AraştırmaGelenekten Geleceğe

Ramazan-ı Şerîf’te Reklam Manzaraları

Ramazan-ı Şerîf ile beraber uzun süre devam eden güzel hasletler, zamanın değişmesiyle bazılarının sadrında, bazılarının ise satırlarında kaldı.

Bazen bir duyurudur. Bazen de ticaret metaını tanıtma amacıyla dellallar tarafından “Duyduk, duymadık, demeyiiiinn” şeklinde, davul eşliğinde bağırılarak meramın ifade edilmesidir reklam.
İnsanların görebilecekleri yerlere kil tablet, deri parçası gibi malzemeler kullanılarak duyuruların yapılması, reklamın ilk yazılı örneklerini oluşturur. Tarihî seyrine baktığımızda, ilk zamanlar duyuru amacıyla, günümüze yaklaştıkça da ticarî faaliyet amacıyla reklamların kullanıldığını görüyoruz.

Fermanlarda Ramazan

Osmanlı Devleti’nin kuruluş aşamasında Ramazan-ı Şerîf’lerin nasıl geçtiğine dair çokça belgeye sahip değiliz. Ancak 18. yüzyıldan sonra yazılı kaynaklara ulaşabiliyoruz. O belgelerde, Ramazan-ı Şerîf için hazırlıkların, üç ayların evvelinde başladığını ve bizzat padişah tarafından fermanların yayınlandığını görüyoruz.

Mesela, “İstanbul’a gönderilen buğday; has buğday ve fodula buğdayı olmak üzere 2’ye ayrılıyordu. Has buğday, birinci kalite; fodula buğdayı ise ikinci kalite buğday için kullanılan ifadelerdi. Has buğday unundan yapılan ekmekler, saray ve ileri gelen devlet adamlarının konaklarında yerini alıyordu. Fodula adı verilen bir tür ekmeğin îmâl edildiği ikinci kalite buğday unu ise İstanbul’da yaygın olarak tüketilmekteydi. Ramazan ayı, halkın en çok tükettiği gıda ürünü olan ekmek açısından diğer aylara göre ayrı bir önem arz ediyordu. Çünkü Ramazan ayında îmâl edilen ekmeklerin has undan îmâl edilmesi, pişkin ve beyaz olması şartı vardı. Bu yüzden bütün fırınlar Ramazan ayında, has un kullanarak pişkin ve beyaz ekmek îmâl etmek zorunda idiler.” (BOA, Cevdet, Belediye, nr. 237, 6591)

Bu has undan ekmekler, Şaban ayının son günleri muhtelif fırınlardan örnekler getirtilerek, bizzat padişah tarafından denetlenirdi. Padişahın beğendiği ve denetiminden geçen ekmek, numune kabul edilerek bütün fırınlarda aynı özelliklere sahip ekmeklerin pişirilmesi sağlanırdı. Bütün bu yapılan iş ve işlemler, Ramazan-ı Şerîf’e hürmetin bir göstergesiydi.

Ramazan-ı Şerîf, ay (kamerî) takvimine göre hesaplandığından Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) “(Ramazan ayının) hilâlini gördüğünüzde oruç tutun. (Şevvâl ayının) hilâlini gördüğünüzde de bayram edin. Eğer (Şaban ayının hilâli) size görünmezse, (oruca başlamak için Şaban ayını, bayram etmek için ise Ramazan ayını) otuz güne tamamlayın.” (Buhârî, hadis no:1909, Müslim, hadis no: 1081) hadis-i şerifi gereğince hilâl gözetlenirdi.

“Yerel değerlerin yansıtıldığı, Ramazan ayında ortaya çıkan bilindik bir firmanın Türkiye reklamı, 2006 yılının Ramazan ayında yayınlanmıştır. Reklamda Ramazan ayının insanların birbirlerine davranışlarında ve hayata bakışlarında meydana getirdiği değişiklikler, dini duygulara seslenen bir temayla sunulmaktadır. Cami, pide, iftar sofrası gibi göstergelerin yer aldığı reklam filmi, Türk insanının ulusal kimliğine uygun bir biçimde hazırlanmıştır. Reklam müziği olarak Türkiye’de çok bilinen ilahi olan ‘Sordum Sarı Çiçeğe’ kullanılmıştır. Reklamın teması; Ramazan’ın getirdiği heyecan, tüm ülkenin birlikte iftar açmasıyla, birliktelik duygusu verilerek hedef kitlelerin duygusal dünyasına seslenilmektedir.” (Yurdakul vd., 2004: 429).

