Kültür SanatRöportaj

Plaza Dilinde Kibir ve Kompleks Var

Rahatsız etmek ‘irrite etmek’, kontrol etmek ‘check etmek’, malumat bilgi vermek ‘briflemek’, görevlendirmek vazife taksimi yapmak ‘assing etmek’, teyit etmek ‘confirm etmek’, yapabilmek ‘yapabilite’, odaklanma ‘focuslanma’ ile ifade ediliyor. Bu baskıyı ‘süspanse’ etmeliyiz, ‘kontra’ sunum yapmamız şart, yarın off günüm ‘izinliyim’ siz bizim door opener’ımız olun, sözleşmeyi henüz comfirm’ledim, mailinizi check ederseniz sözleşmenin soft halini görebilirsiniz, cümleleri size yabancı gelebilir.

İş dünyasının yüksek rakımlı binalarında işler böyle dönüyormuş. Aşağılık kompleksi mi yoksa, hanlarda kervansaraylarda büyüyen Türkçe, yüksek rakımlı plazalardan düşme tehlikesi mi geçiriyor? Şirket, devlet ve dil arasındaki bağı Pamukkale Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatı Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Sarıca ile konuştuk.

Yarı İngilizce yarı Türkçe konuşan Plaza Türkçesi, yüksek katlı binalarda patron katının dili. Plazadan önce neredeydik?

Farsça olan çarşı sözcüğünü henüz yitirmedik. Ancak onun yanına İngilizcenin Fransızcadan aldığı plaza > place sözcüğünü koymaya başladık. Yolu Latinceye uğrayıp, Yunancaya dek giden bir sözcük; agora gibi pazar, çarşı, meydan anlamlarında. Biz ise şimdi işhanı, iş merkezi anlamında kullanır olduk. Geçmişteki Farsça düşkünlüğümüz şimdi İngilizce üzerinden yürüyor. Anadolu’yu baştanbaşa kervansaraylarla donatıp aslında türünün en iyi örneği olan Selçuklu Hanlarını, bu görkemli iş merkezlerini dünyanım gözüne sokacağımız yerde, nelerin üstesinden geldiğimizden habersiz aşağılık duygularının kölesi oluyoruz. Aslında soktuk da. Kervansaray sözcüğü bütün Avrupa dillerine kurulmuş bir görkemli sözcüktür. İş dünyasının bizden sorulduğu zamanların armağanı. Hani şu İpek Yolu’nun, Baharat Yolu’nun ezeli bekçileri olan atalarımızın.

Lisan aşağılık kompleksi bağını kurmaya sizi sevk eden nedir?

İşyeri adları, kurum, kuruluş, yerleşim yerleri adları İngilizce’ye büründü. Bunu bir eğitimlilik, zenginlik, kalburüstülük göstergesi yaptılar. Ya da böyle yaparsak, daha çok satarız deyip, aslında Türkçeyi sattılar. Özentinin dibini, aşağılık duygusunun ucunu yükseklerde, gökdelenlerde tower larda tour larda arayabilirsiniz. Bunu yapanlar aslında az okumuş acınası çocuklardır. Kibirlerini İngilizce ile cilalayıp yükseklere residence lara sığdırdılar.

Kibirle kullanılan kelime tercihlerinde sizce, lisan değiştiği için mi kişinin hâli değişiyor, yoksa hâl ve tavır değiştiği için mi, bu kullanılan lisana tesir ediyor?

Bugünkü görünüm dünden değişik değildir. Bir yanda okumuşlar ve zenginler; diğer yanda okumamışlar ve kırsal kökenliler. Köln ve Münih gibi kentlerde Antep Tatlıcısı, Mevlana Kebapçısı, Altın Makas gibi işyeri adları Türkçeyi Avrupa’ya yayarken; İstanbul’da ise My City, Paradise City, Tower Residence, Dragos Drive, My Village, Bavarian Gardens, Aqua Manors, Pegasus Residence gibi yerleşim adları dünden bugüne sonradan görmelik adına fazla bir değişiklik olmadığını gösteriyor. Bu konuda yine yerleşik değerlerden gelen kuruluş ve işyeri adları Türkçelik ve yerelliğini korurken daha kentli ve okumuş olanlar görkemli İngilizce adlar vermeyi sürdürmüşlerdir. Yabancı ticari kuruluşlar doğal olarak kendi kültürel renklerini de başka kültürlere taşıyacak ve bunu kendi açılarından görev bileceklerdir. Bizim sorunumuz aynı duyarlılığa sahip olmayan kendi yönetimlerimiz, kendi kuruluşlarımız ve kendi kaygısız insanlarımızdır.

Plazalarda kullanılan lisan, hâl ve tavır kompleksinin İngilizceye bürünmüş halidir diyebilir miyiz?

Uluslararası kuruluşların İngilizce bağımlılığı ortadır. Sürekli İngilizce ortamında yaşayan insanların yaşam ve davranış biçimleri yerel ve ulusal niteliklerden uzaklaşma eğilimi gösterebilmektedir. Bu konuda yerel yetişim ilkeleri ile desteklenmemiş kuşakların fazla direnç gösteremediklerini biliyoruz. Kaldı ki kendi sınırlarımız içinde bile her türlü kültür yozlaşmasına uğrayan gençlerimizin uluslararası ortamlarda neler yitirdiklerini görmekteyiz.

Çokuluslu şirketlere işe gönderdiğimiz gençlerimizi aslında, lisan üzerinden gönüllü sömürgeciliğe mi teşvik etmiş oluyoruz?

Çok ulusluluk ne yazık ki adının inceliğini taşıyamıyor artık.  Dünyayı İngilizceye mahkûm eden British Empire, bugün ABD’nin de desteği ile İngilizce bir alışveriş dünyası kurmuştur. Başka kültürler de önlerine düşen bu mecburi istikametin dışına çıkacak bir başka dünya düzeni kuramamıştır. Buna Çin, Hong Kong, Japonya, Hindistan gibi ticaret devleri de dâhildir. Onlar da İngilizce ticaret kervanına katılmışlardır. Bu nedenle çok uluslu kuruluşlar doğal olarak vardır; ancak bunlar çok dilli değildirler. Günümüzün lingua franca ‘sı olan İngilizce, ticaret yapmak isteyenlerin artık içine düşeceği bir kuyu, geçmek zorunda olacağı bir namert köprüsü olmuştur. Bu bakımdan, dünyaya İngilizce bakanların çok şey yapması gerekmiyor artık.

Dünyaya İngilizce ile bakmak, devlet gücü arasındaki bağı mı anlatıyor bize?

Devlet Gücü ile dil gücü arasındaki ilişki çoğu zaman doğru orantılı değildir. Tarih, yenilmişlerin dilinin yenenlerinkine üstün geldiğini gösteren örneklerle doludur. Moğolcanın Farsça ve Türkçe; Latincenin, Cermen dilleri karşısındaki konumu gibi. Bununla birlikte Farsçanın altındaki kültürel derinlik ve Türkçenin kesintisiz uygarlık çizgisi bu dilleri daha dirençli kılmıştır. Dillere devlet desteği de alışılmış bir çizgide değildir. Örnek olarak Türkçe; Türk kökenli oluşumların çoğunun siyasi desteğini alamamış iken Farsça ve Arapça; yazışma ve arşiv dili olma önceliğinin kazanımlarına sahiptir.

Geniş bir coğrafyada köklü bir dil geçmişimiz var. Şirketlerin gücünün artması dilimizin de hâkimiyet alanının artacağı manasına gelir mi?

Türkiye, Osmanlı’nın çözülüşünden bu yana kendi değer dünyasını yeniden kurma yolunda ilerlemek zorundadır. Evrensel değerler, kültürümüzün ulusal ve özgün yanlarını yok etmemelidir. Kişilerimiz gibi kurumlarımız da özgün kimlik ve içerik taşımalı ancak evrensel kapılara da sahip olmalıdır.  Kendi kalma niteliğini kaçırmış toplumların uğradığı sonuçlara düşmemeliyiz. Bunun için gereken köklü ve kesintisiz bir dile, yaygın ve yüzü ak bir uygarlığa, uzun ve lekesiz bir geçmişe ve tarihin her anına tanıklık eden özenilesi bir devlet yapısına sahip olduk. Yeni bir yükseliş için özellikle okumuşlarımızın kendi kalması, köklerine bağlı olması ve en önemlisi Türkçeye tutunması gerekmektedir. Kirlenmemiş Türkçe, göz kamaştıran sağlıklı yapısı, eşsiz, tutarlı ek düzeni, kurallı ve ilkeli dil dokusu ile kendini taşıyacak kuşakları beklemektedir. Türkler Türkçeyi hak etiğinde, bu kıyısında yaşayıp da ıslanmadığımız engin deniz, bizleri yeni ufuklara yeni Yunus’larla taşımayı sürdürecektir.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı