bugün içinde bulunduğu İbrahim Paşa Sarayı’na taşındı.

Müzede yok yoktur doğrusu. İslâm sanatının en erken döneminden Emevi, Abbasi, Kuzey Afrika (Mağrib), Endülüs, Fatimi, Selçuklu, Eyyubi, İlhanlı, Memlûk, Timurlu, Beylikler, Safavi, çeşitli Kafkas ülkeleri ve tabii ki Osmanlı devri eserleri bu müzede bir arada bulunmakta. Müzenin “İslâm Eserleri” bölümünde sergilenen Kâbe örtüsü kuşağı ve örtüden çeşitli parçalar, Mekke-i Mükerreme’nin anahtarları, Peygamber Efendimiz’in ayak izi ve sakal-ı şerifi ise müzeyi ziyaret etmeyi vazgeçilmez kılmaktadır.

Eli kalem tutanların olmazsa olmazları

Müzenin İdari Meclisi üyesi İbnülemin Mahmud Kemal İnal ve Mehmed Ziya beylerin müzeye hediye ettiği yazı takımı. Kalemtraş, makas, hokka, makta, zarf açacağı ve kalem kutusu… Bugün belki de sadece hat sanatı ile meşgul olanların ihtiyacı olan bu malzemeler, eskinin her eli kalem tutanının olmazsa olmazları, yanından ayırmaması gerekenleri idi.

Havanda su dövmek kaldı geriye

Selçuklular devrinden kalma bronz havanlar. Günümüzde mutfağımıza giren hemen her baharat veya bitki maalesef bazı işlemlerden geçirilmiş olarak geliyor. Hal böyle olunca da zaman-ı evvelden bizlere ancak “havanda su dövmek” kalıyor. Eskinin attar ve eczacılarının bu vazgeçilmez dostları bugün müzelerde obje, eskicilerde meta…

Gözünün nurunu akıtan ustaların dünyası

Üzeri işlemeli iki ahşap sütun. Günümüzün şatafat ve ruhsuzluğu, eskinin o içinde bulunduğu medeniyetin bütün kimliğini büyük bir asalet ve azimle içinde barındırma hüviyeti karşısında ezildi, büküldü ve en nihayetinde de varlık gösteremedi.

En kıymetlilerden biri

Kabe-i Muazzama örtüsünden ufak bir parça. Örtü, hac mevsiminde hacılar Kabe’yi daha iyi görsünler diye yukarıya kaldırılır ve her yıl Arefe günü hacı adayları vakfedeyken değiştirilirdi. Osmanlı devrinde İstanbul’dan Surre Alayı ile gönderilen örtü bugün Mekke’de bulunan Kabe Örtü Fabrikası’nda dikiliyordu. Eski örtü ise ufak parçalara ayrılarak dünyanın çeşitli bölgelerine gönderiliyormuş.

Derviş keşkülü

Selçuklular devrinden metal bir derviş keşkülü. Vakti zamanında dervişler kenarlarından ipler bağladıkları bu keşkülleri boyunlarına asarlardı. Değerli metallerden olduğu gibi ceviz kabuğundan veya abanozdan imal edilenleri de vardır.

(Toplam 110 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.