Ru’yet-i hilâl (hilâlin görünmesi) olarak bilinen bu olay, yüksek yerlerde Ramazan-ı Şerîf’in ilk gününü işaret eden ayın hilâl halini gözetleyenler, eğer hilâli görebilirlerse iki şahitle beraber kadıya gidip tasdik ettirirlerdi. Kadının onay vermesi ile Ramazan-ı Şerîf başlamış olurdu. Kadı efendi, Ramazan-ı Şerîf’in başladığını minarelere mahya çektirerek ilan ettirirdi. Bu dönemde yapılan ilan, duyuru, reklam gibi bütün faaliyetler, Ramazan-ı Şerîf ile beraber dini emirleri en güzel şekilde yaşamak içindi. Uzun süre devam eden hasletler, zamanın değişmesiyle bazılarının sadrında, bazılarının ise satırlarında kaldı.

Değişen reklam anlayışı

“1900’lü yıllara gelindiğinde, teknolojinin hızla gelişmeye başlaması sonucunda reklam ve reklamcılık anlayışları da değişmiştir. Radyo ve televizyonun yaygınlaşmaya başlaması ile birlikte reklam sektörü, tüketim alışkanlıklarına yön veren bir alan haline gelmeye başlamıştı. 1960’lı yıllara gelindiğinde; 1970’lerin başına dek bir ‘tüketim patlaması’ yaşanmaya başlamıştı. (Çetin, 2014: 562).”

“Reklamların bir ajans tarafından yönetilmesi fikri, ilk olarak Fransa’da 1588 yılında Montaigne tarafından öne sürülmüş olsa da ilk reklam ajansı 1812 yılında İngiltere’de kurulmuştur (Elden, 2009: 148). Reklamların görsel ikna gücü 1839’da fotoğrafın bulunması ile artmıştır. 1840’lı yıllarda ise reklam mecrası olarak, dergiler kullanılmaya başlanmıştır (Elden, 2009: 150).”

Yeni çıkan sosyal iletişim vasıtalarını insanlar, reklam amacıyla kullanmaya başladılar. Ancak reklamı neye ve kime göre yapacaklarını, zaman içinde fikirleri geliştikçe ve değiştikçe öğreniyorlar. Onların bu zaman içindeki yaşadıkları ise birçok dinî ve kültürel değerlerin yok olmasına sebep olmuştur. Din ve kültür kavramını ilan etme konusu çerçevesinde ele alan reklamcılar, beşerî zafiyetleri kendi amaçları doğrultusunda hiç çekinmeden kullanmışlardır.

Hediyeleşmek mi paylaşmak mı?

Ramazan ayında ortaya çıkan bilindik bir firmanın, reklamlarında bir araya gelemeyecek unsurları bir araya getirmekte, Ramazan ayının ve Noel’in özelliklerini kullanarak firmasına kutsallık kazanmakta ve küresel kutsallık miti oluşturmaktadır.

O firmanın, ürünlerinin yanında verdiği hediyelerle de farklı bir amaç güdülmektedir. Hediyeleşmenin Türk-İslam kültüründe özel yeri olmasına karşılık Ramazan ayı hediyeleşme değil; yardım, paylaşma ayı olarak görülmektedir. Hıristiyanlıkta hediye; Noel’in sembolü, Ramazan’da ise hediyeleşmek değil; paylaşmaktır aslolan. Dolayısıyla burada Noel ile Ramazan-ı Şerîf arasındaki ayrım aşındırılarak yakınlık kurulmakta, böylece küresel duygu üretilmektedir.

Bu küresel duygunun altında İslam inancını yok etmek ve reklamlarla güdülebilen bir toplum meydana getirmek kaygısı olabilir mi? Bu amaçlarına ulaşabilmek için sosyal medyadan yararlanarak, toplumları kitlesel hareket ettirebilme ve amaçlarına uygun yönlendirme çalışmalarına hız kesmeden devam etmektedirler.

Artık karar sizlerin: Sürü içinde sürü gibi yaşamak mı yoksa böyle yaşamaktan kaçınmak mı?
Toplumla yaşamaktan kaçınmak mümkün değil ama toplumla aynı şekilde yaşamaktan kaçınmak zor da olsa yapılabilir. Şimdi vakit, reklam malzemesi haline getirilmiş olan Ramazan-ı Şerîf’i, layık olduğu şekilde yaşayarak ve yaşatarak ihya etme vaktidir.

Kaynakça:
ALTINBAŞAK, İ. ve Diğerleri (2008). Küresel Pazarlama Yönetimi. (1. Baskı). İstanbul:Beta Yayıncılık. ELDEN, Müge (1997): Reklâmcılık Kavramlar, Kararlar, Kurumlar, İstanbul, İletisimYayınları. GÜREL, Kazım Tolga (2008): Sanal İkon Gezegeninin Kıyameti, Ankara, Eyfel Yayınları YAYLAGÜL, Levent (2006): Kitle İletişim Kuramları. Ankara, Dipnot Yayınları.DEMİR (Ed.), Mistik Pazarlama, MediaCat Kitapları, İstanbul, ss. 119-151.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı